Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > EŞLERİN AYRILMASININ FESİH VEYA TALAK SAYILDIĞI DURUMLAR

EŞLERİN AYRILMASININ FESİH VEYA TALAK SAYILDIĞI DURUMLAR
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 1340 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 EŞLERİN AYRILMASININ FESİH VEYA TALAK SAYILDIĞI DURUMLAR Facebook'ta paylaş EŞLERİN AYRILMASININ FESİH VEYA TALAK SAYILDIĞI DURUMLAR İçin Yorum Yap

EŞLERİN AYRILMASININ FESİH VEYA TALAK SAYILDIĞI DURUMLAR

  1) Koca İslâm’a girdiği halde, müşrik olan karısının İslâm’a veya başka bir semavî dine girmeyi kabul etmemesi durumunda, hakimin eşlerin arasını ayırması bir fesihtir. Çünkü müslüman veya ehl-i kitaptan olmayan bir kadının, müslüman bir erkeğin nikâhı altında bulunması caiz değildir. Diğer yandan burada, ayrılığa kadının durumu neden olmuş olduğundan, bu ayrılık talak sayılmaz. Çünkü kadının talak velayeti yoktur. Bu yüzden ayrılık fesih sayılır.
Eğer ayrılık kocanın İslâm’a girmemesi yüzünden meydana gelirse, Ebû Hanîfe ve İmam Muhammed’e göre, böyle bir ayrılık “talâk” sayılırken Ebû Yusuf’a göre fesih olur.
2) Karı-kocadan birisinin dinden çıkması, evliliği feshedilmiş duruma getirir.
3) Ülke ayrılığından dolayı eşlerin ayrılması fesih niteliğindedir. Nitekim eşlerden birinin müslüman veya zimmî olarak İslâm ülkesinde, diğerinin ise kâfir olarak dâru’l-harpte kalması, bu sonucu doğurur. Delil, irtitad durumuna kıyastır çünkü, eşlerin birbirinden yararlanma imkânı kalmamıştır. Ancak eşlerden birisi müste’men (pasaportlu) olarak İslam ülkesine geçer, diğer eş kâfir olarak daru’l-harp’te kalırsa ayrılık meydana gelmez.
Hanefîler dışındaki çoğunluğa göre ise, ülke ayrılığından dolayı eşler arasında ayrılık doğmaz.
4) Erginlik çağına giren erkek veya kız çocuğunun, daha önce velilerinin akdettiği nikâhı, “buluğ muhayyerliği” hakkına dayanarak kabul etmemesi durumunda, hâkimin vereceği ayrılık kararı fesih niteliğindedir.
Eğer ayrılma erkekteki uzvun kesik olması, erkeğin cinsel gücünün bulunmaması, iğdiş edilmiş olması veya cinsiyetinin belirsiz olması (hunsa) gibi bir kusurdan dolayı kadının ayrılmayı tercih etmesi yüzünden olursa, bu mahkemenin talak yoluyla verdiği bir ayrılma sayılır.
5) Kadının dengi olmayan (bk. denklik “kefâet” konusu) bir erkekle veya emsalinden az olan bir mehirle evlenmesi yüzünden, evliliğin hakimin hükmü ile sona erdirilmesi bir fesih niteliğindedir. Çünkü bu, velinin veya haksızlığa uğrayan kadının başvurusu üzerine olan bir ayrılmadır. Bu yüzden talak değil, fesih sayılır.
Bu belirtilenlerin dışında kalan ve koca tarafından meydana getirilen ya da onun neden olduğu bütün ayrılmalar “talak” sayılır. Muhâlea da bu niteliktedir.
Sonuç olarak Ebû Hanîfe ile İmam Muhammed’e göre talakla fesih arasındaki fark şu şekilde ifade edilebilir: Kadın tarafından meydana getirilen veya onun neden olduğu her türlü ayrılık “fesih”, koca tarafından meydana getirilen veya onun neden olduğu ayrılıklar ise “talak” sayılır. Ancak Ebû Hanife, kocanın dinden çıkması (irtidat) nedeniyle evliliğin sona ermesini bunun dışında tutmuş ve bu yüzden meydana gelen ayrılığı fesih saymıştır. Çünkü O’na göre, mürteddin kanı heder sayıldığı için, irtidat bir yönüyle ölüm gibidir. Evliliğin ölüm nedeniyle sona ermesi ise talak sayılmaz. (es-Serahsî, a.g.e., VI, 70 vd.; el-Kâsânî, a.g.e., II, 336; İbnü’l-Humâm, a.g.e., III, 21; İbn Abîdîn, a.g.e., II, 571.)
Mâlikîlere göre, ayrılma sahih bir evlilikten sonra olursa bu talak sayılır. Ancak bu ayrılık ister koca, ister kadın, isterse hakim tarafından olsun, eşleri birbirine ömür boyunca haram duruma getiren bir nedenle meydana gelmişse fesih olur. Eğer ayrılık fasit bir evlilikte olursa, bozukluk üzerinde fakihlerin görüş birliği varsa, bu ayrılık talak değil fesih sayılır. Mut’a nikâhı, mahrem hısımların birbiriyle evlenmesi veya iddet beklemekte olan bir kadınla evlenme gibi. Evliliğin fasit oluşunda görüş ayrılığı bulunursa, böyle bir evlilikten sonra ayrılık fesih değil, talâk sayılır. Meselâ, kadının velisiz evlenmesi Hanefîlere göre sahih, Mâlikîlere göre ise fasit hükmündedir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 70; ez-Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve Edilletüh, VII, 351.)


Etiketler: , ,


Kategori: