Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > HAYAT BOYUNCA BİR İNSANIN EHLİYET DURUMLARI

HAYAT BOYUNCA BİR İNSANIN EHLİYET DURUMLARI
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 816 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 HAYAT BOYUNCA BİR İNSANIN EHLİYET DURUMLARI Facebook'ta paylaş HAYAT BOYUNCA BİR İNSANIN EHLİYET DURUMLARI İçin Yorum Yap

HAYAT BOYUNCA BİR İNSANIN EHLİYET DURUMLARI

  1) Cenin devresi:
Bu devre çocuğun ana rahmine düşmesinden doğuma kadar sürer. Cenin için velayet söz konusu olmamakla birlikte o, sağ doğmak şartıyla lehine olan şu haklardan yararlanır. Nesep hakkı, miras hakkı, lehine vasiyet veya vakfedilen şeye sahip olma hakkı. Cenin sağ olarak doğarsa bunlara sahip olur. (İbnü’l-Humâm, Fethu’l-Kadîr, VIII, 324 vd.)
Hanefîlere göre cenine intikal eden mallar, yed-i emine teslim edilir ve bunlar yalnız koruma altına alınmakla yetinilir, arttırmaya çalışılmaz. Çoğunluk mezhep müctehitlerine göre ise, böyle bir durumda cenin için bir veli veya vasi belirlenir ve bu kimse onun mallarını koruma altına alır.
Cenin henüz ruh üflenmediği dönemde de olsa, bir insan varlığını temsil ettiği için İslâm’da korunmuş ve önemli bir neden olmaksızın dış etkiyle düşmesine neden olan kimse için bazı müeyyideler getirilmiştir. (bk. yukarıda “kürtaj” konusu).
2) Gayri mümeyyiz küçüklük devresi:
Bu devre doğumdan temyiz çağına, yani çocuğun iyi ile kötüyü, yararlı olanla zararlı olanı ayırt edebildiği yaşa kadar sürer. Bu da yaklaşık yedi yaşlarında gerçekleşir. Buna göre, doğumla yedi yaş arasındaki küçüklerin eda ehliyeti yoktur, fakat “vücub ehliyeti” denilen onu haklara ve borçlara ehil duruma getiren bir ehliyetin sahibi sayılır. Bu yüzden lehine yapılan bağış ve vasiyetler geçerli olduğu gibi, veli veya vasisi’nin onun adına yapacağı alış-veriş, kira ve rehin gibi muamelelerde geçerlidir. Bunların sonuçları çocuğa ait olur.
Malvarlığı olan gayri mümeyyiz küçük devletin koyacağı vergi ve yükümlülüklere muhatap olur. Zengin durumda ise yoksul bulunan hısımlarına nafaka yükümlülüğü de söz konusu olur. Ancak Hanefîlere göre zekâtla yükümlü olmaz. Çünkü zekât bir ibadet olup, küçük çocuk ibadetle yükümlü değildir. Çoğunluk müctehitlere göre ise zekât, malın bir külfeti niteliğinde olduğu için, küçük çocuk zekâtla da yükümlüdür. (bk. Tirmizî, Zekât, 15; Mâlik, Muvatta’, Zekât, 12; Döndüren, Delilleriyle İslâm İlmihali, İstanbul, 1991, s: 490, 491; Ebû Zehra, Usûlü’l-Fıkh, s: 331, 32.)
3) Mümeyyiz küçüklük devresi:
Bu devre temyiz gücü ile başlar ve erginlik çağına kadar sürer. Temyiz gücü; iyi ile kötüyü, hayırla şerri, yararlı ile zararlıyı birbirinden ayırdetme yeteneğini ifade eder. Temyiz çağının başlangıcı yedi yaş olarak kabul edilmiştir. Delil şu hadistir: “Yedi yaşına girdiklerinde çocuklarınıza namazı emrediniz.” (Ebû Dâvud, Salât, 26.) Bu hadis, yedi yaşına giren çocuğun namazın ve ibadetin anlamını kavrayabilecek bir düşünce olgunluğuna eriştiğini gösterir.
Mümeyyiz küçüğün eksik eda ehliyeti vardır. Onun yapacağı ibadetler veya günlük ticarî ve medenî muameleler şu ölçülere göre değerlendirilir.
a) Namaz, oruç, hac gibi ibadetleri yapması farz değilse de edası sahih olur ve sevabı ana-baba ile onları bu ibadetlere teşvik edip alıştıranlara ait bulunur. (el-Kâsânî, el-Bedâyî’, VII, 171; İbnü’l-Humâm, a.g.e., VII, 310 vd.; el-Meydanî, el-Lübâb, II, 67; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Muctehid, II, 278.)
b) Tam olarak yararına olan hukuki tasarruflar geçerlidir. Bu konuda velisinin izni de gerekmez. Kendisine verilen bağışı veya sadakayı kabul etmesi, mubah malları mülk edinmesi bu niteliktedir. Buna göre, yedi yaşla erginlik çağı arasındaki çocuğa bizzat verilecek zekât veya yapılacak başka bağış ve hediyeler çocuğun mülkiyetine geçer. Ancak böyle bir bağış kötü bir niyet için yapılmışsa, küçüğün lehine olmadığı anlaşılınca velinin buna engel olma hakkı söz konusu olur.
Diğer yandan bu yaştaki çocukların başkasının vekili olarak yapacağı alım, satım, kira, nikâh, talâk, dava ve teslim alma gibi tasarrufları da geçerli olur. Çünkü bu muameleler çocuğun yetişmesine yardımcı olur ve ortaya çıkabilecek zarar da vekâlet verene aittir. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr, IV, 400 vd.; el-Hudârî, Usûlü’l-Fıkh 5 baskı, Mısır 1965, S 100, 102.)
c) Zararına olan tasarruflar geçersizdir. Malını bağışlaması, vakfetmesi veya ariyet vermesi, başkasının borcuna kefil olması ve eşini boşaması gibi muameleler bu niteliktedir. Bu muameleler çocuk adına velisi veya vasisi tarafından da yapılamaz.
d) Hem yararına hem de zararına olabilen muameleler. Alış-veriş, kiraya vermek, kiralamak, rehin vermek gibi muameleler bu niteliktedir. Bunlar velinin iznine bağlı olarak meydana gelir. Veli izin verirse muamele sahih olur, aksi durumda ortadan kalkar.
4) Erginlik devresi:
Erginlik çağı ile insan çocukluktan çıkıp, gençlik çağına ayak basmış olur. Erginlik çağının alt sınırı kızlarda 9, erkekte 12 yaştır. Üst sınır çoğunluk müctehitlere göre 15 yaştır. Ebû Hanife’ye göre ise üst sınır kızda 17, erkekte 18 olup, bu yaşa gelenlerde erginlik belirtileri görülmese bile hükmen ergin sayılırlar. Ergenlik belirtisi erkekte ihtilâm olma, kızlarda ise aybaşı olma veya gebe kalmakla sabit olur. Bu belirtiler görülmese de çoğunluğa göre 15 yaşın bitiminde erginlik başlamış sayılır.
Ergin ve akıllı olan erkek ve kadın artık bütün ibadetlerle yükümlü olduğu gibi, ticari ve medenî her türlü muameleleri yapma ehliyetini elde eder. Haksız fiillerinden dolayı hem bedenen hem de mal olarak sorumlu bulunur. Birisini kasıtlı olarak öldürse kısas uygulanır, zina etse bunun cezasına muhatap olur. Ancak kendi mal varlığını yönetmede gerekli tecrübe ve yeteneği kazanamamışsa, başka bir deyimle “reşid” değilse, kendi malı üzerindeki tasarrufları velinin iznine bağlı olmaya devam edebilir. Böylece erginlikle rüşd ayrı yaşlarda gerçekleşebilir. Bu yüzden aşağıda rüşd devresini ayrıca inceleyeceğiz.
5) Rüşd devresi:
Rüşd, arapça bir kelime olup sözlükte; doğru yolu bulup gitme, doğru yolda gitme, doğru düşünme, akıl sahibi olma ve ergin olma gibi anlamlara gelir. Reşid ise; malını saçıp savurmaktan uzak olan, yaptığı muâmelerde kârını zararını ayırdedebilen kimse demektir. Mecelle’nin reşidi tarifi şöyledir: “Reşid, malını muhafaza konusunda tekayyüd ederek sefeh ve tebzirden tevakki eden kimsedir.” (Mecelle, mad. 947.) Reşidin zıddı sefihtir. Sefih; malını akılsızca saçıp savuran ve boş yere harcayıp israf ederek telef eden kimsedir (bk. Mecelle, mad. 946).
Kişi şer’î ve cezai yükümlülüklere ehil olduğu halde, malî tasarrufları bakımından reşid olmayabilir. Rüşd, tam olarak erginlik demek değildir. Bu yüzden erginlikten önce veya sonra olabileceği gibi, erginlikle birlikte de gerçekleşebilir. Kişi yalnız erginliğe ulaşınca değil, reşid olunca eda ehliyetini bütünüyle kazanmış olur. Bundan sonra üzerinden mali velayet kalkar, malında dilediği gibi tasarruf hakkı doğar ve malı kendisine teslim edilir.
Allahü Teâlâ şöyle buyurur: “Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri deneyin. Eğer onların rüşde erdiklerini görürseniz mallarını kendilerine verin” (en-Nisâ’, 4/6.) Akıllı ve ergin çocukta servetini yönetebilecek bir yetenek, bilgi ve tecrübe durumu görülmezse malı kendisine teslim edilmez ve bir süre daha velinin koruması devam eder. Bu korumanın süresi ne kadardır ve bu süreyi kim belirleyecektir?
Ebû Hanife’ye göre akıllı ve ergin kimse sefih ve müsrif de olsa prensip olarak tasarruf hürriyetine kavuşur, ancak malı bir önlem olarak reşid oluncaya veya yirmi beş yaşına kadar kendisine teslim edilmez. Bu yaştan sonra artık reşid olmasa da malları kendilerine verilir. Aksi durumda, insanın şerefi ayak altına alınmış olur. Âyette şöyle buyurulur: “Yetim rüşdüne erinceye kadar, onun malına en güzel yolun dışında yaklaşmayın.” (el-En’âm, 6/152.) Yirmi beş yaş, dede olabilecek bir yaş olup, kişi bu yaşta son olgunluk çağına ulaşmış bulunur. Tasarruftan alıkoymanın gayesi te’diptir. Bu yaştan sonra çoğunlukla te’dip gerçekleşmez. (el-Kâsânî, a.g.e., VII, 171; İbnü’l-Humâm, a.g.e., VII, 316; el-Meydânî, el-Lübâb, II, 69.)
Çoğunluk müctehitlere göre çocuk, erginlik çağına reşid olmaksızın girerse malı kendisine teslim edilmez ve bu durum yaşına bakılmaksızın uzun süre devam edebilir. Nitekim en-Nisâ Sûresi 6 ncı âyette buna işaret vardır. Ashab-ı Kiramdan Saîd b. Cübeyr (ö. 95/713); “Kişi sakalından tutulur ama reşid olmayabilir” demiştir. Sefihlik durumu sürdükçe kişi altmış yaşına da girse hüküm değişmez. Nitekim âyette şöyle buyurulmuştur. “Allah’ın, yaşayışınızın sebebi kıldığı mallarınızı, aklı zayıf olanlara (sefihlere) vermeyin.” (en-Nisâ’, 4/5.)
Osmanlı Devleti uygulamasında önceleri rüşd için belirli bir yaş konulmadığı ve Mecelle’de de çoğunluğun görüşü olan bu prensibin korunduğu görülür. (bk. Mecelle mad. 981, 982; Ali Haydar, Duraru’l-Hükkâm, III, 70, vd.)
Diğer yandan Osmanlı mahkeme uygulamalarında birliği sağlamak gayesiyle 1288/1871 tarihli bir fermanla yirmi yaşını doldurmamış olan kimselerin rüşd davalarının reddedilmesi istenmiştir. (Ali Haydar, a.g.e., Mecelle 989, mad. Şerhi.)
Günümüz beşerî hukuklarında rüşd için belirli yaşlar tespit edilmektedir. Nitekim Türk Medeni Kanununda rüşd yaşı 18 (bk. mad 11), Suriye (1935 tarihli Ahval-i Şahsiye Kan. 18, Mısır 21, İngiltere, Almanya ve Fransa ise 21 yaşı rüşd yaşı olarak kabul etmişlerdir. (Velidedeoğlu, Türk Medeni Hukuku Umumî Esaslar, 7. baskı, C, l, C, II, S: 56.)


Etiketler: , ,


Kategori: