Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > VASİYETİN MEYDANA GELME ŞARTLARI

VASİYETİN MEYDANA GELME ŞARTLARI
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 1063 EKLENME : 15/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 VASİYETİN MEYDANA GELME ŞARTLARI Facebook'ta paylaş VASİYETİN MEYDANA GELME ŞARTLARI İçin Yorum Yap

VASİYETİN MEYDANA GELME ŞARTLARI

  1) Vasiyetin rükünleri:
Ebû Hanîfe, Ebû Yusuf ve İmam Muhammed’e göre vasiyetin rüknü icap ve kabuldür. Çünkü vasiyet; bağış ve satış.akdine benzer. Mirasta, mirasçının mülkiyet hakkı kabul şartı aranmaksızın kendiliğinden meydana gelirken, vasiyette lehine vasiyet yapılanın kabulü gereklidir. Çünkü bazı durumlarda vasiyet onun aleyhine sonuç doğurabilir. (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 330 vd.)
Vasiyette icap; “Malımın üçte birini şu hayır işine veya şu kimseye vasiyet ettim” gibi bir sözle olur. Kabul ise, lehine vasiyet edilenin “yapılan şu vasiyeti kabul ettim” demesi veya vasiyetçinin ölümünden sonra vasiyet edilen mal üzerinde kabul anlamına gelen tasarruflarda bulunması ile gerçekleşir.
Diğer yandan vasiyet; fakirlerin, hac yapanların, mücahidlerin veya mescitlerin maslahatı gibi belirsiz kişi ya da topluluklar lehine yapılmışsa, kabule gerek olmaksızın yalnız icap ile meydana gelir.
İmam Züfer’e (ö. 158/775) göre vasiyetin rüknü icaptan ibarettir. Lehine vasiyet yapılanın kabulü ise rükün değil bir şarttır. Çünkü lehine vasiyet yapılan kimse mirasçıya benzer. Mirasın sabit olması mirasçının kabulüne bağlı olmadığı gibi vasiyetin geçerliliği de lehine vasiyet yapılanın kabulünü gerektirmez. Hanefîlerde tercih edilen görüş budur. (İbn Âbidîn, a.g.e., V, 457 vd.; Bilmen, a.g.e., İstanbul 1969, V, 117, 118; ez-Zühaylî, a.g.e., VIII, 13, 14.)
Şafiî, Mâlikî ve Hanbelîlere göre vasiyetin geçerliliği için icap ve kabul gereklidir. (Bilmen, a.g.e., V, 118, 119.)
2) Vasiyette şekil şartları:
Vasiyetin geçerli olması için söz, yazı veya işaret yollarından birisi ile yapılması gereklidir.
a) Sözlü vasiyet:
Sözlü vasiyetin geçerli olduğu konusunda İslâm fakihleri arasında görüş birliği vardır. Sözlü olarak, iki şahidin yanında “şu kimse için filanca malımı vasiyet ettim” gibi bir sözle vasiyet gerçekleşir.
Lehine vasiyet yapılan ölürse, kabulü onun yerine mirasçıları yapar.
Eğer lehine vasiyet yapılan; okul, mescid ve fakirler gibi belirsiz topluluk veya hayır kurumları ise, vasiyetçinin mücerred ölümü ile, kabul söz konusu olmaksızın vasiyet tasarrufu yürürlük kazanır.
b) Yazı ile vasiyet:
Bir kimse kendi el yazısı ile bir vasiyetname düzenleyerek, şahitlere bunu okusa ve “siz buna şahid olunuz” dese böyle bir vasiyet geçerli olur. Çünkü yazı, maksadı açıklamada sözlü ifadeden geri kalmaz. Diğer yandan, şahitlere yazılı vasiyetin okunması ya da kapsamının sözlü olarak tekrarlanması ayrıca yazılı belgeye güç kazandırır.
Kanaatımızca, yazılı vasiyetnamenin altına şahitlerin kimliklerinin yazılması, imzalarının alınması ve düzenleme tarihinin atılması isbat kolaylığı sağlar. Bunun günümüzdeki noter veya resmi bir daire nezdinde yapılması hakların korunması bakımından daha sağlam olur.
Diğer yandan dilsizin yazı ile yapacağı vasiyetin geçerli olduğunda da görüş birliği vardır. Burada önemli olan, yazının vasiyetçiye ait bulunmasıdır.
Yazılı vasiyetin baş tarafında besmelenin ve özet olarak iman esaslarının yazılması müstehap sayılmıştır. Bu arada kendi neslinin de bu imanla yaşayıp ölmesi temennisi de vasiyete eklenir. Nitekim İbrahim ve Ya’kup peygamberler kendi çocuklarına şöyle vasiyette bulunmuşlardır.
“Yavrularım, Allah size bu dini seçmiştir. Ancak müslümanlar olarak ölünüz”. (el-Bakara, 2/132.)
c) İşaretle vasiyet:
Dilsiz veya dili tutulmuş olan kimse, eğer yazı bilmiyorsa özel işaretiyle vasiyet yapabilir. Ancak dili tutulanın, yeniden konuşmaktan ümit kesilmiş olması gereklidir. Konuşmaktan aciz kalan kimse yazı yazmayı biliyorsa, vasiyetini yazıyla yapması gerekir. Çünkü yazının maksadı anlatması daha sağlamdır.
Sonuç olarak konuşabilen kimsenin vasiyeti hem sözle hem de yazı ile olur. Yazı bilen dilsizlerin vasiyeti yazı ile, yazı bilmeyenin ki ise özel işaretle yapılır.
3) Vasiyetçi ile ilgili şartlar:
a) Vasiyetçinin ölüme bağlı tasarrufta bulunduğu sırada bağış yapma ehliyetine sahip olması gerekir.
Buna göre vasiyet edenin akıllı ve ergin olması gereklidir. Bu yüzden akıl hastası olan veya henüz erginlik çağına gelmemiş bulunan küçükler bağış yapmaya ehil olmadıkları gibi, yapacakları vasiyet de geçerli bulunmaz. Çünkü vasiyet aleyhte sonuç doğuran bir tasarruftur.
Mâlikî ve Hanbelîlere göre temyiz gücüne sahip olan küçüğün vasiyeti geçerli olur.
Sefihlik yüzünden kısıtlı olan kimsenin yapacağı vasiyet prensip olarak geçerli olmakla birlikte, ayrıntıda bazı görüş ayrılıkları vardır. Nitekim Hanefîlere göre kısıtlının vasiyeti yoksullar veya bir hayır kurumu gibi Allah’a yaklaştırıcı nitelikte olursa malının üçte birinde geçerlidir. Fasık olmayan zengin lehine vasiyette bulunmak gibi Allah’a yaklaştırıcı (kurbet) niteliği yoksa böyle bir vasiyet geçerli olmaz. Diğer üç mezhep ise böyle bir şartı öngörmez ve kısıtlının vasiyetini geçerli sayarlar. Ancak Şâfiîlere göre iflâs yüzünden kısıtlananın yapacağı vasiyetin geçerliliği, alacaklıların icazetine bağlıdır.
Sarhoşun yapacağı vasiyet, çoğunluğa göre mutlak olarak geçerli değildir. Çünkü aklı başında değildir. Şâfiîlere göre ise haram bir şeyden dolayı sarhoş olmuşsa yapacağı vasiyet geçerli olur.
Gayri müslimin yapacağı vasiyetin geçerli olduğu konusunda görüş birliği vardır. Çünkü vasiyetin geçerliliği için müslüman olmak şart değildir. (bk. el-Kâsânî, a.g.e., VII, 334 vd.; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., VIII, 429 vd; İbn Rüşd, a.g.e., 328; İbn Kudâme, el-Muğnî, VI, 558; ez-Zühaylî, a.g.e., VIII, 26 vd.)
b) Vasiyetin rıza ve hür irade ile yapılmış olması gerekir.
Vasiyet bir mülk veya hakkın başkasına devrini gerektirir. Bu yüzden satış, bağış vb. mülkiyetin naklini gerektiren tasarruflar gibi vasiyetçinin rızası ile yapılmış olmalıdır. Buna göre şakacının, iradesi zorlananın (mükreh) ya da yanlışlık yapanın vasiyeti geçerli değildir.
4) Lehine vasiyet yapılanla ilgili şartlar:
Vasiyet gerçek kişi lehine veya toplum ya da hükmî şahıs lehine yapılmış olabilir.
a) Gerçek kişi lehine vasiyet:
Vasiyet bir şahıs lehine yapılmışsa şu şartların bulunması gerekir.
aa) Lehine vasiyet yapılanın mevcut olması:
Vasiyet bir temlik sayıldığı için var olmayan bir kimse lehine gerçekleşmez. Bu yüzden ölmüş olan kimse için vasiyet söz konusu olmaz. Ancak anne karnındaki cenin lehine yapılacak vasiyet ve vakıf geçerlidir. Çünkü onun varlığı bir gerçektir. Vasiyetin yürürlük kazanması için çocuk vasiyetten itibaren altı ay içinde ve canlı olarak doğmuş bulunmalıdır.
bb) Kimliğinin bilinmesi:
Lehine vasiyet yapılanın belirli ve bilinen bir kimse olması gerekir. Aksi durumda vasiyeti uygulamak mümkün olmaz. Meselâ; vasiyet eden, “malımın üçte birini Ali’ye veya Veli’ye yahut müslümanlara bıraktım” dese, lehine vasiyet yapılanın belirsizliği nedeniyle böyle bir vasiyet geçersizdir. Çünkü vasiyet konusu malın teslimine imkân olmaz.” İki kişiden birisine vasiyet ettim” sözü de bu niteliktedir. Ancak bu son durumda Ebû Yusuf’a göre vasiyet her ikisine, İmam Muhammed’e göre ise mirasçıların seçeceği birisine yapılmış sayılır. (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 236.)
Diğer yandan lehine vasiyet edilenlerin “yoksullar” veya “şu köyün yoksulları” gibi tür olarak belirlenmesi durumunda vasiyet geçerli olur. Çünkü bu sadaka vermeyi vasiyet etmek gibidir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VIII, 34, 35.)
cc) Vasiyetçiyi öldürmemesi:
Lehine vasiyet yapılan kimse, vasiyetçiyi öldürürse, miras bırakanını öldüren mirasçının mirastan mahrum kaldığı gibi, o da vasiyet edilen malı alamaz. Burada vasiyetçinin veya miras bırakanın hayatı bir an önce servete kavuşmak isteyen kötü niyetli kişilere karşı korunmuştur. Hadiste şöyle buyurulur: “Katile vasiyet yoktur”. (Zeylâî, Nasbu’r-Râye, IV, 402.) Ancak Ebû Hanife ve Muhammed’e göre, bu durumda mirasçılar vasiyeti kabul eder veya vasiyetçinin mirasçısı bulunmazsa vasiyet geçerli olur.
b) Hayır cihetine yapılan vasiyet:
Cami, mescid, tekke, hastane, okul ve benzeri hayır yerlerine ve bunların imar ve ıslâhına, yoksullara, aydınlatma, ısınma ve benzeri zaruri ihtiyaçlarına harcanmak üzere vasiyette bulunmak caizdir. Bütün bunlarda o beldenin örf ve âdeti dikkate alınarak harcama yapılabilir.
Hayır işlerine ve toplum yararına sarfedilmek üzere yapılacak vasiyet caizdir. Yol, köprü, sağlık ocağı, cami yapımı ve aydınlanması ile ısıtılmasını sağlamak ve öğrencilere yardımda bulunmak üzere yapılacak vasiyetler bu niteliktedir. (Kadri Paşa Kodu, mad. 541.)
c) Ma’siyete destek sağlayan vasiyet:
Vasiyet cihetinin Allah’a isyana yol açacak ve İslâm’ın caiz görmediği bir işi desteklemek niteliğinde olmaması gerekir. Meselâ; kabir yapımını, kabrin üzerine kubbe yapılmasını veya evinin bahçesine defnedilmeyi, ya da filanca kabristanlığa gömülmeyi veyahut kabir üzerinde Kur’an-ı Kerim okunmasını vasiyet etmek caiz değildir. Çünkü Kur’an okutmak üzere başkasını ücretle tutmak caiz olmaz. Müteahhırûn (sonraki fakihler) fakihlerinin para karşılığı Kur’an ta’limine fetva vermesi, bütün taatler için para ile adam tutulmasının caiz olduğu anlamına gelmez. Çünkü bu fetva şer’i ilimlerin zayi olmasını önlemek ve imamlık, müezzinlik gibi hizmetlerin devamını sağlamak üzere zaruret yüzünden verilmiştir. Yukarıda sözü edilen okuma ya da diğer vasiyet konusu ve işlerin yapılmasında ise zaruret yoktur. (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 341; İbn Âbidîn, a.g.e., V, 458, 471.)
Diğer yandan cenaze namazını belirli bir kimsenin kıldırmasını veya cenazenin filan beldeye nakledilmesini vasiyet etse bu geçerli değildir. Hatta vasi, mirasçıların izni olmaksızın, ölüyü vasiyet ettiği beldeye naklederek masrafta bulunsa, bunu tazmin etmesi gerekir. (Bilmen, a.g.e., V, 142.)
d) Din ayrılığının vasiyete etkisi:
Vasiyetin geçerli olması için taraflar arasında din birliği gerekmediği gibi, aynı ülkenin tebeası olmaları da gerekmez. Mısırlı Kadri Paşa aile kanununda konuya şöyle yer vermiştir.
“Din ayrılığı veya tebealık farkı vasiyetin geçerli olmasına engel teşkil etmez. Buna göre; müslümanın zimmîye (İslâm devletinin gayri müslim tebeası) ve İslâm beldesinde bulunan pasaportlu gayri müslime (müste’men) vasiyeti geçerli olduğu gibi, zimmî ve müste’men’in de kendi devlet tebeasından olmasa bile, müslüman ve zimmi lehine yapacağı vasiyet geçerlidir.
İslâm devletinde mirasçısı bulunmayan, pasaportlu gayri müslim’in bütün mallarını vasiyet yoluyla bağışlaması caizdir. Bir bölümünü vasiyet ederse, geriye kalanı mirasçılarına geri verilir. (Kadri Paşa, a.g.e., mad. 542.)
Diğer yandan bir zimminin başkasına olan vasiyeti terekesinin üçte birinden karşılanır.
e) Lehine vasiyet yapılanın mirasçı olmaması:
Vasiyetin yürürlük kazanması için, lehine vasiyet yapılanın vasiyetçinin ölümü sırasında ona mirasçı olmaması gerekir. Allahü Teâlâ mirasçıların haklarını belirlediği için, ayrıca miras bırakanın vasiyet yoluyla bu miktarları değiştirmesi caiz görülmemiştir. Diğer yandan miras bırakanın bazı mirasçılarını tercih ederek onlara ayrıca vasiyetle mal bırakması diğerlerinin kıskançlığına yol açar ve bu durum sıla-i rahmin kesilmesine sebep olabilir.
Delil Hz. Peygamber’in şu hadisleridir: “Yüce Allah her hak sahibine hakkını vermiştir. Bu yüzden mirasçı için vasiyet yoktur”. (Ebû Dâvud, Büyü, 88; Tirmizî, Vesâyâ, 5; ibn Mâce, Vesâyâ, 6.) “Bir mirasçı lehine vasiyet, diğer mirasçıların rızası olmadıkça caiz değildir”, “Diğer mirasçılar icazet vermedikçe bir mirasçı lehine vasiyet yoktur”. (Buhârî, Vesâyâ, 6; Ebû Dâvud, Vesâyâ, 6; Tirmizî, Vesâyâ, 5; Nesâî, Vesâyâ, 5; eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VI, 40. İlk hadis İbn Abbas’tan, İkincisi Amr b. Şuayb’tan nakledilmiştir.)
Sonuç olarak mirasçı lehine vasiyet yapıldığı takdirde bu, diğer mirasçıların icazetine bağlı olarak geçerli olur. Kabul ederlerse uygulanır, reddederlerse ortadan kalkar. Bir bölüm mirasçı kabul ederse, yalnız onların paylarında geçerli olur.
İmâmiyye Şîa’sına ve Zeydiye’ye göre mirasçı lehine vasiyet diğer mirasçıların icazetine bağlı olmaksızın doğrudan geçerlidir. Çünkü anne-baba veya yakın hısımlara vasiyeti emreden âyet, (el-Bakara, 2/180.) miras âyetleri ile neshedilmiş olsa bile bu durum farz olan vasiyetin neshedildiği anlamına gelir, caiz ya da müstehap olan vasiyet ise kapsam dışı kalır.
Zahirîlere göre ise, diğer mirasçılar icazet verse bile mirasçı lehine yapılacak vasiyet mutlak olarak geçerli değildir. Çünkü sünnetin yasakladığı bir tasarruf batıl olur. (İbn Rüşd, a.g.e., II, 329; İbn Hazm, el-Muhallâ, IX, 387.)
5) Vasiyetin konusu ile ilgili şartlar:
a) Vasiyet edilen şeyin bir mal olması gerekir. Bu, taşınır veya taşınmaz bir mal olabileceği gibi, bir hak veya yararlanma hakkı da olabilir. Meselâ; bir kimse evinin mülkiyeti mirasçılarına ait olması şartıyla, içinde oturma (süknâ) hakkını bir başkasına vasiyet edebilir.
b) Vasiyet konusu olan mal, mütekavvim (İslâm’a göre değeri olan) bir mal olmalıdır. Bu yüzden bir müslümanın diğer müslümana şarap, domuz eti gibi mütekavvim olmayan bir şeyi vasiyeti geçersizdir.
c) Malın mülkiyetinin devri mümkün olmalıdır. Buna göre henüz ana karnına düşmemiş olan yavruyu vasiyet geçerli değildir.
d) Vasiyet konusunun Allah’a isyan sayılan bir nitelikte olmaması gerekir. Müslümanın kilise veya havra yapımı, ya da bunların tamiri için yapacağı bir vasiyet bu niteliktedir.
e) Vasiyetçinin mirasçısı varsa, yapılacak vasiyetin onun malvarlığının üçte birini aşmaması gerekir. Eğer üçte birden fazla ise, yukarıda da belirttiğimiz gibi bunun uygulanması diğer mirasçıların icazetine bağlıdır. Çoğunluk müctehitlere göre, böyle bir durumda miras bırakanın mirasçısı olmasa bile, terekenin üçte birini aşan miktardaki vasiyet geçersizdir. (el-Mergînânî, el-Hidâye, IV, 232; el-Mevsılî, el-İhtiyâr, V, 62; İbn Kudâme, el-Muğnî, VI, 563; Bilmen, a.g.e., V, 122 vd.)
f) Vasiyetin yürürlük kazanması için, vasiyetçinin borca batık olmaması gerekir. Miras bırakanın borçlarının ödenmesi vasiyetin uygulanmasından önce geldiği için, böyle bir durumda alacaklılar izin vermezse vasiyet geçersiz olur.
Kur’an-ı Kerim’de “Yapacağınız bir vasiyetten veya borçtan sonra…” (en-Nisâ, 4/12.) buyurulur. Burada vasiyetin önce zikredilmesi mirasçıların dikkatini çekmek içindir. Çünkü miras bırakanın alacaklıları, mirasçılara karşı haklarını serbestçe koruyabilirken, lehine vasiyet yapılanlar, vasiyet için bir bedel ödemedikleri için onların hakkının inkârı ya da takipsizlik yüzünden vasiyetin sonuçsuz kalması mümkündür. Diğer yandan lehine vasiyet yapılanın vasiyetten her zaman haberi olmayabilir. Çünkü vasiyetin uygulanabilmesi için onun önceden haberinin olması da şart değildir. Vasiyetçinin ölümünden sonra, vasiyeti öğrenince kabul iradesini belirtmesi yeterlidir. Vasiyetçinin malının üçte birinden kendisi yerine hac yaptırılmasını vasiyet etmesinde olduğu gibi mirasçıların uygulamasını gerektiren durumlarda, vasiyeti ciddiye almaları ve bu konuda eksik bir yön bırakmamaları gerekir.


Etiketler: , ,


Kategori: