Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > Yaratana Kurban

Yaratana Kurban
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 1348 EKLENME : 13/10/2013 GÜNCELLENME : 12/10/2013 Yaratana Kurban Facebook'ta paylaş Yaratana Kurban İçin Yorum Yap

Yaratana Kurban

“Kurban olayım seni yaratana” demişti ârife bir hanım teyze, beni sevgiyle bağrına basarken.

O anda gerçek, anlamına kavuşmuştu idrakimde kurban olmak kavramı.

Kurban olmak, denilince hep çocukluğumda zihnime yerleşmiş olan kurban bayramlarının bildik sahnesi gözümde canlanır. Yerde boğazlanmış koyun gelir aklıma. Oysaki onun adı, ‘nahr’ idi Arapça’ da. Ona ‘kurban’ adını biz takmışız. Asıl anlamı Yakınlık olan bu kelimeyi, ona takışımızın sebebi ise ‘Yaratana kurban’lığı yani Yaratana yakınlığı sağladığı içinmiş.

Bunları çeşitli kitap, dergi vs.lerden okuyup öğrenmiştim. Öğrenmiştim ama o güne kadar hakkıyla kavrayamamışım meğer.

Çok hoşuma gitmişti bu söz. Gerçi buna benzer kullanımlarına çok rastlamıştım bu sözün “Kurban olayım sana” “Kurban olsun ona anası, nenesi vs.” şeklinde kullananlara rastlamıştım.

Bu teyzenin söyleyişinde daha farklı bir incelik vardı. Bu gözümden kaçmamıştı.” Kurban olayım seni YARATANA”

Güzellik buradaydı; bana değil beni yaratana kurban olmayı diliyordu. Bana kurban olup da ne yapacaktı. Ya ben, beni yaratandan uzak olursam, bu onu da, beni ve onu yaratandan uzak kılardı.

Oysa beni yaratana kurban olursa, beni de, beni ve onu yaratana kurban (yani yakın) kılabilirdi.

Sevgilerimizdeki olması gereken ölçü bu olmalıydı. Her şeyin ölçüsünün unutulduğu, aşırılıkların alıp başını gittiği günümüzde, ifrat ve tefrit denilen ya hepten ileri gitme ya da büsbütün geri kalmayı sevgilerimize de yansıtmayı başarmışız!

Ya kupkuru sevgisiz çorak bir gönülü yük gibi taşımışız bağrımızda; böylece Rabbimizi sevmeyi bile beceremez olmuşuz. Ya da sevdiğimizi öylesine sevmişiz ki adeta o sevdiğimiz bizim ilahımız olmuş. Bu yüzden de “Kurban olayım sana” demişiz de “Kurban olayım seni yaratana” inceliğine erememişiz.

Hâlbuki bizi yaratan bize yakın olduğunu Kur’an’ı Kerim’de şöyle bildiriyordu: “Ve nahnu arkabu ileyhi min hablil verid” Ve biz ona (insana) şah damarından daha yakınız. (Kaf suresi 16)

Evet, bizi yaratan bize yakınlığını, bizim kurban kelimesinin türediği aynı kökten ism-i tafdil kalıbıyla “akrabu” (daha yakın) kelimesini kullanarak ilan ediliyordu. Hem de can damarımızdan daha yakın olduğunu ifade ederek ilan ediyordu.

O bize çok yakındı. Ya biz?

Biz ise nefsaniyetimizin karanlığına büründüğümüz ölçüde uzağa düşüyorduk, bize bizden daha yakın olan yaratanımızdır.

Sevginin de nefsanî ve rahmanî olmak üzere iki veçhesi vardı. Allah’a ve onun rızasına yönelik her sevgi rahmanî, diğer tüm sevdikler de nefsanî sevgilerdi. Ve bizi yaratanımız bizim birbirimizi sevmemizi istiyordu. Bunu Resulullah (S.A.V.) bize şöyle haber vermekte: “İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Müslim, iman ,93)

Allah için sevmek ve sevilmek bu kadar önemliydi mü’minlerin hayatında. Allah için birbirini sevmek imanımızı kemale ulaştıracak bir kanat, iman ise bizi cennetlere ulaştıracak bir başka kanat.

Bunu özümsemiş olan ninelerimiz, analarımız kendilerine ahiret kardeşi edinmişlerdi. Bunun tezahürü olarak “Ninemin ahretliği” veya “annemin ahretliği” diye ziyaret edilirdi ninelerimizin veya annelerimizin ölümünden sonra bile bu tür ahiret kardeşi edindiği arkadaşları.

Her şeyin nefis hesabına değerlendirildiği günümüzde bu tür ebediyete taşıyıcı sevgiler de kalmamış.

Kısacası sevgiler de nefsaniyetin karanlığına bürünüvermiş. Nefsaniyetin karanlığına büründüğü ölçüde de bizleri yaratanımızdan uzaklaştırmış.

Uzaklaştırmakla kalmamış aynı zamanda da kendi faniliğimiz gibi sevgilerimiz de fani hale gelmiş. Azıcık ayrı kalmakla unutuluveren dostluklar, ufak tefek çıkar çatışması yüzünden silinip atılan kardeşlikler, söylediği bir sözün asıl maksadını bile arayıp soruşturmadan küsüp bir daha yüz yüze bakmamaya yeminler eden, bir gün öncesinin can ciğer kuzu sarması dostları…

Bütün bunlar fani varlıklara gereğinden fazla sevgi beslemenin bir tezahürü. Yani “kurban olayım sana” mantığının bir sonucu. Ayette Allah’tan başka varlıkları Allah’ı sever gibi sevmenin yanlışlığı şöyle ifade edilir: “İnsanlardan bazıları Allah’tan başkasını Allah’a denk ilahlar edinir de onları Allah’ı sever gibi severler…” (Bakara suresi, 165)

İbrahim aleyhisselamın dilinden bu tür sevgilere cevap verelim: “Ben batanları sevmem.” (En’am suresi, 76)

İşte Allah’tan başka varlıkları Allah’ı sever gibi seversek bu sevgiler batar gider. Fakat Allah için sevmek böyle değil. Sevgiler Allah için olduğu ölçüde ebedileşir, sevenleri ebediyete taşır.

Bu gerçeğin farkında olan bir dost, bir mevsim için ayrı kalmak durumunda kaldığı bir dostuna:

—Seni Allah için seviyorum, nefsim için değil. Seninle yaşadığımız manevi hazları özlüyorum. Senden temelli ayrı kalıp bu manevi hazlardan mahrum kalma korkusuyla Rabbime: “Rabbim! Onu senin için seviyorum, nefsim için değil. Rabbim! Bizi birbirimizden ayrı düşürme, birlikte yaşadığımız manevi zevklerden bizi mahrum koma.” diye dua dua yalvarıyorum, demişti telefonda.

İşte böylesi dostluklar yakınlaştırırdı insanı yaratanına. İşte böylesi dostluklar ayrılıkla unutulmaz. Bilakis daha bir perçinlerdi dostu dosta. Çünkü dostları en yüce dosta yakınlaştıran; bâki olan için olduğundan dolayı bekâ âlemine kol kanat açtıran dostluklardı böylesi dostluklar.

Ne diyordu ayette: “…iman edenlerin Allah’a karşı sevgileri ise her şeyden daha sağlam ve kuvvetlidir” (Bakara suresi, 165)

“Yaratana kurban” sevenleriniz ve sizleri “Yaratana kurban eden” sevdikleriniz olması dileğiyle efendimizin şu duasına hep birlikte dört elif miktarı amiiiin diyelim.

—Allah’ım Sen’den sevgini, Sen’i sevenlerin sevgisini ve Senin sevgine ulaştıracak ameli talep ediyorum. Allah’ım senin sevgini bana nefsimden, ailemden, malımdan ve soğuk sudan daha sevgili kıl. (Tirmizi, Deavat, 72) Amiiiin.

(Aysel Gürgen)


Etiketler: , , ,


Kategori: