Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > Sürekli Hicret

Sürekli Hicret
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 2012 EKLENME : 01/11/2013 GÜNCELLENME : 01/11/2013 Sürekli Hicret Facebook'ta paylaş Sürekli Hicret İçin Yorum Yap

Sürekli Hicret

Abdullah ibni Amr ibni’l-As radıyallahu anhüma’dan rivayet edildiğine göre Nebî sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

Hicret iki özellik taşır: Birisi, günahları terk etmek; diğeri, Allah ve Resulüne hicret etmektir. Hicret, tevbe kabul olunduğu sürece sona ermez. Tevbe de güneş batıdan doğuncaya kadar makbuldür. Güneş batıdan doğunca artık her kalb bulunduğu hal üzere mühürlenir. İnsanlar işledikleriyle kalır.(1)

Tarih içindeki şekli ve uygulaması bakımından hicret, müslümanların inançlarını serbestçe yaşayabilecekleri bir yer bulmak için katlanmak zorunda kaldıkları zahmetli yolculuk ve göç olayının adıdır. Bu da korku ve dehşet ortamından emniyet ve güven ortamına; küfür ve şirk diyarından dar-ı İslam’a hicret olmak üzere iki şekilde gerçekleşmiştir. Birincisini Habeşistan’a ve Hz. Peygamberin hicretinden önce Medine’ye yapılan göçler, ikincisini ise, Hz. Peygamber’in Medine’yi teşrifinden sonra Medine’ye yapılan hicretler temsil eder. Özellikle ikinci tür hicret, Mekke’nin müslümanlar tarafından fethedilmesine kadar devam eder.

İman eylemi

Tarifen ve fiilen durum bu olmakla beraber, mana yönüyle hicret, bir iman eylemidir ve bu sebeple de hiç kuşkusuz halen devam etmektedir. Bilindiği gibi Mekke’nin Fethi’yle sona eren hicret, Mekke’den Medine’ye yönelik ve farz hükmünde olan hicrettir. Küfür ve şirk diyarından İslam diyarına intikal etmek anlamındaki hicret, bir hadis-i şerife göre, “kafirlerle savaş devam ettiği müddetçe sürecektir”(2). Hadisimizde hicret, tevbe kapısıyla; tevbe kapısı Kıyametin büyük alametlerinden olan güneşin batıdan doğması olayıyla irtibatlandırılmıştır. Bu, hicret’e mükellefiyet sınırıyla had tayin edilmesi anlamına gelmektedir. İşte bu durum hicret’in, ” İslam’ı yaşama irade ve eylemi” diye tanımlanmasına ve sürekli bir nitelik kazanmasına vesile olmaktadır. Binaenaleyh müslümanların savaş halinde olduğu, din ve inanç hürriyeti açısından; ibadet, eğitim, tebliğ ve yaşama bakımından baskı ve zulüm gördüğü her yerden, bu noktalar açısından daha güvenli ülkelere göç etme hakkı ve görevi de -tabiî olarak- süreklilik arz etmektedir.

Yine hadisimizde yer alan güneşin batıdan doğması olayı, her şeyin o andaki hali üzere hüküm giyeceği, artık küfür-iman değişiminin olmayacağı, herkesin önceki amellerine göre muamele göreceği bir noktaya gelindiğinin işaretidir. İslam’ı yaşama irade ve eyleminin açık göstergesi olan hicret, iş bu raddeye gelinceye kadar gündemdedir.

Burada şu noktaya dikkat etmek gerekmektedir. Hicret sadece mekanda, ülke planında bir yer değiştirme demek değildir. Zamanda da hicret söz konusudur ve aslında gerçek ve yaygın olan hicret de budur. “Gerçek muhacir, Allah’ın yasak kıldığı şeyleri terkedendir”(3) hadisi ile hadisimizdeki hicretin birinci özelliği olarak zikredilen ” günahları terketme” beyanının çizdiği çerçevedeki hicretin belli bir yurdu ve zamanı yoktur. Kişilerin özel şartlarına bağlı olarak her yer ve her zamanda geçerli ve bu yüzden de süreklidir.

Bu durumu komutan sahabîlerden Fedale İbni Ubeyd radıyallahu anh’ın(4) naklettiği ve Hz. Peygamber’in, Veda Haccı esnasında ifade buyurduğu şu cümlelerde de görmekteyiz: “Size gerçek mü’mini tarif edeyim mi? O, müslümanların malları ve canları konusunda kendisinden emin oldukları kişidir. Olgun müslüman insanların dilinden ve elinden gelecek zararlardan salim oldukları kimsedir. Asıl mücahid, Allah’a taat konusunda öz nefsiyle mücahede eden; hakiki muhacir de hata ve günahları terkeden kişidir.”(5)

Hicret’te terk önceliği

Neden öncelikle “günahları”, “yasakları” veya “hata ve günahları” terk etmek, hicretin ilk özelliği olarak veriliyor ya da tarife oradan başlanıyor diye bir sorunun akla takılması mümkün ve tabiîdir. Dikkat edilirse mekandaki hicret de önce terk sonra vuslattan oluşmaktadır. Yani hicret aslında bulunduğu yeri ve konumu terk edip başka bir yere intikal etmektir. Aynı şekilde zamandaki hicret de önce yasaklardan uzak durmak, onları terk etmekle başlar, emirlerin takat ölçüsünde yerine getirilmesiyle asıl amacına ulaşır. Bir anlamda bu demektir ki terk edilmesi gerekenlerden vazgeçmedikçe emirlerin yerine getirilmesi, yeni bir kimlik veya vuslat için yeterli olmayacaktır. Bu sebeple hicrette en önemli adım “terk”i gerçekleştirmektir. İslam’ı yaşama niyeti işte bu “terk” iradesiyle kendini gösterir. Bazı şeyleri terk etmeye razı olmadan yeni güzelliklere ulaşmak sadece bir kuru ümittir. O da sahibini avutmaktan başka bir işe yaramaz. Nitekim, bu önce terk sonra amel çizgisini başka bazı hadislerde de açıkça görebilmekteyiz. Mesela Peygamber Efendimiz aynı manayı, yani bulunduğu yerde dini yaşama görevini bir soru üzerine şöyle ifade buyurmuştur. “Hicret, gizlisi ve açığıyla bütün fuhşiyatı terk etmen, namazı kılman, zekatı vermen demektir. Bunları yaparsan bulunduğun yerde de ölsen, sen muhacirsin.”(6)

Zamanda hicret

Efendimiz’in bu beyanında da görüldüğü gibi zahir ve batın terimlerini hicret için kullanmak mümkündür. Zahiri hicret, bir müslümanın dinini korumak ve yaşamak için küfür diyarından İslam ülkesine göç etmesidir. Batınî hicret ise, müslümanın nefis ve şeytanın telkinlerini terk edip, Allah’ın emirlerine sarılması, onları yaşamaya çalışmasıdır. Biz hicretin birinci türünü mekanda hicret; ikinci türünü ise, zamanda hicret diye niteleyebiliriz. Pek tabiî olarak da aslolan hicret, zamandaki hicrettir. Mekanda hicret, zamanda hicrete imkan bulunamaması halinde onu gerçekleştirebilmek için gündeme gelir. Bunu şöyle de ifade edebiliriz, mekanda hicretin amacı zamanda hicret mükellefiyetinden kurtulmak değil, aksine ona kavuşmaktır. Yani Mekanda hicret zamanda hicreti gerçekleştirmek, iyi, olgun müslüman olabilmek içindir. Böyle bir anlamı yoksa, dünyanın bir ucundan öbür ucuna göç etseniz yine de “muhacir” olamazsınız. Nitekim büyük muhacir Peygamber Efendimiz, meşhur niyet hadisinde “Kimin hicret etmekteki niyeti Allah ve Resulünün emirlerine uymak ise, onun hicreti Allah ve Resulünedir. Kimin hicreti de elde etmek istediği bir dünyalığa veya evlenmek istediği bir kadına yönelikse onun hicreti de niyet ettiğinedir” buyurmuştur(7)

Yapılacak iş

O halde bugün yapılacak iş, göç edecek yer ve yurt aramak değil, bulunulan yerde hicret eylemi içinde olmak, yani sürekli daha iyinin ve daha güzelin, kemalin peşinde koşmak, İslam’ı daha bir samimiyet ve dikkatle yaşamaya çalışmaktır. Dinin hazır yaşanmış halde pazarlandığı herhangi bir ülke yoktur ki oradan satın alasın. O, herkesin kendi imkan ve iradesi ölçüsünde yine kendisinin gerçekleştireceği bir görev ve mutluluktur. Hicret, işte bu kemale gidişin adıdır. Doğrusu hicret şimdi her yerde ve herkes için devam ediyor. Hem zaten hepimiz sonsuz bir dünyaya doğru hicret halinde değil miyiz? Oraya güzellikler taşıma iradesi ve gayreti, ya da daha kaliteli müslüman olma çabası bu yolculuğa ne kadar da yakışır.

“Günahlardan uzak kalma” yarışına niyet edenler için hicret başlamış ve sürüyor demektir.

Dipnotlar: 1. Ahmed b.Hanbel, Müsned, I, 192, 2. Bk Ahmed b. Hanbel, Müsned V, 270, 3. Buharî, İman 4, Rikak 26; Ebû Davud, Vitr 2, 11, 12, Cihad 2; Nesaî, iman 9; İbn Mace, Fiten 2. Hadisin yorumu için Hadislerle Gerçekler kitabımıza ( s. 236-241 ) bakılabilir, 4. Hayatı hakkında toplu bilgi için bkz. Zehebî Siyeru a’lamı’n-nübela III 113. Onun şu sözü pek manalıdır: “Allah’ın, zerre miktarı bir amelimi kabul buyurduğunu bilmem, benim için dünya ve dünyadakilerden daha sevimlidir. Çünkü Allah Teala, “Allah ancak muttekîlerin yaptıklarını kabul eder” [Maide süresi(5),30] buyurmuştur, 5. İbni Hıbban, Sahih VII, 178,6. Bk. Ahmed b. Hanbel, II, 224; Heysemî, Mecme’ u’z- zevaid, V, 252, 7. Buharî, Bed’ul-vahy 1, İman 41, Nikah 5; Müslim, İmare 155; Ebü Davud, Talak 11; Tırmızî, Fedailu’l-cihad 16; Nesaî.Tahare 59; İbni Mace, Zühd 26.
(Prof.Dr.İsmail Lütfi Çakan)


Etiketler: ,


Kategori: