Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > İRTİDAT VEYA İSLÂM’A GİRMENİN NİKÂHA ETKİSİ

İRTİDAT VEYA İSLÂM’A GİRMENİN NİKÂHA ETKİSİ
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 1098 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 İRTİDAT VEYA İSLÂM’A GİRMENİN NİKÂHA ETKİSİ Facebook'ta paylaş İRTİDAT VEYA İSLÂM’A GİRMENİN NİKÂHA ETKİSİ İçin Yorum Yap

İRTİDAT VEYA İSLÂM’A GİRMENİN NİKÂHA ETKİSİ

  A) Dinden Çıkmanın (İrtidat) Evliliğe Etkisi:
Ebû Hanife, Ebû Yusuf ve Mâlik’e göre eşlerden birisi İslâm’ı terketse nikâh akdi kendiliğinden ortadan kalkar. Bu konuda mahkeme kararına gerek olmaz.
Şafiî ve Hanbelîlere göre böyle bir durumda evliliğin feshi, iddet süresi sonunda gerçekleşir. Bu yüzden irtidat eden eş iddet süresi içinde İslâm’a dönerse evlilikleri önceki hal üzere devam eder.
Eşlerden birinin irtidat etmesi yoluyla evlilik ortadan kalkınca kadının mehir hakkı şu şekilde belirlenir.
Dinden çıkan koca ise, kadın mehrin tamamına hak kazanır. Çünkü cinsel temasla mehir kesinlik kazanır. Ancak koca cinsel temastan önce dinden çıkmışsa kadın mehrin yarısını alır. Çünkü bu, cinsel temastan önce erkeğin sebep olduğu bir ayrılma mehri yarıya indirir.
Eğer dinden dönen kadın olur ve bu irtidadı cinsel temastan önce gerçekleşmiş bulunursa mehir alamaz. Çünkü o, dinden çıkmakla akit konusuna engel olmuştur. Burada, sattığı malı alıcıya teslim etmeden önce telef eden satıcıya kıyas yapılmıştır. Eğer cinsel temastan sonra dinden dönmüşse mehrin tamamını alır. Çünkü dâru’l-İslâm’da yapılan bir cinsel birleşmenin sonucu ya cezadır veya mehirdir.
Karı-koca birlikte dinden çıksa veya hangisinin önce irtidat ettiği bilinmese, daha sonra yine ikisi birlikte İslâm’a dönseler önceki nikâhları üzere kalırlar.
Çünkü eşler arasında bir din ayrılığı söz konusu olmamıştır. Delil “istihsan” prensibidir. (el-Meydanî, el-Lübâb, III, 28; İbn Kudâme, a.g.e., VI, 639; ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 621.)
İslâm’dan çıkan bir erkeğin ne müslüman bir hanımla ne de bir kâfir veya mürted bir kadınla evlenmesi caiz değildir. Yine bunun gibi İslâm’dan dönen kadının da ehl-i kitap olmadığı takdirde müslüman bir erkekle evlenmesi caiz olmaz. (İbnü’l-Hümâm, a.g.e., II, 505; el-Meydânî, ag.e., III, 29.)
Çocukların durumu:
Eşlerden birisi müslüman ise, çocuk onun dinine tabi olarak müslüman sayılır. Yine iki eşten birisi İslâm’a girse, eğer bu eşin küçük çocuğu varsa, o da onun İslâm’a girişi ile müslüman sayılır. Burada çocuğun yararı esas alınır. Çünkü hadiste “İslâm yücedir, unun üzerine yücelinmez” (Buhârî, Cenâiz, 79.) buyurulmuştur. Eşlerden birisi ehl-i kitaptan diğeri müşriklerden olursa, çocuk ehl-i kitap sayılır. Çünkü hıristiyan veya yahudiler bir takım hükümlerde İslâm’a daha yakın olduğu için burada da çocuğun yararı düşünülür. Onlarla bir müslümanın evlenebilmesi ve kestiklerinin yenilmesi bu yakınlıklar arasında sayılabilir. (el-Meydânî, a.g.e., III, 29.)
B) Başka Dinden Olanın İslâm’a Girmesinin Evliliğe Etkisi:
Kadın İslâm’a girip, kocası kâfir olarak kalsa, İslâm hakimi ona da müslüman olmasını teklif eder, eğer o da İslâm’ı kabul ederse, evliliklerinin devam etmesine engel bir durum kalmadığı için kadın onun eşi olur. Koca İslâm’ı kabul etmezse hakim aralarını ayırır. Çünkü müslüman bir kadının, kâfir bir erkeğin yanında kalması caiz olmaz. Hakimin bu ayırması Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre bir bâin talak, Ebû Yûsuf’a göre ise boşama sayısına girmeyen bir ayırmadır. (İbnü’l-Hümâm, a.g.e., II, 507; el-Meydânî, a.g.e., III, 26.)
Ateşe tapan (mecûsî) ya da hiçbir ilâh tanımayan bir kadınla evli bulunan koca müslüman olsa, karısına da İslâm’a girmesi teklif edilir, kabul ederse onun eşi olarak kalır, etmezse İslam hâkimi aralarını ayırır. Çünkü müslüman bir erkeğin müşrik veya ilâh tanımayan ateist bir kadınla evlenmesi geçerli değildir. Bu ayrılık talak niteliğinde değildir, çünkü ayrılmaya kadın neden olmuştur ve kadın da talaka ehil değildir.
Yukarıdaki durumda eşler ayrılınca, eğer cinsel birleşme olmuşsa kadın mehrin tamamını alır, cinsel birleşme olmamışsa mehir alamaz, çünkü zifaftan önce ayrılık kadın tarafından meydana getirilmiştir. (el-Meydânî, a.g.e., III, 26.)
Kadın dâru’l-harpte müslüman olup, kocası İslâm’a girmese, iddet süresi sonuna kadar ayrılık meydana gelmez, (bk. “iddet” konusu). Çünkü kocasının bu süre içinde müslüman olması mümkündür. Burada düşman ülkesinin niteliği gereği, kocaya İslâm hakimi tarafından İslâm’a girmesini telkin etmek imkânı bulunmadığı için, kadının İslâm’a girişi bir ric’î talak yerinde sayılmıştır. Bu yüzden kadın ancak iddet sonunda kocasından kesin olarak ayrılmış olur. (İbnü’l-Hümâm, a.g.e., II, 508; el-Meydânî, a.g.e., III, 27.)
Eşlerden birisi müslüman olarak dâru’l-harpten, dâru’l İslâm’a gelirse Hanefîlere göre, hakikaten ve hüküm olarak ülke ayrılığı bulunduğu için ayrılık meydana gelir. Nitekim yakın akrabalık bulununca karı-kocalık maslahatlarının yerine getirilemediği gibi din ayrılığı ve ülke ayrılığı bir arada bulununca da aynı sonuç meydana gelir.
Çoğunluğa göre burada ülke ayrılığı, eşlerin ayrılığı sonucunu doğurmaz. Çünkü ülke ayrılığı yalnız şahıs ve mal üzerindeki velayetin kesilmesine yol açar, eşlerin ayrılmasını gerektirmez. Bu durum dâru’l-İslâm’a eman alarak (vizeli pasaportla) giren müste’men harbiye (pasaportlu yabancı) ve yine eman alarak dâru’l-harbe giren müste’men müslümana benzer. Bu ise onların evliliklerini etkilemez. (es-Serahsî, el-Mebsût, V, 50; el-Mısrî, el-Bahru’r-Râik, III, 313)
Ehl-i kitap bir kadının kocası müslüman olsa bunlar nikâhları üzere kalırlar. Çünkü ehl-i kitap bir kadınla müslüman bir erkeğin prensip olarak evlenmesi işin başında geçerli olduğu gibi, mevcut evliliğin devamı öncelikle geçerli olur. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 623.)


Etiketler: , ,


Kategori: