Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > TERİKE VE KAPSAMI

TERİKE VE KAPSAMI
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 919 EKLENME : 15/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 TERİKE VE KAPSAMI Facebook'ta paylaş TERİKE VE KAPSAMI İçin Yorum Yap

TERİKE VE KAPSAMI

  Terike, Türkçe’de “tereke” şeklinde kullanılmaktadır. Murisin geride bıraktığı ve mirasçılarına intikal eden şeylere tereke veya miras denir.
Hanefîlere göre, yalnız mallar ve mala bağlı olan haklar tereke kapsamına girer. Menkul ve gayri menkul mallar, murisin alacakları ile lehine tahakkuk etmiş bulunan diyet ve tazminat bedelleri gibi malî haklar, satılan mal veya rehni hapis hakkı gibi haklar, geçme, su ve sulama, su içme, su geçirme gibi irtifak hakları bunlar arasındadır. Yararlanma hakkı mirasçıya geçmez. Kira akdi gibi. Yine, velayet, vekalet, hıdane, vazife, hilafet gibi şahsa bağlı haklarla, malî ve şahsî haklar beraber bulunur ve şahsî hak üstün olursa, bu haklar da terekeye girmez. Muhayyerlik hakkı, şüf’a hakkı gibi…
Şafiî, Malikî ve Hanbelîlere göre, bütün mal ve sabit olan mutlak haklar tereke kapsamına girer, irtifak hakları gibi aynî haklar; intifa hakkı gibi menfaatler; ve şüf’a yahut muhayyerlik hakkı gibi şahsî haklar bunlar arasında sayılabilir. (ez-Zühayli a.g.e., VIII, 269 vd.)
Terike Üzerindeki Haklar:
1. Techiz ve tekfin harcamaları:
Terikeden, önce murisin kefenlenme ve gömülme masrafları çıkarılır. Bunlar israf ve kısıntı yapmaksızın İslamî ölçülere göre yerine getirilir. Teçhiz ve tekfin, hayattaki tesettürün devamı niteliğinde olduğu için diğer haklardan önde gelir (bk. el-Furkan, 25/27). Nitekim Rasülullah (s.a.s.) hac sırasında devesinden düşerek boynu kırılan ve vefat eden sahabe için şöyle buyurmuştur: “Onu iki kumaşla kefenleyiniz” (Buharî, Cenaiz, 20, 21, 22, Sayd, 20, 21; Müslim, Hacc, 93, 94, 98, 99, 101; Ebü Davud, Cenaiz, 80; Tirmizî, Hacc, 105.)
Allah elçisi bu sahabenin borcu olup olmadığını sormamıştır. Terike bu masrafları karşılamazsa, sağlığında iken murisin nafakası kimin üzerine vacipse, bu masraflar da ona ait olur. Hiç kimsesi yoksa beytü’l-mal’ce karşılanır.
2. Borçların ödenmesi:
Techiz ve tekfin masrafları çıkarıldıktan sonra, terikenin tamamından murisin borçları ödenir. Vasiyetin yerine getirilmesi bundan sonra gelir. Çünkü Hz. Alî (r.a.). Rasulullah (s.a.s.)’in, miras taksimine, vasiyetin ifasından önce, borcu ödemekle başladığını nakletmiştir. (ez-Zühaylî, a.g.e.. VIII. 273.)  Ayette şöyle buyurulur: “..(Bütün miras hükümleri, murisin) yapacağı vasiyetin uygulanmasından veya borcun ödenmesinden sonradır.” (en-Nisa, 4/11) Burada vasiyetin önce zikredilmesi dikkati çekmek içindir. Çünkü vasiyetin uygulaması mirasçılara daha ağır gelir. Borçlar Allah hakkı ve insanlara ait olmak üzere ikiye ayrılır.
a) Allah hakkı olan borçlar:
Zekat, keffaret ve adak gibi Allah ve Rasülünün emriyle sabit olan borçlar, Hanefîlere göre, dünya hukuku bakımından düşer. Ödenmesi gerekmez. Çünkü bunlar mükellefin niyetle bizzat veya vekil aracılığı ile yerine getireceği borçlardır. Halbuki ölen kimse ne niyet edebilir ve ne de vekalet verecek durumda değildir. Ancak murisin vasiyet etmesi halinde bunlar terikenin üçte birinden ödenir.
Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerine göre ise bu çeşit zekat, keffaret ve adak gibi borçların terikeden ödenmesi gerekir. Çünkü bunlar ölenin borçları olup, niyete muhtaç değildir ve nimetin külfeti niteliğindedir.
b) İnsanlara olan borçlar:
Murisin sıhhatli olduğu sıralarda veya hastalığı sırasında doğmuş olup da, sağlam delillerle sabit olmuş bulunan borçlar terikeden ödenir. Hastalık halinde, hastanın ikrarı ile sabit olan borçlar, diğer borçlardan sonra ödenir.
Kul borçlarına terike yeterli oluyorsa, tamamı ödenir. Yeterli olmazsa, oranlarına göre ödeme yapılır. Ödenemeyen borçlar dünya bakımından düşer. Mirasçılar bunu ödemek zorunda değildir.
Şafiîlere göre, Allah hakkı olan borçların önce ödenmesi gerekir. Çünkü Allah’ın hakkı ödenmeye daha layıktır (bk. Buharî, Savm, 42) Malikîler ise, kul borçlarına öncelik tanır. Onlara göre, Allah müstağni, kul ise muhtaçtır. Ayrıca Allah’ın mağfireti umulur. Hanbeliler, her iki çeşit borcu ödeme bakımından eşit kabul ederler. (ez-Zühayli, a.g.e., VIII, 274 vd.; el-Cürcanî, Şerhu’s-Siraciyye, s. 3, 4.)
3. Vasiyetlerin yerine getirilmesi:
Yukarıda belirtilen haklar ödendikten sonra geri kalan malın üçte birinden vasiyetlerin yerine getirilmesi gerekir. Çünkü miras hükümlerinin sonunda, “yapılan vasiyetin ifasından ve borçların ödenmesinden sonra” (en-Nisa,4/11.) buyurulmuştur. Ölenin vasiyetle başkasına bırakabileceği mal, borçlar düşüldükten sonraki kısmın üçte biri kadardır. Bunu aşan vasiyet mirasçıların icazeti bulunmadıkça yürürlük kazanmaz. Lehine vasiyet yapılan mirasçı olsun, yabancı bulunsun hüküm değişmez. Eğer icazet verirlerse vasiyet uygulanır. Mirasçılardan bazısı icazet verir, bazısı vermezse, icazet verenlerin hissesi oranında uygulanır.
Muris ölmeden önce, zekat, keffaret, adak gibi Allah hakkı olan borçlarını vasiyet etse, bu arada insanlara da birtakım borçları bulunsa, kul hakkı olan borçlar önde gelir. Çünkü bunlar daha kuvvetlidir. Kul borçlarından mal artarsa, bunun üçte birinden Allah hakkı olan borçlar ödenir.
Muris kaçırdığı namazlar için fidye vasiyet etse, vitir namazı dahil her namaz için, mirasın üçte birinden fakirlere yarım sa’ buğday veya bunun bedelini (bir sa’, şer’î dirheme göre 2,917 kg., örfî dirheme göre 3,333 kg. lık bir ağırlık ölçüşü) vermek gerekir. Yolculuk veya hastalık nedeniyle kaçırdığı ramazan oruçlarını, kaza etmeye gücü yettiği halde kaza edemeden ölse ve yoksulların doyurulmasını vasiyet etse, mirasçıların malın üçte birinden her gün için yarım sa’ buğday veya bedelini fakirlere vermeleri gerekir. Hac vasiyet edilse bunun da üçte bir malla edası gerekli olur. (el-Kasani, a.g.e., VII, 370; İbnü’l-Hümam, a.g.e., VIII, 415 vd.; es-Sibai, el-Ahvalü’ş-Şahsiyye, II, 91; ez-Zühayli, a.g.e., VIII, 276, 277; Döndüren, a.g.e., s. 429 vd.)
4) Mirasçıların hakkı:
Yukarıda belirtilen haklar yerine getirildikten sonra, geri kalan terike, mirasçılar arasında derecelerine göre paylaştırılır. Muris, hiç bir mirasçısını mirastan düşüremeyeceği gibi, miras engellerinden birisi bulunmadıkça diğer varisler de birbirini mirastan düşüremez.
Böylece techiz ve tekfin masrafları ve borçlar ödenip, vasiyet de infaz edildikten sonra kalan miras kitap, sünnet ve icma hükümleri uyarınca mirasçılar arasında bölüştürülür.
Mirasın taksimi: Rıza veya kaza ile olur.
a) Rıza ile taksim: Hepsi akıl ve baliğ olan mirasçıların kendi aralarında anlaşarak mirası taksim etmeleri mümkündür. Feraiz hükümlerine göre taksimi kendileri yapamıyorlarsa, bunu ilim ehli olan birine sormaları gerekir. Mirasçılar kendi aralarında anlaşıp helalleşme yoluyla içlerinden birisine veya daha çoğuna farklı hisse verebilirler. Ya da bazı varisler kendi haklarının tümünü diğerine bırkabilirler. Bu takdirde “sulh ve teharüc’ esasına göre işlem yapılır.
b) Kaza yoluyla taksim: Mirasçıların arasında küçük, akıl hastası veya kayıp kimse varsa yahut da hepsi akıl ve baliğ olmakla birlikte içlerinden birisi hakime başvurduğu takdirde, miras, mahkeme yoluyla feraiz hükümlerine göre paylaştırılır.


Etiketler: , ,


Kategori: