Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > BOŞAMANIN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER

BOŞAMANIN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 779 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 BOŞAMANIN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER Facebook'ta paylaş BOŞAMANIN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER İçin Yorum Yap

BOŞAMANIN MEŞRU OLDUĞUNU GÖSTEREN DELİLLER

  Boşanmanın meşru oluşu Kitap, Sünnet ve İcmâ delillerine dayanır.
1) Kur’an-ı Kerîm’den deliller:
Kur’an-ı Kerîm’de doğrudan veya dolaylı olarak boşamadan söz eden otuz üç kadar âyet vardır. Bunlarda boşama ile ilgili genel düzenleme yapılmıştır. Aşağıda bu âyetlerden bazılarını vereceğiz.
Allahü Teâlâ boşamayı üçle sınırlamıştır. Çünkü cahiliye devrinde koca, eşini dilediği kadar boşar ve yeniden geri alırdı. Aile yuvasını oyuncak haline getiren bu uygulama üç boşama sonunda İslâm’da “hulle” gibi ağır bir müeyyideye bağlandı. Bunu düzenleyen âyetlerde şöyle buyurulur:
“Boşama iki defadır. Bundan sonra ya iyilikle tutmak ya da güzellikle salıvermek vardır. Kadınlara verdiklerinizden (boşama sırasında) bir şey almanız size helâl olmaz. Ancak erkek ve kadın Allah’ın sınırlarında kalıp, evlilik haklarını tam tatbik edememekten korkarlarsa bu durum müstesnadır. (Ey mü’minler!) Siz de karı ile kocanın, Allah’ın sınırlarını, hakkıyla korumalarından şüpheye düşerseniz, kadının erkeğe kurtuluş fidyesi (muhâlea bedeli) vermesinde her iki taraf için de bir sakınca yoktur. Bu söylenenler Allah ‘ın koyduğu sınırlardır. Sakın bunları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.” (el-Bakara, 2/229; bk. en-Nisâ’, 4/19.)
“Eğer erkek kadını (üçüncü defa) boşarsa, ondan sonra kadın bir başka erkekle evlenmedikçe, onu yeniden alması kendisine helal olmaz. Eğer bu (yeni evlendiği) kişi de onu boşarsa, (her iki taraf da) Allah’ın sınırlarını muhafaza edeceklerine inandıkları takdirde yeniden evlenmelerinde bir sakınca yoktur.” (el-Bakara, 2/230.)
Boşamanın usûlü ve iddet süresi içinde veya sonrasında kadına insanca muamele yapılması şöyle düzenlenmiştir: “Ey Peygamber! Kadınları boşamak istediğinizde, onları iddetleri içinde (âdetten temiz oldukları günlerde) boşayın ve iddeti sayın. Rabbiniz Allah’tan korkun. Apaçık bir hayasızlık yapmaları durumu dışında, onları (iddet süresince) evlerinden çıkarmayın. Kendileri de çıkmasınlar. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır…” (et-Talâk, 65/1.) “İddet sürelerini doldurduklarında, ya onları iyilikte tutun, ya da iyilikle onlardan ayrılın, içinizden adalet sahibi iki kişiyi de şahit tutun” (et-Talâk, 65/2.)
Nikâh gerçekleştiği halde, eşler bir araya gelmezden önce evliliğin sona ermesi durumunda, kadının sahip olduğu mali haklar şöyle belirlenir: “Nikâhtan sonra, henüz onlarla cinsel temastan veya onlar için bir mehir belirlemezden önce kadınları boşarsanız bunda size bir sakınca yoktur. Bu durumda onlara mut’a (teselli hediyesi) verin. Zengin olan durumuna göre, yoksul olan da durumuna göre vermelidir. Uygun bir mut’a vermek iyiler için bir borçtur.” (el-Bakara, 2/236.)
“Kendilerine mehir tayin ederek evlendiğiniz kadınları, cinsel temastan önce boşarsanız, belirlediğiniz mehrin yarısı onlarındır. Ancak kadınların veya nikâh bağı elinde olan velinin (bu haktan) vazgeçmesi durumu müstesnadır. Böyle bir durumda mehri affetmeniz takvaya daha uygundur. Aranızda iyilik ve ihsanı unutmayın. Şüphesiz Allah yapmakta olduklarınızı görür.” (el-Bakara 2/237)
Evlendikten sonra, henüz cinsel birleşme olmazdan önce boşanan kadın için iddet gerekmediği âyette şöyle belirlenir: “Ey iman edenler! Mü’min kadınları nikahlayıp da, henüz cinsel temastan önce onları boşarsanız, onların üzerinde sayacağınız bir iddet yoktur. Onlara hemen teselli hediyesi vererek, güzellikle serbest bırakın.” (el-Ahzâb, 33/49.) Boşanan bir kadın normal olarak üç temizlik süresi geçmeden evlenemez. Ancak kadın cinsel temastan önce boşanmışsa, iddet gerekmez ve beklemeden evlenebilir.
Bütün tedbirlere rağmen eşler uyum sağlayamamış olur ve evlilik, bir nefret ve öfke yuvası haline gelmiş, bulunursa, sırf fakirlik ve çaresizliğe düşmemek için eşlerin bu cehennem hayatına katlanması beklenemez. Ayrılma durumunda her iki eşin rızıkları yüce Allah’a aittir. Âyette şöyle buyurulur: “Eğer eşler birbirinden ayrılırsa, Allah onlardan her birini bol nimetiyle zengin kılar (diğerine muhtaç olmaktan kurtarır). Allah’ın lütfü geniş, hikmeti büyüktür.” (en-Nisâ’, 4/130.)
Boşanmış kadınların iddet süresince barınma, yeme, içme ve giysi masraflarının boşayan kocaya ait olduğu şöyle belirlenir. “(Boşadığınız) o kadınları, gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun ve onları sıkıştırıp (evden çıkmaya) zorlamak için kendilerine zarar vermeye kalkışmayın. Eğer onlar gebe iseler, yüklerini bırakıncaya kadar onların geçimlerini sağlayın. Sonra sizin için (çocuğunuzu) emzirirlerse onlara ücretlerini verin ve aranızda güzellikle konuşup anlaşın. Eğer (anlaşmakta) güçlük çekerseniz, bu takdirde çocuğu başka bir kadın emzirecektir.” (et-Talâk, 65/6.) “Boşanmış kadınların uygun olan geçimlerini sağlamak Allah’tan sakınanlar üzerine bir borçtur.” (el-Bakara, 2/241.)
Bir erkeğin kendisinin ölümünden sonra bir yıl süreyle evden çıkarılmaksızın, bıraktığı maldan, dul kalacak olan eşinin yararlanmasını vasiyet etmesi istenmiştir. Âyette şöyle buyurulur: “İçinizden ölüp geriye eşler bırakan (erkekler) eşlerinin, (evlerinden) çıkarılmadan bir yıla kadar geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Eğer kendileri çıkarlarsa, onların kendileri hakkında uygun olanı yapmalarında sizin için bir günah yoktur.” (el-Bakara, 2/240.) Ancak bu bir yıl süreyle nafakayı vasiyet etme hükmü, daha sonra inen miras âyetleri ile neshedilmiştir. (bk. en-Nisâ’, 4/12.) Çünkü kocası ölen kadın, kocasının çocuğu varsa sekizde bir, yoksa dörtte bir oranında mirasçı olur ve kendi geçimini de bu maldan sağlama imkânı bulunur. İmam Şâfiîye göre ise böyle bir kadın için nafaka hakkı yoksa da, bir yıl süreyle meskenden çıkarılmadan oturma hakkı vardır. (Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, t.y. II, 130,131.)
Müslüman olan bir kadının kâfir olan kocasından ayrılması şu şekilde düzenlenmiştir. Hudeybiye andlaşmasına göre, müslümanlara sığınan mü’min kadınlar düşmana iade edilmeyecek ve onların kâfir olan kocaları ile ilişkileri kesilecekti. Âyette şöyle buyurulur: “Ey iman edenler! Mü’min kadınlar hicret ederek size geldiği zaman, onları imtihan edin. Allah onların imanlarını daha iyi bilir. Eğer onların iman ettiklerini anlarsanız, onları kâfirlere geri göndermeyin. Bunlar onlara helal değildir, onlarda bunlara helal olmazlar. Kâfir kocalarının sarf ettiği (mehirleri) geri verin. Bu takdirde onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Kâfir kadınları nikâhınızda tutmayın, sarfettiğinizi isteyin, onlar da sarfettiklerini istesinler. Allah’ın hükmü budur. Aranızda O hükmeder, Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (el-Mümtehme, 60/10.)
“Eğer eşlerinizden biri, sizi bırakıp kâfirlere kaçar, siz de onlarla savaşıp galip gelirseniz, eşleri gitmiş olanlara (ganimetten) harcadıkları kadar verin. İnandığınız Allah’a karşı gelmekten sakının” (el-Mümtehıne, 60/11.)
Yukarıdaki boşama hükümlerine şu esasları da ekleyebiliriz. Erkeğin boşama yetkisini karısına vermesi durumunda her iki eş de boşama hakkını kullanmada eşit duruma gelirler. “Tefvîz-i talak” denilen bu yetki devri Kur’an’da Hz. Peygamber’in eşleri ile ilgili olarak şöyle belirlenir: “Ey Peygamber! Hanımlarına şöyle de: Eğer dünya hayatını ve süsünü istiyorsanız gelin, boşanma bedellerinizi verip hepinizi güzellikle salıvereyim. Eğer Allah’ı, peygamberini ve âhiret yurdunu istiyorsanız, iyi bilin ki Allah, içinizden iyilikte bulunanlar için büyük bir mükâfat hazırlamıştır.” (el-Ahzâb, 33/28, 29, bk. «Tefviz-i talak» konusu.)
Evliliği sona erdiren yöntemlerden birisi de “îlâ” olup, bu da kocanın dört ay ve daha fazla bir süreyle eşine yaklaşmayacağına yemin etmesinden veya bunu bir şarta bağlamasından ibarettir. Âyette şöyle buyurulur: “Kadınlarına yaklaşmamaya yemin edenler dört ay beklerler. Eğer bu süre içinde yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir. Eğer boşamayı kastederlerse şüphesiz Allah her şeyi çok iyi işiten, çok iyi bilendir.” (el-Bakara, 2/226, 227; bk. aşağıda «İlâ» konusu.)
Evlilik, eşine zina isnat edip, bunu dört şahitle ispat edemeyen kocanın, onu hakim huzurunda yemine çağırması üzerine, karşılıklı yeminleşme sonunda da sona erebilir. Buna lian veya mulâane yöntemi denir. (en-Nûr, 24/6-9; bk. aşağıda «Lian – Mulâne» konusu.)
Kur’an-ı Kerîm’de iddetle ilgili âyetler de evliliği sona erdiren düzenlemelerin bir uzantısıdır. Boşanmış olan kadınların üç kurû’ (üç hayız ve temizlenme) süresince, (el-Bakara, 2/228) kocası ölen kadının dört ay on gün (el-Bakara, 2/234) aybaşı olmayan küçüklerle, hayızdan umut kesen kadınların üç ay süreyle (et-Talâk, 65/4.) ve evlilik hangi şekilde sona ererse ersin gebe olan kadının doğuma kadar (et-Talâk, 65/4.) iddet bekleyeceğini belirten âyetleri buna örnek verebiliriz.
2) Sünnetten deliller:
Hz. Peygamber’den boşanma ile ilgili pek çok hadisler nakledilmiştir. Bir bölümü uygulama niteliğinde olan bu hadislerden bazılarını vereceğiz.
Hz. Ömer’in oğlu Abdullah, Rasûlullah (s.a.s)’in şöyle buyurduğunu nakletmiştir: “Allah’a helâlin en sevimsizi boşanmadır.” (Ebû Dâvud, Talâk, 3; İbn Mâce, Talâk, 1; el-Münzirî, bu hadis için «mürsel» ve «garîb» demiştir.) Bu hadis helal şeylerin içinde, Allah nezdinde sevimsiz olanları bulunduğunu ve bunlardan en sevimsizinin de eşinden boşanmak olduğunu gösterir. Bu üslup, onun sevapsız bir tasarruf olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Nitekim kimi İslâm bilginleri sevimsiz helâla; farz namazın özürsüz olarak evde kılınmasını örnek vermişlerdir.(el-Askalânî, Bülûğu’l-Merâm, terc. ve şerh, Ahmed Davudoğlu, İstanbul, 1967, III, 361, 362.)
Sonuç olarak bu hadis, geçinme imkanı ve umudu bulunduğu sürece eşlerin boşanmaktan kaçınmaları gerektiğine işaret etmektedir.
Boşanmadaki çirkinlik, önemli bir neden olmaksızın kocasından ayrılmak isteyen kadını da kapsar. Hadiste şöyle buyurulmuştur:
“Önemli bir neden (zaruret) olmaksızın kocasından ayrılmak isteyen bir kadına cennet kokusu haram olur.” (Ebû Dâvud, Talâk, 3; İbn Mâce, Talâk, 1)
İslâm’a uygun bir boşanmanın şekli, Allah’ın elçisi tarafından şöyle belirlenmiştir. Abdullah b. Ömer eşini hayızlı günlerinde boşamıştı. Hz. Ömer durumu Hz. Peygamber’e iletince Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: “Oğluna emret, karısına dönsün, sonra temizlenip hayız görünceye, sonra yeniden temizleninceye kadar onu bıraksın. Bundan sonra isterse onu nikâhı altında tutar, dilerse cinsel temasta bulunmaksızın boşar. İşte yüce Allah’ın kadınların, kendisi içinde boşanmasını emrettiği iddet budur”. Müslim’in bir rivayeti ise şöyledir: “Ona emret de karısına dönsün, sonra onu temiz iken veya gebe iken boşasın.” (Buhari Talâk, 1-3, 44, 45, Tefsîrû Sure 65/1, Ahkâm, 13; Müslim Talak, 1-5; Ebû Dâvud, Talâk, 4; Nesâî, Talâk, 1, 3, 5, 19; İbn Mâce, Talâk, 1-3.)
Hz. Peygamber, eşi Hafsa (r. anhâ)’yı (ö. 41) boşamış, ancak yeniden ona dönmüştür. (bk. Ebû Dâvud, Talâk, 38; Nesâî, Talâk, 86; İbn Mâce, Talâk, 1; Dârimî, Talâk, 2; Ahmed. b. Hanbel, III, 478.)
Aile yuvası içinde anne baba ve çocuklar bir bütündür. Eşler arasında çıkabilecek anlaşmazlıklar diğer aile bireylerinin de huzurunu bozar. Kimi zaman eşler iyi geçindiği halde, anne ve baba ile olan ilişkiler geçimsizliğe yol açabilir. Nitekim Hz. Ömer’in, oğlu Abdullah’a eşinden ayrılması için baskı yaptığını görmekteyiz. İbn Ömer şöyle demiştir:
“Nikâhım altında sevdiğim bir kadın vardı. Babam ise onu beğenmiyordu. Bu yüzden onu boşamamı emretti. Ben karşı çıkınca da durumu Nebî (s.a.s)’e anlattı. Allah’ın Rasûlü bana şöyle dedi: Ey Abdullah! Eşini boşa. Ben de onu boşadım.” (Ahmed b. Hanbel, II, 42, 53, 157.)
Boşanma konusunda düzenleyici nitelikte, ya da uygulama örneği olarak nakledilen çeşitli hadisler vardır. Biz yeri geldikçe bunları kendi konusu içinde zikredeceğiz.
3) İcmâ delili:
Gereken durumlarda eşlerin boşanmasının caiz oluşu üzerinde bilginler arasında görüş birliği vardır. Akıl da bunu gerektirir. Çünkü birbirinden nefret eden, kin ve intikam duygularıyla yanıp tutuşan ve şiddetli geçimsizlik yüzünden evi cehenneme çeviren eşlerin bir çatı altında ömür boyu birlikte hayat sürmesini istemek akılla bağdaşmaz. Bunda toplum için bir yarar da bulunmaz. Böyle bir evliliğe son verilmesi eşlerin de yararına olur. Çünkü özellikle dini yaşantısı zarar görmekte olan eşin böyle bir evlilikten kurtulma hakkı vardır.


Etiketler: , ,


Kategori: