Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > EVLÂT EDİNME VE NESEP BAĞI İLİŞKİSİ

EVLÂT EDİNME VE NESEP BAĞI İLİŞKİSİ
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 932 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 EVLÂT EDİNME VE NESEP BAĞI İLİŞKİSİ Facebook'ta paylaş EVLÂT EDİNME VE NESEP BAĞI İLİŞKİSİ İçin Yorum Yap

EVLÂT EDİNME VE NESEP BAĞI İLİŞKİSİ

  Bir çocuğu doğuran kadın annesi, nikâhlı koca da babası olur. Bu yüzden evlâtlık anlamına gelen arapça “da’y” sözcüğü, nesebi başkasına ait olan çocuğu bir başkasına nisbet etmek anlamına gelir. Da’y’in çoğulu “ed’iyâ”dır.
İslâm’dan önce arap toplumu arasında evlât edinme vardı. Bizzat Allah Rasûlü de, Zeyd b. Hârise’yi evlât edinmişti. Bu şöyle olmuştu: Zeyd (r.a.) henüz küçük bir çocuk iken esir edilmiş, onu Hakîm b. Hizam, halası Hatice için satın almıştı. Hz. Hatice, Hz. Muhammed (s.a.s) ile evlenince, Zeyd (r.a.)’ı O’nun hizmetine vermiştir. Daha sonra öz babası ve amcası Zeyd’i alıp kendi beldelerine götürmek istemişlerse de Zeyd; “Ben bu zattan öyle iyilikler gördüm ki, ondan başkasını tercih edemem” diyerek Hz. Muhammed’in yanında kalmayı tercih etmiştir. Bunun üzerine, Hz. Muhammed; “Şahid olun, Zeyd, benim oğlumdur, o bana mirasçı olacak, ben de ona mirasçı olacağım” buyurarak onu evlatlık edindi. Böylece Zeyd’in babası ve amcası gönülleri rahat bir durumda ailelerine döndüler. (Tirmizî, Tefsîru Sûre 33/9, 12; İbn Kesir, Muhtasar Tefsîr, ihtisar ve Tahk., M.a. es-Sâbûnî, 7. baskı, Beyrut 1981, III, 81; Elmalılı Hak Din Kur’an Dili, VI, 316.)
Ancak cahiliye döneminden gelen bu evlâtlık uygulaması, Medine döneminin ilk yıllarına kadar sürmüş, Hicretin 5. yılından sonra inen aşağıdaki âyetlerle kaldırılmıştır.
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulur: “… Allah evlâtlıklarınızı öz oğullarınız gibi tanımadı. Bunlar sizin dillerinize doladığınız boş sözlerdir. Allah gerçeği söyler, doğru yola o eriştirir.” (el-Ahzâb, 33/4.) “Evlâtlıkları öz babalarına nisbet ederek çağırın. Bu, Allah katında daha doğrudur. Eğer onların babalarını bilmiyorsanız, bu takdirde onları din kardeşleriniz ve dostlarınız olarak kabul edin. İçinizden kasd ederek yaptıklarınız bir yana, yanlışlıkla yaptıklarınızda üzerinize bir günah yoktur. Allah çok bağışlayıcı ve çok merhamet edicidir.” (el-Ahzâb, 33/5)
Abdullah b. Ömer (ö. 73/692)’den şöyle dediği nakledilmiştir: “Çocukları öz babalarına nisbet ederek çağırın ” (el-Ahzâb, 33/5) âyeti ininceye kadar, biz Zeyd b. Harise (r.a.)’ye, “Zeyd b. Muhammed (Muhammed’in oğlu Zeyd)” derdik. Bundan sonra kendi babasına nisbet etmeye başladık.” (Buhârî, Tefsîru Sûre, 33/2.)
Cahiliye devrinde evlâtlık nesep, evlenme, boşanma, miras, sıhrî hısımlık gibi konularda öz çocuk gibi sonuçlar doğururdu. Bu yüzden evlatlığın dul kalan eşi ile de evlenilmezdi. Çünkü o, evlât edinenin gelini sayılırdı.
Allahü Teâlâ bu uygulamayı da Hz. Peygamber (s.a.s)’in kendi hayatında meydana gelen şu olayla kaldırdı. Zeyd b. Harise Hz. Peygamberin halasının kızı Zeynep binti Cahş ile evlendi, fakat mutlu olamadılar. Çünkü gerçekte Zeynep ve ailesi bu evliliği arzu etmemiş, ancak Allah Rasûlü dünürcülük yapınca şu âyete göre muvâfakatlarını bildirmişlerdi. “Allah ve Rasûlü bir iş hakkında hüküm verdiği zaman, gerek mü’min olan bir erkek ve gerekse mü’min olan bir kadın için seçme hakkı yoktur. Kim Allah’a ve Rasûlü’ne karşı gelirse, şüphesiz o, apaçık bir sapıklıkla yolunu şaşırmıştır.” (el-Ahzâb, 33/36.)
Hz. Peygamberin sabır tavsiyelerine rağmen, sonunda Zeyd, Zeyneb’i boşadı. Zeynep iddetini tamamladıktan sonra da, evlatlık hukuku lağvedildiği için, Hz. Peygamber ile evlendi.
Âyette şöyle buyurulur: “Sonunda madem ki, Zeyd, eşiyle ilgisini kesti; biz, onu seninle evlendirdik ki, oğulluklarının ilişiğini kestikleri eşleriyle evlenmede mü’minlere bir zorluk olmasın” (el-Ahzâb, 33/37.)
Buhari’nin naklettiğine göre Zeynep, Hz. Peygamber ile evlendikten sonra, O’nun öbür eşlerine karşı övünür ve şöyle derdi: “Allah’ın elçisi, sizi ailelerinizden isteyip nikahladı. Beni ise yedi kat göklerden yüce Allah O’na nikahladı.” (Buhârî, Tevhîd, 22; Tirmizî, Tefsîru Sûre 33/16.)
Böylece İslam, gelinlerle evlenme yasağını yalnız öz oğulların eşleri ile sınırladı. Âyette; “Kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın eşleri…, size haram kılındı..” (en-Nisâ, 4/23.) buyurulur.
Bu duruma göre, başkasına ait bir çocuğu evlât edinmekle, öz çocuk gibi hak ve görevler meydana gelmez. Evlât edinenin bakım yükümlülüğü doğmaz.
Aralarında bir hısımlık doğmadığı için evlenme engeli de meydana gelmez. Miras cereyan etmez. Ancak nesebi bilinmeyen bir çocuğu, bir kimse, “bu benim oğlum veya kızımdır” diye ikrarda bulunsa, aşağıda açıklayacağımız şartlar gerçekleşirse, bu çocuk onu tasdik etsin veya etmesin, nesebi ondan sabit olur ve aralarında miras cereyan eder. Diğer yandan evlâtlıkla süt hısımlığı birbirinden farklıdır. Süt hısımlığı, bir kadının kendine ait olmayan, süt emme yaşındaki bir çocuğu emzirmesiyle meydana gelir ve öz çocuk gibi evlenme engelleri doğurur. Bir fitne korkusu olmadıkça, süt hısımları arasında örtünme zorunluluğu bulunmaz.
Diğer yandan bir kimse kendi kardeşinin oğlu veya kızının bakım ve yetiştirilmesini üstlense, süt emme çağında, eşi bu çocuğu emzirmişse, hem mahrem hısım ve hem de süt hısımlığı yüzünden erginlik çağından sonra da birlikte hayatlarını sürdürmelerinde bir sakınca bulunmaz. (Elmalılı, a.g.e., VI, 315 vd.; Mehmed Zihni, Nimet-i İslâm. İstanbul 1316 H.,3. Kısım, s: 271,273.)
Ancak şunu da belirtelim ki, İslâm’ın evlâtlık müessesini kaldırması yetim, öksüz, yoksul, kimsesiz veya buluntu çocuklarla ilgilenilmeyeceği anlamına gelmez. Bu gibi çocuklar aileler nezdinde veya çocuk yuvalarında himaye altına alınır. Bakılır, eğitilir, sanat veya meslek sahibi kılınır, evlendirilir. Bir mü’min bu çeşit amellerden dolayı büyük ecir kazanır. Sadece çocuğu kendi nesep hısımı yapamaz ve erginlik çağından sonraki görüşmeler İslâmi ölçüler içinde olmalıdır. Böyle bir çocuğun nesebi belirsiz olsa bile ona hor ve küçümseyici gözlerle bakılamaz. Çünkü ana-babanın bir yanlışından dolayı çocuk suçlanamaz. Çocuğa yardımcı olup, himaye eden kimse, ona manevi ana-babalık yapmış ve çocuğun sevgi ve saygısını kazanmış olur. Önemli olan da bu sevgi, şefkat ve saygıdır. Ayrıca ahirette bunun için ecir alınacaktır.
Kimsesiz bir çocuğu himaye eden kimse ona sağlığında iken bağış yoluyla dilediği kadar, vasiyet yoluyla ise malının üçte biri kadarını bırakabilir.


Etiketler: , ,


Kategori: