Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > MUALLAKÂT-I SEB’A

MUALLAKÂT-I SEB’A
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 3541 EKLENME : 06/07/2013 GÜNCELLENME : 29/08/2013 MUALLAKÂT-I SEB’A Facebook'ta paylaş MUALLAKÂT-I SEB’A İçin Yorum Yap

MUALLAKÂT-I SEB’A

Yedi askı, yedi asılı şiir. Cahiliye devrinde yapılan şiir yarışmalarında derece alan ve Kâbe duvarına asılan en güzel yedi şiir.
Araplarda şiirin ne zaman başladığını kesin olarak bilemiyoruz. Ancak Kur’an-ı Kerim’in nüzulü zamanında Arapların şiir ve hitabette altın devirlerini yaşadıkları bir gerçektir. Bunun en açık delili de Muallakat-ı Seb’a adı verilen şiir mecmuasıdır. Ayrıca her peygamberin, mucizesini, yaşadığı toplumda zirvede olan hüner cinsinden gösterdiği; Hz. Peygamber’in mucizesinin de fesahat ve beyanın eşsiz örneği Kur’an-ı Kerim olduğu gerçeği Arapların bu alanda ne kadar ileri olduğunu göstermektedir.
Araplar savaş yapılması ve kan dökülmesi yasak olan haram aylardan istifade ederek muhtelif yerlerde panayırlar kurarlardı. Bunların en meşhuru Taif civarındaki Ukaz panayırıdır. Burada alışveriş olur ve kabileler arasında şür yarışmaları yapılırdı. Burada takdire değer bulunan şürlerin Mısır ketenlerine yazıldığı ve Kâbe duvarlarına asıldığı kaydedilmektedir. Muallakat-ı Seb’a (Yedi Askı) adının buradan geldiği söylenir.
Ancak bu görüşün aslı olmadığını E’bul-Berekât İbn el-Enbârî (ö. 577/1181), Şavki Dayf ve bazı müellifler ifade etmekte; seçilen şiirlerin boyunlara asılmağa değer gerdanlık kadar güzel ve kıymetli olduğu için bu isimle anıldıklarını söylemektedir (İbn el-Enbari, Nuzhetul-Elibba’, Mısır ty., s. 35; Şavki Dayf, Tarihu’l-Edebil-Arabi-el-Asru’l-Cahili, 176; Süleyman Tülücü, Muallakat, ,Serh ve Baskıları, Tercümeleri, 253-254, A.Ü.İlahiyat Fak. Dergisi, sayı 6, Erzurum 1986). Nitekim muallakat yerine başka birçok isimlerle de anılmışlardır.
Muallakat’ı ilk defa Hammad er-Râviye (ö.156/772) derlemiş ve şu yedi şairin kasideterini bir araya getirmiştir: İmruu’l-Kays (ö. M. 545’e doğru), Zuheyr (ö. M. 609), Tarafe (ö. M. 564’e doğru), Antere (ö. M. 600), Amr İbn Külsûm (ö. M. 584’e doğru), Haris İbn Hillize (ö. M. 570), Lebid (ö. 40/660).
Ebu Ubeyde Ma’mer İbn el-Musenna (6. 210/825), Antere ve Haris İbn Hillîze’nin yerine Nâbiğa ez-Zubyânî (ö. M. 604) ve el-A’şa (ö. 7/629) adlı şairleri koyar. Abîd İbn el-Abras (ö. M: 605), Alkame (öl.M.597) ve Nabiğa’yı ilave edenlere göre Mualakat sahipleri on kişidir.
İmruu’l-Kays, muallakasını babasının ölümünden önce su başlarında ve arkadaşları arasında işret ve eğlence günlerinde söylemiştir. Konu olarak amcasının kızı Uneyze ile aralarında geçen macerasını canlandırmaktadır. Cahiliye ahlâkını ve hayat tarzını çok mükemmel bir şekilde yansıtmaktadır.
Zaten bu şiirleri söyleyenler medenî ve estetik güzelliklerden ziyade, doğruluk, onur gözetme, sözünü yerine getirme, hiç bir şeyden yılmama, misafir ağırlama gibi bedeviliğin bariz vasıflarını ve tabü karakterlerini sergilemeye özen göstermişlerdir. Bunların hayatları kadın sevmek, şarap içmek, kumar oynamak, herşeyde üstün çıkmaya çalışmak, ata ve deveye binip çölde dolaşmakla geçerdi. Zarûrî ihtiyaçları yüzünden şurada burada dolaşmak, konup göçmek ve geride hatıralarla dolu bir takım izler bırakmak, bedeviliğin gereği bulunmaktadır. Arkada sadece ocak yerleri, kül yığınları, kömür parçaları, çadır çevresindeki arklar, kazıkların çukurları gibi sönük izler kalmaktadır.
Bir vakitler sevgililerin oturdukları bu yurtlar ve bunlardaki belirsiz izler âşık şairler için birer ilham kaynağı olurdu. Böyle bırakılmış ve kimsesiz kalmış bir yurdu ziyaretle sevgilisini hatırlayarak ağlayan ve yanındakileri de ağlamaya çağıran ilk şâir İmruu’l-Kays olmuş, diğer Câhiliyye şâirleri onu bu yolda izlemişlerdir.
Zuheyr, Muallakasını Abs ve Fizare oymakları arasında kırk yıl kadar süren bir savaş münasebetiyle söylemiş insanları barışa ve ülfete teşvik etmiştir. Hikmetli sözleri ve barış severleri medhetmesiyle tanınır. Hikmetli sözlerinden dolayı hikmetli şâir lakabıyla anılır.
Tarafe’nin Muallakası, Araplar arasında deve hakkında söylenmiş şiirler içinde en uzun ve ince izahları ihtiva eder. Muallakasını yirmi yaşlarında iken söylemiştir. Cengaverlik, işret, yiğitlik ve hiciv muallakasının ana temaları sayılır.
Lebid ise, muallakasında bedevî hayatın parlak bir tasvirini yapmaktadır. Devesini ve kendi huylarını tasvire geniş yer verir. Müslüman olduktan sonra Kufe’de zahid bir hayat yaşamış ve kendini Kur’an-ı Kerim’e vermiştir.
Amr İbn Kulsüm Muallakasının tarihi bir değeri bulunmaktadır. Din, sosyal hayat, âdet, sanat ve oyunlarıyla Arap toplumunu bize anlatır.
Kadınların putlar etrafındaki tavaflarını, dini ayinlerini savaşlara katılmalarını sergiler.
Antere de, Muallakasına sevgilisinin diyarını tasvirle başlar; zulümden hoşlanmadığını ve kimsenin zulmüne boyun eğmeyeceğini ifade ile devesini, cengaverliğini ve içki alemlerini anlatır.
Haris İbn Hillize de Muallakasında hasımlara meydan okumakta, tarihi olayları ve hikmetli deyişlerini sergilemektedir. Cahiliyye devrinin en üstün siyasi şiiri niteliği taşımaktadır.
Muallakatın temaları nesib, iftihar, medih, itab, vasıf, hamase, teğazzül, teşbih, mertlik ve yiğitlik, hikmet ve barışseverlik şeklinde özetlenebilir.
Muallakat, derlenmesinden itibaren büyük ilgi görerek birçok kimse tarafından şerhedilmiştir. İbn el-Enbârî, ez-Zevzenî gibi bazıları Muallakatın tamamını, bazıları da ancak bir veya birkaçını şerhetmiştir. Muallakat şairlerinin divanlarıyla beraber yapılan şerhleri elliye yaklaşmaktadır.
Muallakat, tam olarak veya parça halinde dünyanın belli başlı yaygın dillerine tercüme edilmiştir. Latince’den Hintçeye kadar Doğu ve Batı dillerine muhtelif defalar tercüme edilip neşredilmiştir. Türkçeye tam olarak Ord. Prof. Şerafeddin Yaltkaya tarafından tercüme edilmiş ve 1943 yılında İstanbul’da yayınlanmıştır. Bunun dışında manzum ve nesir olarak parçalar halinde birçok tercümeleri yapılmıştır (Muallakat, Şerh ve Baskıları, Tercümeleri hakkında geniş bilgi için bakınız. Süleyman Tülücü, a.g.e., 253-265).
İbrahim SARMIŞ


Etiketler: ,


Kategori: