Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > İDDET BEKLEYEN KADININ NAFAKASI

İDDET BEKLEYEN KADININ NAFAKASI
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 959 EKLENME : 15/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 İDDET BEKLEYEN KADININ NAFAKASI Facebook'ta paylaş İDDET BEKLEYEN KADININ NAFAKASI İçin Yorum Yap

İDDET BEKLEYEN KADININ NAFAKASI

  Yukarıda açıkladığımız gibi kocanın ölümü veya sahih evlilikte eşlerin ayrılması durumlarında iddet söz konusu olur. Nafakanın kapsam ve şeklinin de evliliğin sona erme şekli ile bağlantısı vardır. Bu yüzden, aşağıda iddet nafakasını gerektiren ayrılıkları esas alarak konuyu açıklamaya çalışacağız.
1) Ölüm iddeti bekleyen kadının nafakası:
Kocasının ölümü üzerine iddet beklemekte olan kadına nafaka verilmesi gerekmez. Çünkü nafaka yükümlüsü olan koca vefat etmiş ve bütün mal varlığı mirasçılarına kalmış olur. Sağ kalan eşi de dörtte bir veya sekizde bir oranında mirasa girecektir.
Mirasla ilgili hükümler inmezden önce bir kocanın, vefatından sonra bir yıl süreyle, eşinin evinde barındırılmasını vasiyet etmesi gerekiyordu. Âyette şöyle buyurulur: “İçinizden ölüp de geride eşler bırakan erkekler, kadınlarının, evlerinden çıkarılmayarak, bir yıla kadar bakılmasını vasiyet etsinler. Eğer, kadınlar evden çıkacak olurlarsa, kendileri için yaptıkları meşru işlerde size bir günah yoktur”. (el-Bakara, 2/240.) Ancak bu nafaka ve meskenle ilgili vasiyet hükmü, kadına miras hakkı tanıyan Nisa sûresi 12 nci âyetin inmesiyle neshedilmiş ve bir yıllık vefat iddeti süresi de “İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları karıları, kendi başlarına dört ay on gün beklesinler” (Deliller İçin bk. es-Sâbûnî, Tefsîru Âyâti’l-Ahkâm, II, 616 vd.) âyeti ile dört ay on güne indirilmiştir. Diğer yandan hadiste “Mirasçı için vasiyet yoktur” (Dârimî, Vesâyâ, 28.) buyurularak, vasiyet yoluyla mal bırakma yalnız mirasçı olmayan kimselere tahsis edilmiş ve bunun miktarı da üçte birle (Buhârî, Vesâyâ, 3; Tirmizî, Vesâyâ, 1; İbn Mâce, Vesâyâ, 5.) sınırlandırılmıştır.
Kimi müellifler, bir yıl süreyle, kadın lehine vasiyet bildiren âyette; bir yıllık iddet süresi ve bir yıl süreyle ölen kocanın evinde oturma hakkı olmak üzere iki noktanın yer aldığını ve iddet süresini dört ay on güne indiren âyetin, yalnız birinci hükmü tahsis ettiğini, kadının hakkı olan bir yıl süreyle meskenden yararlanma hakkının ise devam etmekte olduğunu söylemişlerdir. Muhammed Ebû Zehra bu düşüncede olanlardandır. (Ebu Zehra, Usûlü’l-Fıkh, Terc. Abdülkadir Şener, 2. baskı, Ankara 1986, s.166.)
Ancak miras hükümleri ve mirasçıya vasiyeti yasaklayan nasslar dikkate alındığında, bunun diğer mirasçıların ses çıkarmaması veya açıkça izin vermeleri durumunda mümkün olduğunu belirtmemiz gerekir. Ancak bunu erkek vefat eder etmez eşi ortak meskenden çıkarılabilir, şeklinde de düşünmemek gerekir. Mirasçıların bu konuda eşi korumaları ve onu evsiz bırakmamak için miras paylaşımında bu durumu dikkate almaları güzel olur. Nitekim Mâlikîlere göre, mesken kocanın mülkü olur veya kira ile tutulmuş olup da koca tarafında vefatından önce kirası peşin ödenmiş bulunursa kadın için iddet süresince burada oturma hakkı vardır. Bu oturma süresi de bir yıl değil dört ay on günden ibarettir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 659.)
Kocanın ölümü durumunda, eşinin gebe olması da sonucu etkilemez, çünkü cenin sağ doğduğu takdirde mirastan kendine düşen payı alacak ve aile içinde babasının yokluğunda bir sonraki nafaka yükümlüsünün bakımına girecektir (bk. “Nafaka” konusu).
2) Ric’î talakla boşanan kadının nafakası:
Ric’î talakla boşanan kadın iddet süresince yeme, içme, giysi ve barınma gibi bütün çeşitleriyle nafaka hakkına sahiptir. Bu konuda görüş birliği vardır. Çünkü ric’î boşamadan dolayı iddet bekleyen kadın eş hükmündedir.
3) Bâin (kesin) talakla boşanan kadının nafakası:
Böyle bir kadın eğer gebe ise doğuma kadar bütün çeşitleriyle nafaka hakkına sahip olur. Bu konuda da görüş birliği vardır. Delil şu âyettir: “Eğer onlar gebe iseler yüklerini bırakıncaya kadar nafakalarını verin”. (et-Talâk, 65/6.) Hanefîler kadın bu durumda gebe olmasa bile iddet süresince nafaka hakkının bulunduğunu söylemişlerdir.
Şafiî ve Mâlikîlere göre kesin boşamada kadın gebe değilse yalnız meskende oturma hakkı söz konusu olur. Delil; “O kadınları, gücünüzün yettiği kadar kaldığınız yerin bir bölümünde oturtun” ayetidir. (et-Talâk, 65/6.) Burada süknâ hakkı “gebe olup olmama” ayırımı yapılmaksızın mutlak olarak ifade edilmiş, âyetin devamında
“Eğer onlar gebe iseler doğuma kadar nafakalarını verin” buyurularak nafakanın kapsamı yalnız gebe olan kadın hakkında genişletilmiştir.
Hanbelîlere göre kesin boşamada, gebe olmayan kadının nafaka hakkı bulunmaz. Çünkü Fâtıma binti Kays’ı kocası bain talakla boşayınca, Hz. Peygamber ona ne nafaka ve ne de süknâ hakkı vermemiş ve şöyle buyurmuştur: “Nafaka ve süknâ (mesken hakkı) kocanın karısına dönme hakkı bulununca kadın lehine bir haktır”. (Nesâî, Talâk, 7; A. b. Hanbel, VI, 373, 417.) Burada nafaka ve süknâ hakkı ric’î boşama ile sınırlandırılmıştır.
4) Kusurun iddet nafakasına etkisi:
Evliliğin koca tarafından sona erdirilmesi, eşi için iddet süresince nafaka hakkı doğurur. Burada ayrılığın boşama, fesih veya kocanın kusuru sonucunda meydana gelmesi, hükmü değiştirmez. Koca, ayrılık tarihinden iddet sonuna kadar eşinin yeme, içme ve barınma harcamalarını kapsayan nafakayı karşılamakla yükümlü bulunur.
a) İddet nafakası gerektiren durumlar:
aa) Kadının ric’î veya bâin talakla boşanması. Burada boşamanın üç kez olmasıyla, eşin gebe olup olmaması sonucu etkilemez.
bb) Evliliğin mülâane, îlâ veya muhâlea yöntemlerinden birisi ile sona ermesi. Ancak bu durumda, kadının iddet nafakasından muhâlea bedeli olarak vazgeçmesi mümkün ve caizdir.
cc) Kadının erginlik seçeneğine (bk. “Buluğ muhayyerliği”) dayanarak evliliği feshetmesi.
dd) Kadın müslüman olduğu halde, kocasının İslâm’a girmemesi yüzünden evliliğin sona ermesi.
ee) Evliliğin, kocanın İslâm’ı terketmesi (irtidadı) veya eşinin usûl ya da fürûundan birisiyle sıhrî haramlık doğuracak nitelikte bir fiili işlemesi (cinsel temas ve şehvetle öpme gibi) yüzünden sona ermesi durumlarında kadın iddet nafakası almaya hak kazanır. (Kadri Paşa Kodu, mad. 324; bk. H.A.K. mad. 150.)
Kadının kusuru olmaksızın onun tarafından meydana getirilen ayrılıklar nafaka hakkını ortadan kaldırmaz. Nitekim kadının erginlik seçeneğine sahip olması, kocanın denk olmaması veya mehrin düşük olması gibi bir sebeple ayrılıp iddet bekleyen kadınla, kocanın iktidarsız oluşu yüzünden ayrılan kadın her ne kadar boşamayı meydana getiren taraf gibi görünüyorsa da kusurlu eş durumunda değildir. Bu yüzden de iddet nafakası alabilir.
b) İddet nafakasını düşüren durumlar:
Evliliğin kadının kusuru sonucunda meydana gelmesi durumunda ise kocanın iddet nafakası yükümlülüğü düşer. Kadının geçerli bir evlilikten ve cinsel temas ya da sahih halvetten (yalnız olarak başbaşa kalma) sonra İslâm dinini terketmesi veya kendi isteği ile kocasının usûl veya fürûundan birisi ile sıhrî haramlık doğuran (cinsel temas ve şehvetle öpme gibi) bir fiili işlemesi durumu bu niteliktedir. (bk. Bilmen, a.g.e., II, 488, 489; Kadri Paşa Kodu, mad. 325, 326.)
Fasit bir nikâhtan dolayı ayrılan bir kadın için de iddet nafakası söz konusu olmaz. Çünkü fasit nikâh da nafaka hakkı doğurmaz. Bu iki çeşit nafaka birbirinin benzeridir. (Bilmen, a.g.e., II, 488.)
Kadın, iddet süresince nafaka istememiş olur ve İslâm hakimine başvurarak nafaka tesbiti de yaptırmamış bulunursa, iddet sonunda nafaka düşer. Ancak eşlerin karşılıklı anlaşması veya hakim kararı ile belirlenen nafaka kendiliğinden düşmez.


Etiketler: , ,


Kategori: