Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > NAFAKA KONUSUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER

NAFAKA KONUSUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 941 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 NAFAKA KONUSUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER Facebook'ta paylaş NAFAKA KONUSUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER İçin Yorum Yap

NAFAKA KONUSUNDA YAPILAN DÜZENLEMELER

  Belirli hısımların birbirinin geçimini sağlama yükümlülüğü, temelini kitap, sünnet ve icmâ delillerinde bulur. Ancak aşağıda konuları içinde zikredeceğimiz bu delillerde nafaka ile ilgili genel prensipler verilmiş, ayrıntı içtihat ve toplum örflerine bırakılmıştır.
Fıkıh mezheplerinin oluştuğu ikinci hicrî yüzyılda nafaka ile ilgili esaslar belirlenmiş ve bu başlıkla klâsik kaynaklarda yerini almıştır. Ancak yeni fetihler, yeni kültür ve sosyal çevreler özellikle örfe dayalı konularda sürekli bir gelişim ve değişimi de birlikte getiriyordu. Çünkü nafakanın miktar ve ölçüsü Kur’an’da “ma’rûf” prensibine bağlanmıştı (bk. el-Bakara, 2/233). Ma’ruf sözlükte; herkesçe bilinen, tanınmış, belli ve ünlü anlamlarına gelir. Terim anlamı ise; İslâm’ın emrettiği, uygun bulduğu şey demektir.
Osmanlı Devleti uygulamasında, kâdilerin verdiği hükümlerde birliği sağlamak ve dava sürecini kısaltmak gayesiyle, mahkemede esas alınacak içtihat ve fetvaların önceden belirlenmesi ve bunların kanun metni haline getirilmesi gerekmiştir. Nitekim çeşitli batı ülkeleri 19’uncu yüzyılda kanunlaştırma işini tamamlamış ve dış ülkelere mevzuat ihraç eder duruma gelmiştir. İşte Osmanlı Devletinde 1869-1876 yılları arasında Ahmed Cevdet Paşa başkanlığındaki bir komisyon tarafından hazırlanıp yarım yüzyıl kadar uygulanan Mecelle ile 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi bu ihtiyaçtan doğmuş İslâm’a uygun kanun metinleridir. Yine Osmanlıların çeşitli dönemlerinde hazırlanan “Kanunnâmeler”, “Osmanlı Ceza Kanunu” ile “Arazî Kanunları” ve Mısır’da Kadri Paşa Kodu diye bilinen, 19ncu yüzyıl sonlarında hazırlanıp, bir asırdan fazla süredir önemini koruyan “Ahval-i Şahsiyye Kanunu” bunlar arasında sayılabilir.
İşte bu tedvin çalışmaları arasında konumuzu ilgilendiren 1333/1915 tarihli Osmanlı “Nafaka Kanunu (Kitabu’n-Nafakât)” da önemli bir yer tutar. 634 maddeden ibaret olan bu metin nafaka ile ilgili tüm ayrıntıları kapsar. İlke olarak Hanefî mezhebine uyulmuştur. (bk. Kitabü’n-Nafakât, Matbaa-i Amire 1333/1915 İstanbul.) Bununla birlikte güçlük doğuran kimi konularda başka mezheplerden de görüş alınmıştır. Buna, boşanmış olup, temizlik durumu uzayıp giden (mümteddetü’t-tuhr) kadının iddet nafakasını hangi ölçüye göre alacağı konusunu örnek verebiliriz. Hanefilere göre, boşanan kadın üç defa aybaşı olup, üçüncü aybaşı halinden temizlenince iddeti biter, kocanın iddet nafakası ödemesi de sona erer. Böyle bir kadın bir veya iki defa aybaşı olup, bundan sonra yıllarca ayhali olmasa, ayhalinden tam olarak kesileceği yaş olan, 55 yaşına kadar beklenir. Yani iddeti devam eder ve boşayan kocasının nafaka ödemesi de söz konusu olur. Bu durum gerek kadının yeniden evlenmesi ve gerekse nafaka yükümlüsü erkek bakımından bir takım sıkıntılar doğuruyordu.
Bunu dikkate alan kimi Hanefî fakihleri ve bu arada imam el-Kerderî, bu konuda Mâlikîlerin süreyi dokuz aya indiren görüşü ile fetva vermişlerdir. Buna uyularak Kitabü’n-Nafakât’ın (K.N) 359 ncu maddesi şu şekilde kaleme alınmıştır: “Hayız gören boşanmış kadının iddeti üç hayız ile sona erer. Fakat boşanan kadın ay hali olmazsa, iddeti dokuz ay ve daha önceden hiç hayız görmeyen kadının iddeti ise üç ay geçmekle sona erer”.
Bu kanundan iki yıl sonra hazırlanan 1917 tarihli Hukuk-ı Aile Kararnamesi 140 ncı maddede ise aynı konu şu tarzda ifade edilmiştir: “İddet bekleyen kadın, zikredilen süre içinde hiç hayız görmediği veya bir yahut iki hayız gördükten sonra kesilmiş olduğu takdirde eğer hayızdan kesilme yaşına (sinn-i iyas) ulaşmışsa, iddetin başladığı tarihten itibaren dokuz ay iddet bekler”.
Osmanlı Nafaka Kanunu’nun gerekçesi şu cümlelerle sona ermektedir. Metin sadeleştirilerek alınmıştır: “Hakkında görüş ayrılığı bulunan meselelerde müslümanların imamı (devlet başkanı) hangi görüş ile amel edilmesini emrederse, bununla amel edilmesi vacip olur. Bu yüzden bu kanun metninin kapsadığı hükümlerle amel olunması hususunu devlet başkanı tasdik edince, artık bununla çelişen görüşlerle hüküm ve amelden, kâdi ve müftiler menedilmiş olurlar” (Bk. K.N. s. 4).
Türk Medeni kanununun on kadar maddede düzenlediği nafaka konusunu (bk. Türk Medeni Kanunu, mad. 137, 144, 145, 148, 152, 162, 257, 315-317.)1915 M. tarihlerinde Osmanlı Nafaka Kanununun 634 madde içinde tedvin edip düzenlediği düşünülürse İslâmî hükümlerin gelişmeye ne kadar elverişli olduğu daha iyi anlaşılır. Osmanlı Nafaka Kanununun, kanun tekniği bakımından bazı eksiklerinin bulunması da bu gerçeği değiştirmez.
Aşağıda eşin nafakasından başlayarak, hısımlar arasındaki nafaka esaslarını dayandığı delillerle açıklamaya çalışacağız.


Etiketler: , ,


Kategori: