Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > KADININ EŞİNDEN ADALETLİ DAVRANMASINI İSTEME HAKKI

KADININ EŞİNDEN ADALETLİ DAVRANMASINI İSTEME HAKKI
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 1977 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 KADININ EŞİNDEN ADALETLİ DAVRANMASINI İSTEME HAKKI Facebook'ta paylaş KADININ EŞİNDEN ADALETLİ DAVRANMASINI İSTEME HAKKI İçin Yorum Yap

KADININ EŞİNDEN ADALETLİ DAVRANMASINI İSTEME HAKKI

  1) Eşler arasında adalet ve kapsamı:
Adalet her şeyi yerli yerinde yapmak ve hakkı olana hakkını vermek demektir. Evlilik hayatında kocanın adaletli davranması özellikle eşini diğer hısımları karşısında ezdirmeme, yeme, içme, giyim ve barınmada, ailenin sosyal seviyesine uygun bir standarda (ma’ruf) göre davranma ve özellikle birden çok evlilikte, eşler arasında karı-koca hayatının gerektirdiği tüm haklarda eşitliği gözetme adalet kapsamına girer.
Kur’an-ı Kerîm’de birden çok eşle evli olan erkeğin, eşleri arasında adaleti sağlamasının güçlüğüne şöyle işaret edilir: “Ne kadar isteseniz de kadınlar arasında adaleti sağlamaya gücünüz yetmez. Öyleyse birisine tam olarak meyledip de diğerini (ne evli ne de bekar gibi) askıda bırakmayın.” (en-Nisa, 4/129) Koca belki yeme, içme, giyim ve barındırma gibi konularda tam eşitlik sağlayabilir. Çünkü onun buna gücü yeter. Ayette sözü edilen güçlük daha çok sevgi konusu ile ilgili olabilir. Çünkü sevgi iç duygularla ilgili olup, davranışlara yansımadıkça dışarıdan belli olmaz. İşte koca, çok evli olup, eşlerinden birisini üstün tuttuğunu hissettirirse aile düzenini sürdürmesi zorlaşır. Bu yüzden İslam fıkhında “kasm” adı verilen “gecelerin eşler arasında paylaşımı” konusuna özel önem verilmiştir.
Şafiîler dışında çoğunluk mezhep müctehitlerine göre erkeğin eşleri arasında gece paylaşımında da adaletli davranması vaciptir. Eşler arasında yaş, güzellik, zenginlik-yoksulluk, önce veya sonra evlenme, hasta, hayızlı veya nifaslı olma, ihramlı veya ehl-i kitaptan bulunma gibi durumlar dikkate alınmaksızın kocanın gün ve geceleri adaletli bir tarzda paylaştırması gerekir.
Hz. Aişe’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Rasülullah (s.a.s) eşleri arasında süre paylaşımı (kasm) yapar ve her bir eşi için belli bir gün ve bir gece belirlerdi.” (Buharî, Hibe, 15, Şehadet, 30; Ebü Davud, Nikah, 38; İbn Hanbel, VI, 117.) “Hz. Peygamber, eşleri arasında süre paylaşımı yapar, bu konuda adaletli davranır ve şöyle dua ederdi: Allahım! Bu, gücümün yettiği paylaşımdır. Gücümü aşan hususlarda beni kınama (Ebü Davud, Nikah, 38; Tirmizî, Nikah, 42; Nesaî, Nisa’, 2; İbn Mace, Nikah, 47; Darimî, Nikah, 25; İbn Hanbel, VI, 144)
Hanefîler dışındaki çoğunluk müctehitlere göre ilk evlenmede bakire için yedi gün, dul olan eş için ise üç gün ek süre hakkı vardır. Normal süre paylaşımı bundan sonra yapılır.
Delil şu hadistir: “Bir erkek dul evlendiği eşinin üzerine bakire ile evlenirse, onun yanında yedi gün kalır, sonra süre paylaşımı yapar. Eğer bakire olarak evlendiği eşinin üzerine dul kadınla evlenirse, onun yanında üç gün kalır ve sonra süre paylaşımı yapar.” (Buharî, Nikah, 101.)
Eşlerin geçici veya sürekli olarak kendilerine ait nöbet süresini, diğer eşe bırakmaları mümkündür. Koca hasta olunca hangi eşin yanında kalacağı, ya karşılıklı rıza ile ya da kur’a ile belirlenir. Bununla birlikte hasta koca, eşlerinden ayrı bir mekanda da kalabilir. Çünkü hastalık bir özür olup, bu durumda kocadan adaletli davranması beklenemez.
Adaletli davranma en çok süre paylaşımında kendisini göstereceği için bu konudaki bir dengesizlik, onu ağır bir manevî sorumluluk altına sokar. Hadiste şöyle buyurulur: “İki eşi olan bir koca, bunlardan birisine yönelir, diğerini ihmal ederse, kıyamet gününde bir yanı çarpılmış olarak kalkar.” (Ebu Davud, Nikah, 38; Nisai, 2; İbn Mace, Nikah, 47; Darimi, Nikah, 24)
2) Çok evliliğe yol açan durumlar:
İslam, bir erkeğin dörde kadar kadınla evlenmesi kapısını açık tutmuş, fakat bunu ağır şartlara bağlayarak tek evliliği teşvik etmiştir. Nitekim çok evliliğe cevaz veren ayetin devamında bu noktaya da işaret edilir: “Kendileriyle evlendiğiniz takdirde yetim kızların haklarını gözetememekten korkarsanız, beğendiğiniz diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder alın. Haksızlık yapmaktan korkarsanız bir tane alın veya sahip olduğunuz cariyelerle yetinin. Bu adaletten ayrılmamanız için daha uygundur.” (en-Nisa, 4/3)
Birden çok evliliğin serbest bırakıldığı ülkelerde, çok kadınla evlilerin tek kadınla evli olanlara oranla çok az olduğu görülür. Bazı İslam ülkelerinde yapılan istatistiklere göre iki kadınla evli erkeklerin sayısı yüzde bir, Suriye’de ise çok kadınla evlilerin sayısı, bütün evli erkeklere oranla yüzde beş’dir. (Döndüren, Delilleriyle İslam Hukuku, s: 239.)
Çok evliliğe izin verilen yukarıdaki ayetin iniş nedeni, Hz. Aişe’den nakledildiğine göre şudur: Savaş baskınlarında ve savaş gibi nedenlerle bir çok kız ve kadın yetim veya dul kalıyordu. Bazı erkeklerin korunmaya muhtaç olan bu yetimleri yanlarına alarak, onlara velilik yapması adettendi. Bu veliler malları için bu yetim kızlarla evleniyor, fakat mehirlerini vermede haksızlık ediyorlardı. Ayet, bu haksızlıklara engel olmak için inmiştir. (Taberî, Tefsir, Kahire 1969, VII, 531, 533; ez-Zemahşerî, Keşşaf, Beyrut 1947, l, 467; Miras, Tecrid-i Sarih Tere. İst. 1945, XI, 326, 327.) Ayetin inme nedeni ile ilgili başka rivayetler de vardır. Sonuçta; özellikle savaş sonrası korumasız kalan ve erkek sayısından çok olan yetim ve dul kadınların haklarını korumak ve onlara yapılan haksızlıkları önlemek, ayetin iniş sebepleri arasındadır.
Çok kadınla evlilik, ilk eşin nikah sırasında kendi üzerine evlenilmemesirıi, evlenildiği takdirde kendisinin veya sonradan evlenilen eşin boşanmış kabul edilmesini şart koşması durumunda bu eşin rızasını gerektirir. Aksi durumda ikinci evlilik geçerli olmaz. (Bîlmen, a.g.e., istanbul 1956, II, 120; Karaman, Mukayeseli İslam Hukuku, ist. 1974, s: 231,232.) Şu ayet de ilk eşin rızasının gereğine işaret etmektedir. “Bir kadın eğer kocasının geçimsizliğinden veya kendisinden yüz çevirmesinden korkarsa, karı-kocanın aralarında anlaşarak sulh olmalarında bir sakınca yoktur. Sulh daha hayırlıdır.” (en-Nisa, 4/128)
Adalet ve eşitlik şartını yerine getirebileceğine güvenen bir erkek için çok eşle evlenme prensibi, aşağıdaki durumlarda başvurulacak bir ruhsat olarak değerlendirilebilir: Savaş sonrası erkek nüfusun önemli ölçüde azalması, kocaları ölen kadınların toplumda bir problem olarak ortaya çıkması, kadının tedavi edilemeyen bir hastalığa yakalanması, erkeğin işi gereği uzun süre esinden uzakta bulunması, kadının kısırlığı, evlenmediği takdirde erkeğin zinaya düşme korkusunun bulunması bunlar arasında sayılabilir.
Çok evlilik İslam’a mahsus veya İslam’la ortaya çıkan bir uygulama değildir. Tarihte hemen tüm toplumlarda ve önceki semavî dinlerde de vardır. (Sabri Şakir Ansay, Hukuk Tarihinde İslam Tarihi, İstanbul, 1958, s: 195; Halil Cin, İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme, Ankara, 1978, s:70) İslam’dan önceki Arap toplumlarında da bir erkek malî gücü oranında dilediği kadar kadınla evlenebiliyor ve dilediği sayıda cariye edinebiliyordu. (Cin, a.g.e., s: 31-32)
Diğer yandan son yüzyılın fikir cereyanları arasında da çok evliliği öngören, ve bunu ahlâka uygun sayan görüşler de olmuştur. Örneğin; ileri derecede bir sosyalist olan Vairasse “Ütopya”sında, evlenecek kadın sayısının 12’ye kadar çıkarılmasını, bununla çirkin olan kadınların da evlenme imkanı bulacağını ve kocaların eşlerini değiştirebileceğini savunmuştur. (Fahri Fındıkoğlu, Sosyalizm, İstanbul 1949, l, 73.) Ayrıca sosyalizm’in kurucusu Karl Marx ve arkadaşı Friedrich Engels’e göre kadın toplumun ortak malı sayılmıştır. (Marx-Engels, Siyaset ve Felsefe, Terc. Tektaş Ağaoğlu, İst. 1983, s: 121, 122.)
Buna göre sosyalizmin ve bunun uzantısı olan komünizmin sunduğu aile yuvası anlayışında, eşlerin değişimine cevaz veren ve kadına eşyadan üstün bir değer vermeyen anlayış hâkimdir.
Zorunlu durumlarda kimi batı toplumlarında çok evliliğe başvurulduğu olmuştur. Almanya’da II. Dünya Savaşı sonrasında erkek nüfusun önemli ölçüde azalması üzerine çok evliliğe yasal düzenleme getirildiği gibi, aynı nedenle Atina Cumhuriyetinde de çok evlilik uygulanmıştır. (Roger Garaudy, İslâm ve İnsanlığın Geleceği, terc. Cemal Aydın, İstanbul 1990, s: 145; Halil Halid, Hilâl ve Salib Münazarası, Mısır, 1325, s: 114.)
1917 tarihli Osmanlı Hukuk-ı Aile Kararnamesi’nde de çok evlilik serbest bırakılmış, ancak ilk eşin isterse nikâh akdi sırasında, üzerine ikinci bir eş alınması yasağı koyabileceği esası benimsenmiştir. Konu ile ilgili maddeleri kısmen sadeleştirerek vereceğiz: “Halen nikâhı altında veya boşanmış olup da, iddet beklemekte bulunan dört eşi olan kimsenin, başka bir kadınla evlenmesi yasaktır” (mad. 14). “Üzerine evlenmemek ve evlendiği takdirde kendisi veya ikinci kadın boş olmak şartıyla, bir kadınla evlenmek sahih ve şart geçerlidir” (Mad. 38). Diğer yandan 39 ncu madde ile bu hükümlerin Museviler hakkında da geçerli olduğu belirtilmiştir. Kararnamede adalet ve eşitlik şartı şöyle yer almıştır: “Birden çok eşi bulunan koca, onlar arasında adalet ve eşitlik gözetmek zorundadır” (Mad. 74).
Sonuç olarak çok kadınla evlilik farz, vacip veya sünnet kabilinden bir emir olmayıp, bazı durumlarda başvrulabilecek bir ruhsattan ibarettir. Eşler arasında adalet ve eşitlik ön şartının getirilmesi İslâm devletinin bu konuda denetleme yapmasına imkân sağlamıştır.


Etiketler: , ,


Kategori: