Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ

GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 1177 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ Facebook'ta paylaş GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ İçin Yorum Yap

GEÇİCİ EVLENME ENGELLERİ

  Sürekli veya mutlak evlenme engelleri hiç bir şekilde ortadan kalkmadığı halde, geçici evlenme engelleri belirli hallerde ortadan kalkabilir. Din ayrılığı, dört kadınla evli olma, üçlü boşama, iki hısımla birlikte evlenme bunlar arasındadır.
1) Din ayrılığı:
Müslüman kadın veya erkek, müşriklerle evlenemez. Müşrik kapsamına Allah’tan başka şeylere, yani aya, güneşe, tabiat güçlerine tapanlar girdiği gibi; ateistler, Bahailer ve Kadiyaniler de girer. Allah’ın şerîatından başka sistemlere inanıp İslamî bir devlet ve toplum düzeni kabul etmeyenler de aynı hükme bağlıdır.
Allah Teala şöyle buyurur: “(Ey iman edenler!) Allah’a eş tanıyan kadınlarla onlar imana gelinceye kadar evlenmeyin. İman eden bir cariye, müşrik bir kadından -bu sizin hoşunuza gitse de- elbet daha hayırlıdır. Müşrik erkeklere de, onlar iman edinceye kadar (mü’min kadınları) nikahlamayın. Mü’min bir köle, müşrik erkekten -o sizin hoşunuza gitse de- daha hayırlıdır”. (el-Bakara, 2/221) Bu yasağa uymadan yapılacak bir evlilik batıl olur.
Müslüman bir erkeğin hristiyan veya yahudi bir kadınla evlenmesine ise cevaz verilmiştir. Çünkü ailenin reisi kocadır ve doğacak çocuklar babanın dininden sayılır. Diğer yandan ehl-i kitap kadınlarla evlenmek İslam’ın yayılmasına yardımcı olur.
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “…. Kendilerine sizden önce kitap verilenlerden yine hür ve iffetli kadınlar dahi, siz onların mehirlerini verip nikah edince (size helaldir)” (el-Maide, 5/5) Hz. Ömer, yukarıdaki ayetin açık müsadesine rağmen, Medayin valisi Huzeyfe (r.a.)’e evli bulunduğu yahudi kadını boşamasını yazmıştır. Bunun sebebi, ehl-i kitap kadınlarla evlenmenin kötüye kullanılması ve müslüman kadınlara rağbetin azalmasıdır. Bu, hükmü kaldırma değil, geçici bir uygulamadır.
Ashab-ı kiramdan yalnız İbn Ömer ehl-i kitap kadınla evlenmeyi caiz görmemiştir. Ona bunun sebebi sorulduğunda “Allah müşrik kadınları mü’min erkeklere haram kılmıştır. Ben bir kadının “Rabbim İsa’dır” demesinden daha büyük şirk bilmiyorum” demiştir. Ancak İbn Ömer’in bu sözü haramlığa değil, kerahete hamledilmiştir. (es-Sabunî,Tefsîru Ayati’l-Ahkam, 2. baskı, Dımaşk, 1977, II, 564.)
İslam toplumuna düşman olan harbî ve ehli kitap kadınla evlenmek ise mekruhtur. Bu konuda görüş birliği vardır. (İbnü’l-Hümam, a.g.e., II, 372.)
Bugünkü Hristiyanlar ve Yahudiler ehl-i kitap mıdır? Kur’an-ı Kerim’de aşağıdaki ayetler bu konuda tereddütlere yol açmıştır.
“Yahudiler “Uzeyr Allah’ın oğludur”, Hristiyanlar da “İsa Allah’ın oğludur” dediler. Bu, onların ağızlarında geveledikleri cahilce sözlerdir.” (et-Tevbe, 9/30.)
“Gerçekten, “Allah, Meryem’in oğlu İsa’dır” diyenler kafir olmuşlardır.” (el-Maide, 5/72.)
“Şüphesiz, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyenler (Allahü Teala’ya Meryem ve İsa’yı da ortak koşanlar) kafir olmuşlardır. Halbuki bir tek ilahtan başka hiçbir ilah yoktur.” (el-Maide, 5/73.)
Bu ayetlerin açık hükümlerine göre, bugünkü hristiyan ve yahudilerin Allah’a ortak koşmaları sebebiyle müşrik sayılmaları ve müslümanlarla evlenmemeleri gerektiği öne sürülebilirse de, ehl-i kitap kadınlarla evlenmeyi serbest bırakan Maide Süresi 5. ayet bu hükmü tahsis etmiştir. İslam fakihlerinin çoğunluğu bu görüştedir. (Cassas, Ahkamu’l-Kur’an, II, 15-20; el-Kasanî, a.g.e., II, 270; İbn Rüşd, a.g.e., ll, 37 vd.)
Şafiî ve Malikîlere göre ehl-i kitap kadınla evlenmek mekruhtur.
Ehl-i kitap kadınla evli bulunan müslüman bir erkek onu kilise ve havraya gitmekten ve evde içki içmekten alıkoyabilir; hayız, nifas ve cünüplük sebebiyle onu yıkanmaya zorlayamaz. (el-Fetava’ı-Hindiyye, I, 281)
Müslüman kadının müşrik veya ehli kitap bir erkekle evlenmesi caiz değildir. Çünkü bu yasak ayetle belirlenmiştir. (el-Bakara, 2/221) 20 nci yüzyılda çıkarılan İslam aile hukuku kanunlarının hemen hepsinde bu hüküm açıkça ifade edilmiştir. (H.A.K. mad, 58)
2) Üçlü boşamadan doğan evlenme engeli:
a) Hülle ve dayandığı deliller:
İslâm’da kocaya, eşini üçe kadar boşama yetkisi verilmiştir. Karısını üç defa boşamışsa artık kadının bir başka erkekle geçerli bir şekilde evlenmesi ve bu ikinci evliliğin talak, fesîh veya ölümle sona ermiş olması gerekir. Koca ile eski karısı arasında mevcut bu geçici yasağı ortadan kaldırmaya yönelik muameleye “tahlil (helal kılma)” veya kısaca “Hulle” adı verilir.
Allah Teala şöyle buyurur: “Yine erkek, karısını (üçüncü defa olarak) boşarsa, ondan sonra kadın kendinden başka bir erkeğe nikahlanıp varıncaya kadar ona helal olmaz. Bununla birlikte, eğer bu yeni koca da onu boşarsa, onlar Allah’ın sınırlarını ayakta tutacaklarını sanırlarsa, birbirlerine dönmelerinde her ikisi hakkında bir sakınca yoktur” (el-Bakara, 2/230)
Üç talakla boşanan kadın, ikinci bir erkekle evlenince, bununla cinsel birleşmenin meydana gelmesi şarttır. Aksi halde bu ikinci evlilik herhangi bir şekilde sona erse de kadın eski kocasına dönemez. Useyle hadisi bunun delilidir. Hz. Aişe (r. anha)’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Rifaa el-Kurezî (r.a.)’ın karısı Nebî (s.a.s)’e geldi ve şöyle dedi: “Ben Rifaa’nın eşi idim, beni üç talakla boşadı. Ondan sonra Abdurrahman b. Zübeyr ile evlendim. Ancak o benimle cinsel birleşmede bulunacak durumda değildi”. Hz. Peygamber şöyle buyurdu: “Rifaa’ya dönmek istiyor musun? Sen Abdurrahman’ın, o da senin balcığından tatmadıkça bu olmaz.” (Buhari, Talak, 7,37; Ebu Davud, Talak, 49; Nesai, Talak, 9; İbn Mace, Nikah, 32)
Geçerli bir hullenin şartları şunlardır:
a. Bir defada veya ayrı ayrı zamanlarda üç kere boşanan kadın, iddetini tamamlayacak;
b. Kadın bundan sonra başka bir erkekle sahih nikahla evlenecek;
c. Evlendiği ikinci erkekte cinsel birleşme meydana gelecek;
d. Ölüm veya normal bir boşanma yahut nikah feshi yoluyla bu evlilik sona ermiş bulunacak;
e. Kadın, ikinci kocadan olan iddetini tamamlamış olacak.
b) Anlaşmalı hulle ve hükmü:
Üçlü boşama ile karısını boşayan koca, başka bir erkekle anlaşır ve o da ikinci evlilikten hemen sonra kadını boşayacağını taahhüt ederse, bu şekilde anlaşmalı bir evlilik kadını ilk kocasına helal kılar mı?
Hanefilere ve bazı Şafiîlere göre, tahrîmen mekruh olmakla birlikte geçerlidir. Hülle için konuşulan şart yok sayılır. Hadis-i şerifte; “Anlaşmalı nikah yapana ve kendisi için böyle bir nikah yapılana Allah’ın Rasülü lanet etti.” (Ebu Davud, Nikah, 15; Tirmizî, Nikah, 27; İbn Mace, Nikah, 33.) buyurulmuştur.
Bu hadiste, anlaşmalı nikah yapana “muhallil (helal kılıcı)” deyiminin kullanılması akdin geçerli olduğunu gösterir. el-Evzaî’den şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Anlaşmalı nikah yapan ne kötü yapmıştır, ancak bu nikah geçerlidir.” (es-Sabunî, a.g.e., l, 341.)
Diğer yandan anlaşmalı evlilik ilk kocaya gerekli teminatı sağlamaz. Çünkü ikinci erkek fikir değiştirerek evliliği sürdürmek isterse boşamaya zorlanamaz. Ancak böyle bir evlilik durumunda kadın nikah akdi sırasında talak yetkisi alırsa, istediği takdirde onun da bu evliliği sona erdirme hakkı doğabilir.
İmam Şafiî, İmam Malik ve Ahmed b. Hanbel’e göre anlaşmalı evlilik batıldır. Karı bununla önceki kocasına helal olmaz. Dayandıkları delil, Hz. Peygamber (s.a.s)’in, anlaşmalı evlilik yapana ve yaptırana lanet etmesi ve birincisine “kiralık teke” ifadesini kullanmasıdır. (bk. Ebu Davud, Nikah, 15; Tirmizî, Nikah, 27; İbn Mace, Nikah, 33.)
3) İddete bağlı evlenme engeli:
Evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden biriyle sona ermesi halinde kadının yeniden evlenebilmek için beklemek zorunda olduğu süreye “iddet” denir. Bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi İslam hukukunda da evliliğin sona ermesi halinde doğacak çocuğun nesebini belirleme ve kadına yeniden evlenebilmek için bir düşünme süresi sağlama gibi nedenlerle iddet şartı ve prensibi getirilmiştir.
İslam’da iddet, evliliğin sona erme nedenine göre değişik sürelere bağlanmıştır.
Evliliğin kocanın ölümü île sona ermesi halinde kadının bekleyeceği iddet süresi dört ay on gündür. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri kendi kendilerine dört ay on gün beklerler.” (el-Bakara, 2/234)
Evlilik hangi nedenle sona ererse ersin, kadın gebe ise iddetin süresi doğuma kadardır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “Gebe kadınların iddetlerinin sonu, çocuklarını doğurmalarıdır.” (et-Talak, 65/4) Ashab-ı Kiram’dan Sübey’atü’1-Eslemi (r. anha) gebe iken doğum yaptı, ancak dört ay on gün geçmemişti. Durumu Rasülullah (s.a.s)’e sordu: Rasul-i Ekrem doğumla iddetinin bittiğini ve dilerse yeniden evlenebileceğini kendisine bildirdi. (el-Cassas, a.g.e., Berut, t.y.,I,3)
Hz. Ali ve İbn Abbas’a göre, kocası ölen hamile kadın iki iddetten uzun olanı uygular.
Kadın evlilik dışı cinsel birleşme sonucu hamile kalmışsa, eğer kadın suç ortağı olan erkekle evlenecekse iddete tabi olmayıp hemen evlenebilir. Altı ay geçtikten sonra çocuk dünyaya gelirse nesebi bu erkekten sabit olur. Altı aydan önce doğum olduğunda, koca zinadan söz etmeyerek çocuğun kendisinden olduğunu söylerse, yine neseb bu ikrar nedeniyle sabit olur. Burada daha önceki bir nikah akdinin varlığı veya şüpheye dayalı bir cinsel birleşmenin vuku bulduğu düşünülür. Çünkü müslümanın prensip olarak iyi olduğu kabul edilir ve kötü olabilecek hali örtülür.
Zina eden kadın zina etmeyen bir erkekle evlenirse, Hasan el-Basrî gibi bir grup bilgine göre, nikah akdi münfesih olur. Ancak çoğunluk müctehitlere göre böyle bir evlilik caizdir. Bu konuda delil şu ayettir: “Zina eden erkek, zina eden veya müşrik olan kadından başkasını nikahlamaz. Zina eden kadını da zina eden veya müşrik olan bir erkekten başkası nikahlamaz. Bu mü’minler üzerine haram kılınmıştır.” (en-Nûr, 23/3.) İlk grup bilginler ayetin açık anlamını esas alarak haramlık anlamı verdiler. Çoğunluk fakihler ise ayetin bu işin çirkinliğini anlattığını, dolayısıyle “zem” anlamı taşıdığını söylediler. Dayandıkları delil şu hadistir: “Hz. Peygamber (s.a.s)’e bir adam geldi ve şöyle dedi: Benim karım kendisine dokunan yabancı erkek elini geri çevirmez, yani zina eder. Hz. Peygamber: “Onu kendinden uzaklaştır” buyurdu. Adam dedi: “Nefsimin onun ardına düşmesinden korkarım”. Rasulullah (s.a.s) bunun üzerine şöyle buyurdu: “Öyleyse onun cinsel yönünden, yararlan.” (Nesaî, Nikah, 12, Talak, 34.) Diğer yandan Hz. Aişe (r. anha)’dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: “Haram, helali haram kılmaz.” (İbn Mace, Nikah, 63.)
Hanefilere göre, zina etmemiş bir erkek, zina eden, fakat hamile olmayan bir kadınla evlense, nikah akdi sahih olur. Eğer kadın hamile ise, Ebu Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, yine nikah geçerli olur, fakat cinsel birleşme doğuma kadar geciktirilir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 149: Döndüren, a.g.e.,s: 232.) Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Allah’a ve ahiret gününe iman eden kimse, suyunu, başkasının çocuğu üzerine akıtmasın.” (Tirmizi, Nikah, 35; Ebu Davud, Nikah, 44; A. b. Hanbel, IV, 108, 109) İmam Züfer’e göre ise, zinadan hamile olan kadınla evlilik akdi geçerli değildir. Çünkü bu gebelik cinsel temasa engel olup, akde de engeldir. Nitekim hamilelik zina yoluyla olmasa da evlilik akdine engeldir.
Boşanan kadının iddeti üç defa hayız görüp temizlenmesidir. Ayette şöyle buyurulur: “Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç hayız ve temizlenme süresi beklerler.” (el-Bakara, 2/228) Buna göre, kadın temizlik günlerinde boşanmışsa, üçüncü hayızın bitiminde iddet tamam olur. Hayızlı iken boşanmışsa; içinde boşandığı ilk hayız dışındaki üç hayız sonunda iddet bitmiş olur. Ancak hayızlı iken boşama bid’attır.
Hayız görmeyen küçüklerle, hayızdan ümit kesen yaşlıların iddeti üç aydır. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Kadınlarınızdan artık hayızdan ümit kesmiş olanlarla, henüz hayız görmeyecek kadar küçük olan kadınların iddeti, şüphelenirseniz biliniz ki üç aydır.” (et-Talak, 65/4.) Buna göre, ergin olmayan veya 55 yaşını geçen kadının iddet süresi üç aydır.
Diğer üç mezhebin aksine Malikîler henüz cinsel birleşmeye tahammül edemeyecek kadar küçük olan veya kocası cinsel organdan yoksun bulunan kadını bekleme mecburiyetine tabi tutmazlar.
4) Çok eşliliğe bağlı evlenme engeli:
İslam’dan önce Arabistan’da çok karılılığın sınırsız bir şekilde uygulandığı bilinen bir husustur. Ancak çok eşlilik daha çok kabile reisleri için söz konusu idi. Halktan erkeklerin çoğunluğu ise tek eşli idi. (bk. Bilmen, İstilahat-ı Fıkhıyye Kamusu, İstanbul 1967, II, 112 vd.)
Eski İran, Çin, Brehmenler hukukunda, Bâbil’de Hammurabi Kanunlarında birden fazla kadınla evlilik esası kabul edilmişti. Roma hukukunda istfraş, yani evli olmaksızın birlikte yaşama mevcuttu. (M.Es’ad, Tarih-i İlm-i Hukuk, s:74, 97, 139, 141, 149, 165, 173.) Tevrat’da Dâvud Peygamberin bir kaç kadınla evlendiğinden söz edilir. (Samuel, 2/12, 7/8) İncil’de birden çok kadınla evlenmeyi yasak eden bir hüküm yoktur. Bu nedenle XVI ncı yüzyıla kadar hristiyanlarda çok evlilik normal sayılırdı. Hatta Filozof Herbert Spenser’e göre XI nci yüzyılda İngiltere’de Kilise, kadının başka bir erkeğe belli bir süreyle ödünç (iâre) verilebileceği hakkında kanun çıkartmıştır. (bk. M. es-Sibâî, el-Mer’e Beyne’l-Fıkh ve’l-Kanûn, s:210 vd.)
İslam’da çok evliliğe bazı şartlarla izin verilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulur: “Eğer yetim kızlar hakkında (adaleti yerine getiremeyeceğinizden) korkarsanız sizin için helal olan diğer kadınlardan ikişer, üçer, dörder olmak üzere nikah edin. Şayet bu suretle de adalet yapamayacağınızdan endişe ederseniz o zaman bir tane ile yahut malik olduğunuz cariye île yetininiz.” (en-Nisa, 4/3)
Buna göre, aralarında eşitliği sağlamak şartıyla erkeğin aynı zamanda dört kadınla evli bulunması İslam’a göre mümkündür. Artık bir beşincisi ile evlenemez. Ancak Hz. Peygamber bu yasağın dışındadır. (bk. el-Ahzab, 33/52; el-Cassas, a.g.e., III, 368, 369; İbn Kesir, el-Muhtasar, III, 107)
5) Sıhrî civar hısımlığından doğan evlenme engeli:
İki kız kardeşle veya eşinin teyzesi veya halası ile aynı zamanda evlenilemez. Aksi halde sonraki tarihli evlilik geçerli olmaz. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “iki kız kardeşi birlikte almanız da (size haram kılındı), ancak cahiliyye devrinde geçen geçmiştir.” (en-Nisa’, 4/23.) Bu yasak, hadis-i şeriflerle genişletilerek, karının halası ve teyzesi de yasak kapsamına alınmıştır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Karı ile hala ve teyzesi bir nikah altında toplanamaz.” (Buharî, Nikah, 27; Müslim, Nikah, 33, 34, 36, 40.)
Birbirine çok yakın olan kadınlarla aynı anda evlenmenin yasaklanmasının sebebi, daha çok ahlakîdir. Gönüllerinde karşılıklı sevgi ve saygı bulunması gereken iki kız kardeşi veya yeğen ile teyze veya halayı aynı zamanda nikahlamak, onlar arasında bir kıskançlık ve rekabete yol açar ve sila-i rahim kesilir. Süt kız kardeş, süt hala ve süt teyzelerin durumu da böyledir.
Yahudilikte, iki kız kardeşle aynı zamanda evlenmek önceleri meşru iken sonradan neshedilmiştir. (bk. Ahd-i Atik,Tekvin, XXIX, Levililer, XVII, 18.)
6) Başkası ile evli olmaktan doğan engel:
İslam, kadın için tek evlilik prensibini benimsemiştir. Bu nedenle kadın için evli bulunmak aynı anda bir başka evlenmeye engel teşkil eder. Ayet-i Kerîme’de şöyle buyurulur: “Savaş esiri olarak sağ ellerinizin malik olduğu kadınlar müstesna olmak üzere, diğer bütün kocalı kadınlarla (evlenmeniz de size haram kılındı)” (en-Nisa, 4/24)
Evli kadın kocasından boşanır veya kocası ölürse, iddetini tamamladıktan sonra, başka bir erkekle evlenme yasağı ortadan kalkar. Bu bakımdan evlilik kadın açısından geçici evlenme engeli teşkil eder.
Bulaşıcı ve bir takım ağır hastalıklar İslam’da evlenme engeli sayılmamıştır. İmam Ebû Hanife ve İmam Şafiî’ye göre hastanın evlenmesi caizdir. Ancak erkekteki bazı hastalık ve kusurlar nedeniyle kadının mahkemeye başvurarak evliliği sona erdirmesi mümkündür.
Hac’da iken ihramlı olmaktan doğan evlenme engelini Hanefî mezhebi kabul etmemiştir. Ancak böyle bir durumda zifaf, ihramdan çıktıktan sonraya geciktirilir. Diğer üç mezhep imamına göre ise ihramlı iken evlenen kimsenin nikahı batıldır. Mülkiyet ilişkisinden doğan engelin ise bu gün uygulama alanı kalmamıştır. (İbn Rüşd, a.g.e., II, 36, 39; el-Kasani, a.g.e., 264, 272)


Etiketler: , ,


Kategori: