Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > LAKÎT TERİMİ VE KAPSAMI

LAKÎT TERİMİ VE KAPSAMI
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 725 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 LAKÎT TERİMİ VE KAPSAMI Facebook'ta paylaş LAKÎT TERİMİ VE KAPSAMI İçin Yorum Yap

LAKÎT TERİMİ VE KAPSAMI

  Lakit sözlükte; yerden kaldırıp alınan şey demektir. Bir fıkıh terimi olarak lakît; ailesi tarafından yoksulluk korkusu veya zina töhmeti gibi bir nedenle sokağa atılmış yahut kaybolmuş çocuğu ifade eder. Buna göre lakît, doğumun peşinden sokağa atılmış çocuk veya henüz temyiz gücüne ulaşmamış küçük çocuktur. Şâfiîlere göre korunmaya muhtaç oldukları için, mümeyyiz küçükle akıl hastaları da bu kapsama girer. (es-Serahsî, el-Mebsût, Kahire, 1324-31, X, 209; el-Kâsânî, a.g.e., VI, 197; İbnü’l-Humâm, a.g.e., VI, 110; eş-Şirbinî, Muğnî’l-Muhtâc, Kahire 1379/1959-60, II, 418.)
Hanefîlere göre, terkedilmiş olarak bulunan çocuğun alınması müstehaptır. Alınmadığı takdirde helak olmasından korkulan çocuğun alınması kifâî farz, çocuğun yerini bulandan başkası bilmiyorsa, alınması farz-ı ayn olur.
Çoğunluğa göre, bulunmuş çocuğu almak farz-ı kifâye, helâkından korkulan çocuğu almak ise farz-ı ayn’dır. (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 198; İbnü’l-Humâm, a.g.e., 110; İbn Rüşd, a.g.e., II, 259)
Bırakılmış bir çocuğu bulup alan kimsenin akıllı, ergin, çocuğu korumaya muktedir ve iyi ahlâklı olması gerekir. Aksi durumda hâkim çocuğu ondan alıp, güvenilir başka birisine verebilir.
Şâfiîlere göre lakîti alanın akıllı, ergin, hür, reşid ve müslüman olması, adaletli ve fâsıklıktan uzak bulunması gerekir. Bu yüzden sefih, fâsık ve gayri müslimlerin alacağı buluntu çocuklar onların ellerinden alınır. (es-Serâhsî, a.g.e., X, 207, 208; eş-Şirbinî, a.g.e., II. 418.)
Bırakılmış çocuğu birden çok kimseler bulmuşsa, çocuk kendisi için daha yararlı olana verilir. Eşitlik durumunda tercih hakkı hakimindir. Şafiî ve Hanbelîlere göre böyle bir durumda kur’aya başvurulur. (es-Serahsî, a.g.e., X 217; eş-Şirbinî, a.g.e., II, 419.)
B) Buluntu Çocuğun İslâm Toplumundaki Yeri ve Hakları:
1) Hür ve müslüman sayılması: İnsanda asıl olan hür olmaktır. Bu yüzden bir İslâm beldesinde bulunan çocuk hür ve müslüman sayılır. Ölünce yıkanır, cenaze namazı kılınır ve müslüman mezarlığına gömülür. Çocuğu bir zimmî (gayri müslim tebea) veya bir müslüman, kilise veya havrada yahut hiçbir müslümanın bulunmadığı bir köyde bulmuşsa, dış görünüşe bakarak çocuk zimmet ehlinden sayılır. Ancak onu bir zimmî, İslâm beldesinde bulsa, bulunma yeri dikkate alınarak müslüman sayılır. (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 198; ez-Zühaylî, a.g.e., V, 766.)
2) Nesebi: Buluntu çocuğun nesebi meçhuldür. Bir kimse bu çocuğun kendisine ait olduğunu iddia ederse, delilsiz kabul edilir ve çocuğun nesebi ona bağlanır. İki hür müslüman birlikte nesep iddiasında bulunsa, bunlardan birisi çocuğun beden veya giysisindeki bir alâmeti delil olarak nitelendirse Hanefîlere göre öncelik hakkına sahip olur. Çünkü bu belirti çocuğun daha önce onun yanında olduğunu gösterir. Delil, Mısır Azîz’inin eşi Züleyha ile ilgili olarak bir şahidin söylediği sözleri bildiren şu âyettir: “Eğer Yusuf’un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğrudur, o yalancılardandır. Ve eğer onun gömleği arkadan yırtılmışsa, kadın yalancıdır, o doğrulardandır.” (Yûsuf, 12/26,27.) Eğer ikisi de bir delil getiremezse, çocuk ikisine birlikte ait sayılır. Delil, Hz. Ömer’in uygulamasıdır. O, şöyle demiştir: “Bu durumda çocuk ikisine ait olur. Çocuk onlara onlar da çocuğa mirasçı olurlar.” (ez-Zühaylî, a.g.e., V, 768.)
Şâfiîlere göre, iki kişiden hiçbirisi delil (beyyine) getiremezse çocuk soy bilginine gösterilir ve onun tesbitine uyulur. (eş-Şirbinî, a.g.e., II, 428.)
Bir kadın buluntu çocuğun kendisine ait olduğunu iddia ederse, kadın evli değilse isteği kabul edilmez. Eğer kocası olur ve kadının iddiasını tasdik ederse veya ebe yahut iki kişi, kadın lehine şahitlik ederlerse çocuğun nesebi bu kadın yönünden sabit olur. (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 198; İbnü’l-Humâm, a.g.e., II, 367.)
3) Bakım masrafları: Buluntu çocuğun yeme, içme, giyim ve eğitim gibi bakım harcamaları eğer kendi malı veya parası varsa ondan yapılır. Eğer çocuğun malı olmaz ve bulan kişi hakimden izin alarak kendi malından ona harcamada bulunmuş olursa, erginlik çağından sonra bunlar için buluntu çocuğa rucû edebilir. Harcamaları hakimden izinsiz yapmışsa, bunlar teberru olarak (Cenâb-ı Hak’tan sadaka ecri almak gayesiyle) yapılmış sayılır. Bu yüzden de artık buluntu çocuğa rucû edemez.
Çocuğun kendi malı bulunmaz, fakat bu gibi çocuklar için kurulmuş yardım vakıfları veya lehine vasiyet edilen mal bulunursa, masraflar oradan karşılanır. Bu da yoksa çocuğun masrafları beytülmalden karşılanır. (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 198 vd.; Şirbinî, a.g.e., II, 420; ibn Rüşd, a.g.e., II, 305.)
4) Malı ve mirası: Çocuğun üzerindeki giysiler, cebinden çıkan para vb. değerli şeyler kendisine aittir. (el-Kâsânî, a.g.e., VI, 198, 199) Buluntu çocuk nesebi belirsiz olarak yaşar ve o şekilde vefat ederse malvarlığı beytülmale kalır. (İbn Âbidîn, a.g.e., VI, 270.)
5) Buluntu çocuk üzerindeki velâyet: Lakitin şahsı ve malı üzerindeki velayet yetkisi hakime aittir.
Yani onu korumak, eğitimini gerçekleştirmek, evlendirmek ve malında tasarruf etmek gibi konularda hakim yetkilidir. Çünkü Hz. Peygamber; “İslâm devlet yöneticisi, velisi olmayanın velisidir” (Ebû Dâvud, Nikâh, 19; Tirmizî, Nikâh, 15; ibn Mâce, Nikâh, 15, Dârimî, Nikâh, 11; İbn Hanbel, II, 250.) buyurmuştur.
Çocuğu bulanın evlendirme ve malda tasarruf hakkı yoktur. Malı olmayan buluntu bir çocuğu hakim evlendirirse mehri, yeme, içme, giyim ve sağlıkla ilgili masrafları beytülmalden karşılanır. Bu görüş Hz. Ömer ve Hz. Ali’den nakledilmiştir. Çünkü beytülmal İslâm toplumunda muhtaç durumda olanlara yardım etmek üzere vardır. Nimet, külfet karşılığındadır. Devlet kimsesiz kişinin mirasçısı olur, gerektiğinde diyetini alır. Buna karşılık da buluntu çocuğun masraflarını karşılamalı ve diyeti gerektiren bir suç işlediğinde de bunu tazmin etmelidir. Nitekim Allah’ın Rasûlü “Geliri alma, külfeti üstlenme karşılığındadır.” (Ebû Dâvud Büyû, 71; Tirmizî, Büyû’, 53; Nesâî, Büyû’, 15; İbn Mâce, Ticârât, 1.) buyurmuştur.
Diğer yandan çocuğu bulan kimse sahibi çıkıncaya veya nesep iddiasında olan birisi onu isteyinceye kadar çocuğa başkalarından daha fazla hak sahibi olduğu için, hakim çocuğun velayetini ona da verebilir. (İbn Âbidîn, a.g.e., IV, 274; ez-Zühaylî, a.g.e., V, 765, 766)


Etiketler: , ,


Kategori: