Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > BİR SÖZLE ÜÇ DEFA BOŞAMA

BİR SÖZLE ÜÇ DEFA BOŞAMA
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 704 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 BİR SÖZLE ÜÇ DEFA BOŞAMA Facebook'ta paylaş BİR SÖZLE ÜÇ DEFA BOŞAMA İçin Yorum Yap

BİR SÖZLE ÜÇ DEFA BOŞAMA

  1) Çoğunluğun görüşü:
Dört mezhep imamına ve İslâm fakihlerinin büyük çoğunluğuna göre, bir koca, eşini tek sözle üç defa boşasa, üç boşama da geçerli olur ve eşi “en büyük ayrılıkla (el-beynünetü’l-kübrâ)” boş düşer. Yani böyle bir kadın artık başka bir erkekle evlenip cinsel birleşmede bulunmadıkça ve ondan ayrılıp iddetini tamamlamadıkça eski kocasına dönemez. Bunun için ayrıca yeni bir evlilik akdinin gerektiğinde de açıklık vardır.
Bu görüş ashab-ı kiramdan Hz. Ömer, Ali, İbn Ömer, İbn Abbas, ve İbn Mes’ud (r. anhüm) gibi fakihlere dayanır. Aynı görüş, tabiîlerin büyük çoğunluğundan da nakledilmiştir. (İbn Kesîr, a.g.e., I, 204, 205, bk. Nesâî, Talâk, 75.)
Ancak İbn Abbas, İbn Mes’ud ve Abdurrahman b. Avf gibi bazı sahabilerden aksi görüş de nakledilmiştir. Bir sözle üç boşamanın yapılabileceği görüşü daha çok Hz. Ali, Atâ, Tâvus ve Amr b. Dinar’dan nakledilen rivayetlere dayanır. Sonraki fakihlerden (müteahhirûn) İbn Teymiyye ve İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye de bu görüşü benimsemiştir. (bk. İbnü’l-Humâm, a.g.e., III, 35; İbn Rüşd, a.g.e., II, 60; eş-Şirâzî, a.g.e., II, 78; eş-Şirbînî, a.g.e., III, 311; İbn Kudâme, a.g.e., VII, 104; eş-Şevkânî, a.g.e., VI, 155.)
İmamiyye ekolü ise bir sözle üç boşama durumunda hiçbir sonucun meydana gelmeyeceğini söylemiştir. Dayandıkları delil; hayızlı kadının boşanmasını yasaklayan hadislerle, iki boşamadan sonra, ya iyilikle tutulmasını ya da güzellikle serbest bırakılmasını bildiren âyettir. (el-Bakara, 2/229.)  Bu durum, ikinci boşamanın, kadının kocasına yeniden dönüşünü sağlayacak şekilde olmasını gerektirir. Bir sözle üç defa boşamada ise bu şart gerçekleşmemektedir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII. 407, 408.)
2) Azınlıkta kalan görüş ve dayandığı deliller:
Zeydiye ekolü ile İbn Teymiyye (ö. 728/1327) ve İbnü’l-Kayyim el-Cevziyye (ö. 751/1350)’nin temsil ettiği bu görüşün dayandığı deliller ve eleştirisi şöyledir:
a) Kitaptan deliller: “Boşama iki defadır… Eğer koca üçüncü defa boşarsa, hanımı kendisine başka bir koca ile evlenmedikçe helal olmaz.” (İbn Rüşd, a.g.e., II, 52, 53; İbn Kesîr, a.g.e., l, 204; ez-Zühaylî, a.g.e., VII  407) buyurulur. Buna göre, boşamanın ayrı sözlerle olması gerekir. Çünkü Allahü Teâlâ “talak ikidir” dememiş “talak iki defadır” buyurmuştur. Bu durum bir defada üç boşamanın meşru olmadığını gösterir. Bir koca, eşine “Seni üç talakla boşadım” derse yalnız bir boşama meydana gelir.
Yukarıdaki âyet meşrû veya mubah olan boşama şeklini bildirmek üzere inmiştir. Âyette üç boşamanın bir defada yapılmasını yasaklayan bir ifade yoktur. Bunun yerine, iddet süresi içinde eşe dönmeyi sağlayan boşamanın iki olduğu, bundan sonra karıyı ya iyilikle tutmanın ya da güzellikle salıvermenin gereği hatırlatılmaktadır. Âyetin inme sebebi şudur: İslâm’ın ilk dönemlerinde bir erkek, karısını yüz defa bile boşasa, yine kendisi ile evlenmeye başkalarından daha fazla hak sahibi sayılıyordu. Çünkü el-Bakara 228 nci âyette böyle bir haktan söz ediliyordu. Ancak daha sonra inen 229 ve 230 ncu âyetler boşamayı üçle sınırladı.
Sonuç olarak ayrı ayrı olmadığı takdirde boşamanın geçersiz sayılacağı âyetlerde açıkça belirtilmediğine göre, bu konuda sünnete başvurmak gerekir. Nitekim bir defada üç boşamanın üç sayılacağını bildiren hadisler de nakledilmiştir. Aşağıda buna ait uygulama örneklerini vereceğiz. Ancak şu kadarını belirtelim ki, eşini hayızlı iken boşayan Abdullah b. Ömer’e Allah’ın elçisi eşine dönmesini bildirince, o “Ey Allah’ın Rasûlü, eşimi üç defa boşasaydım ne gerekirdi? Ona yeniden dönmem helal olur muydu? diye sormuş ve Allah’ın elçisi şöyle cevap vermiştir: “Hayır, senden tam olarak ayrılmış olurdu, ancak bu üç boşama ma’siyet sayılırdı.” (Bu hadisi Beyhâkî, Taberânî ve Dârekutnî nakletmiş olup senedinde zayıflık vardır bk eş-Şevkânî, a.g.e. VI, 227, 228; İbn Hazm, el-Muhalla, X, 129.)
b) Üç boşamanın bir sayıldığını bildiren sünnet delili:
Ahmed b. Hanbel’in İbn Abbas (r. anhümâ)’dan naklettiğine göre Rükâne b. Abdi Yezîd, karısını bir mecliste üç defa boşamış, sonra da bundan dolayı çok üzülmüştü. Hz. Peygamber, kendisine, eşini nasıl boşadığını sorunca; “üç defa boşadım” demiş, bir mecliste mi, sorusuna ise “evet” cevabını vermişti. Bunun üzerine Allah’ın elcisi; “Bu ancak bir boşama olup, istersen eşine yeniden dönebilirsin” buyurunca Rükâne eşine dönmüştür. (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I. 265, H.No: 2387; el-Askalânî, Fethu’l-bârî IX 316- es-Şevkânî, a.g.e., VI, 232.)
Rükâne hadisinin delil olma yönü şöyle eleştirilmiştir:
aa) Bu hadisi, İbn Abbas’tan nakleden yalnız İkrime’dir. Hadisin bütün rivayet yollarında bulunan Muhammed b. İshak hakkında hadisçilerce söz söylenmiştir.
bb) İbn Abbas, boşamanın her temizlik günlerinde yapılması gerektiği görüşünde idi. Çünkü koca ayrı ayrı üç boşama hakkına sahiptir. (bk. Abdurrahman es-Sâbûnî, a.g.e., l, 225.)
cc) Ebû Dâvud, Tirmizî ve İbn Mâce’nin, Hakim ile yine Beyhakî’nin birçok güvenilir (sika) ravilerden naklettiklerine göre, Rükâne karısını üç boşama ile değil, bir bain talakla boşamış, bununla üç defa boşamaya niyet etmediğini yeminiyle teyit edince, Hz. Peygamber boşadığı karısı ile yeniden evlenmesine izin vermiştir.
Ebû Davud’un naklettiği hadis şu cümlelerle sona ermektedir:
“Ebû Rükâne, karısı Süheyme’yi kesin bir şekilde boşadı. Sonra; “Vallahi ben bununla bir boşamadan başka bir şey kasdetmedim” deyince, Hz. Peygamber eşini ona iade etti.” (Ebû Dâvud, Talâk, 10; es-Sâbûnî, a.g.e., I, 225 vd.)
Diğer yandan Rükâne hadisini râvilerin çoğu “kesinlikle (elbetteten)” ifadesi yerine “üç boşama ile11 boşamiştı” ifadeleri ile nakletmiştir. Nitekim Ebû Dâvud, her iki rivayeti aldıktan sonra “elbetteten” ifadesinin üç boşamadan daha sağlam olduğunu belirtmiştir. Bu ifade her iki rivayetin de sağlam olduğunu akla getirmektedir. Ancak tercih “kesin olarak” ifadesi lehinedir. (bk. es-Sâbûnî, a.g.e., I, 229.)
dd) Diğer yandan İbn Abbas’ın, bir defada yapılan üç boşamanın geçerli olduğuna dair fetva verdiği de nakledilmiştir. Nitekim, bir adam İbn Abbas’a gelerek; “Ben karımı yüz talakla boşadım, ne yapmam gerekir?” diye sorunca, o şöyle cevap vermiştir: “Eşin senden üç defa boş olmuş ve 97 boşama ile de Allah’ın âyetlerini alaya almışsın.” (Mâlik, Muvatta’, Talâk, 1; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., III, 25.)
c) Hz. Ömer’in uygulaması:
İbn Abbas (r. anhümâ)’dan nakledildiğine göre şöyle demiştir: “Allah’ın Rasulü ile Ebû Bekir döneminde ve Hz. Ömer’in halifeliğinin ilk iki yılında üç boşama bir sayılıyordu. Ömer: “Şüphesiz insanlar kendilerine süre verilen bir konuda acele gösterdiler. Şunu onlara geçerli saysak, dedi ve onu kendilerine uyguladı.” (Müslim, İman, 25, 26; Ebû Dâvud, Edeb, 149; Tirmizî, Birr, 65, 66; Ahmed b. Hanbel, I, 314, III, 23.)
Bu rivayet bir sözle yapılan üç boşamanın bir sayıldığını, Hz. Ebû Bekir devrinde ve Hz. Ömer’in halifeliğinin ilk iki yılındaki uygulamanın da bu şekilde olduğunu göstermektedir. Bu durum, konu hakkında nesih cereyan etmediğini ve Hz. Ömer’in uygulamasının bir maslahat ve şer’î siyasetten ibaret olduğunu da göstermektedir.
İbn Abbas’ın bu sözü çoğunluk müctehitler tarafından şu şekilde değerlendirilmiştir.
aa) Bu rivayet, bir kocanın eşini bir mecliste üç defa “Sen boşsun, sen boşsun, sen boşsun” sözleriyle boşaması ile ilgilidir. Çünkü koca, ikinci ve üçüncü cümleleri, anlamı güçlendirmek (te’kid) için söylerse, bir boşama meydana gelir, tekrar niyetiyle söylerse üç boşama söz konusu olur. Nitekim Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir döneminde insanların özü ve sözü doğru olduğu ve çoğunlukla hayır ve fazilet kazanmak niyetinde oldukları için, davranışlarında hile ve sahtekârlık görülmezdi. Bu yüzden “İkinci ve üçüncü sözlerim birincinin te’kididir, yeni bir boşama niyeti taşıyan sözler değildir” diyenlerin sözü kabul ve tasdik olunurdu. Hz. Ömer kendi döneminde durumun değiştiğini, bir sözle üç talak vermenin yayıldığını görünce, bunu sanki söz tekrar edilmiş gibi üç boşama saydı. Çünkü artık insanlar çoğu zaman bunu kasteder olmuştu. Nitekim Hz. Ömer’in “İnsanlar daha önce tedbirli davrandıkları bir meselede acelecilik göstermeye başladılar” sözü de buna işaret etmektedir. (bk. İbnü’l-Hümâm, a.g.e., III, 26; en-Nevevî, Şerhu Sahihi Müslim, X, 71; eş-Şirbinî, a.g.e., III 311; es-Sâbûnî, a.g.e., I, 218, 219.)
Diğer yandan Hz. Ömer’in bu uygulaması kaza ile ilgilidir. Yani eşler mahkemeye başvurunca, kullanılan sözlere göre hüküm verilir. Allahü Teâlâ ile kendisi arasında ise niyetine göre muamele görür. Burada Ömer (r.a)’ın daha önce bilinene aykırı bir hüküm vermesinde bir sakınca bulunmaz. Çünkü bu durum “Örfün ve toplumun değişmesi ile kimi hükümlerin değişmesi söz konusu olur” prensibinin bir gereğidir. Nitekim Hz. Ömer’in “kalbleri İslâm’a ısındırılacak olanlara (müellefe-i kulûb)” zekât verilmesi hükmünü şartların değişmesi yüzünden durdurması da bu niteliktedir. (ez-Zühaylî, a.g.e., VII, 409.)
bb) İbn Abbas’tan nakledilen haberdeki üç boşamadan kastedilen cinsel birleşmeden önce, kadının bir mecliste üç defa boşanmasından ibarettir. Nitekim Tâvus’un, Ebu’s-Sahbâ’dan naklettiğine göre, İbn Abbas, Ebu’s-Sahbâ’nm sorusu üzerine, Hz. Peygamber ve Ebû Bekir dönemlerinde cinsel birleşmeden önce kadını üç talakla boşamanın bir talak sayıldığını söylemiştir. (İbnü’l-Hümâm, a.g.e., III, 25; İbnu’l-Kayyim, A’lâmu’l-Muvakkıîn; III, 42.)
cc) Şöyle de denilmiştir: Hz. Ömer bu konuyu bazı sahabîlerle istişare etmiş, sonunda bir defada üç boşama ile bir boşama meydana geleceği hükmünün Allah’ın Rasûlü döneminde neshedildiği ortaya çıkmış ve bunun üzerine Ömer (r.a) üç boşamanın vukuuna hükmetmiştir. (İbnü’l-Hümâm, a.g.e., III, 25, 26; A. Davudoğlu, Sahihi Müslim Terc. ve Şerhi VII, 441.)
Nitekim Hz. Peygamber’den, bir defada üç talakla boşamanın, üç boşama olarak sonuç doğurduğunu bildiren sağlam hadis de nakledilmiştir.
Abdurrazzâk (ö. 211/826), Ubâde b. es-Sâmit (r.a)’ten şu hadisi nakletmiştir: Ubâden’in dedesi, karısını bin sayısı ile boşamış, bunun üzerine Ubâde meseleyi Allah’ın Rasûlüne sorunca o şöyle buyurmuştur: “Deden Allah’tan korkmadı mı? Onun için üç boşama meydana gelmiş ve 997 de zulüm ve düşmanlık olarak kalmıştır. Allah dilerse ona azap verir, dilerse affeder.” (İbnü’l-Hümâm, a.g.e., III, 25, 26; eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VI, 232.)
dd) Yukarıdaki İbn Abbas hadisini, ondan yalnız Tâvus nakletmiştir. Halbuki Saîd b. Cübeyr, Mücahid, Atâ, Amr b. Dinar ve diğer bir grup müctehitler yine İbn Abbas’tan bunun aksini rivayet etmişlerdir. Bunlar da İbn Abbas’ın yakın dostları idi. (İbn Rüşd, a.g.e., II, 52, 53.) Tâvus ise, faziletli ve iyi hal sahibi bir zat olmakla birlikte, hadis rivayetinde çokça yanlışlık (kesîru’l-hata) yapmakla itham edilmiştir.
Diğer yandan İmam Mâlik, Şafiî, Ebû Dâvud ve Beyhakî’nin naklettikleri bir hadise göre, bizzat İbn Abbas da bir defada üç talâkla, üç boşamanın meydana geleceğine fetva vermiştir. (Mâlik, Muvatta’, Talâk, 1; İbnü’l-Hümâm, a.g.e., III, 25)
İbn Abbas’ın, Mücahid’den nakledilen fetvası şöyledir: Mücahid şöyle demiştir; “İbn Abbas’ın yanında idim. Bir adam gelip, eşini üç defa boşadığını söyledi. İbn Abbas bir süre sustu. Hatta, kadını ona geri döndüreceğini sandım. Sonra şöyle dedi: Sizden biriniz eşinden ayrılıyor, akılsızca işler yapıyor, sonra da gelip Ey İbn Abbas çare bul diyor. Şüphesiz Allah şöyle buyurur: Kim Allah’tan korkarsa, o kendisinden korkana bir çıkış yolu verir. Sen Allah’tan korkmamışsın, ben sana Rabbine âsi olduğun bir konuda nasıl bir çıkış yolu bulabilirim? Kısaca, eşin senden kesin bir şekilde boş olmuştur.” (eş-Şevkânî, a.g.e., VI, 229.)
ee) “Üç talak bir idi” cümlesinin anlamı; Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir dönemlerinde çoğunlukla boşamalar bir defa olurdu, üç defa yapılmazdı. Şimdi sizin üç defa yaptığınız bu boşama, o devirde bir defa yapılırdı, demektir. İbnü’l-Arabî (ö. 543/1148) bu açıklama tarzını benimsemiş ve bunu Ebû Zür’a’ya (ö. 282/895) nisbet etmiştir. (Davudoğlu, a.g.e., Terc. ve Şerh, VII, 443.) Sonuç olarak Tâvus’un naklettiği bu haber ya uydurma veya münkerdir, yoruma açıktır, ya da neshedilmiştir. (bk. el-Cassâs, Ahkamü’l-Kur’ân, I, 378-391)
ff) İmamiyye’nin Hz. Ali’den (ö. 40/660) naklettiği bir haberde de, bir mecliste üç boşamanın bir sayıldığı görülür.
Bu rivayet de şöyle eleştirilmiştir:
Bu haberin Hz. Ali’ye bir iftira olduğu ortaya çıkmıştır. (es-Serahsî, a.g.e., VI, 57) Çünkü ehl-i beytten özellikle Hz. Hasan ile Cafer b. Muhammed’den bunun aksi nakledilmiştir. Nitekim Hz. Hasan halife seçildiği gün, karısı Aişe bintü’l-Fazlı kendisini tebrik edince, Hasan (r.a) infiale gelmiş ve “Mü’minlerin emiri Ali’nin öldürülmesinden dolayı sevinç mi izhar ediyorsun?” Sen üç defa boşsun” diyerek Aişe’yi boşamıştır. Ancak daha sonra “Eğer ben şu hadisi ceddimden işitmemiş olsaydım, seninle yeniden evlenirdim” demiş ve şu hadisi okumuştur.
“Bir kimse, karısını iddeti içinde üç defa veya bir sözle üç defa boşasa, artık bu kadın başka bir koca ile evlenmedikçe ona helal olmaz.” (Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübra, Haydarabâd 1353 H., VII, 336.)
Ancak şunu da belirtelim ki, üç boşamayı birden yapmak Ebû Hanîfe ve İmam Mâlik’e göre sünnete uygun olmamakla birlikte, sonuçlarını doğurur. Şafiî, Ahmed b. Hanbel ve diğer bazı bilginlere göre ise bir mecliste üç defa boşamada bir sakınca bulunmaz. (el-Askalânî, Bülûgul-Merâm, Terc. A. Davudoğlu, III, 371.)
Sonuç olarak bir defada üç boşamanın bir sayılması konusunda açık bir âyet yoktur. Sünetten en açık delil olan İbn Abbas rivayeti de gerek senet ve gerekse kapsam bakımından tenkide uğramıştır. Bu nakil sağlam kabul edilse bile, anlamı yoruma açıktır. Hz. Ömer döneminde yaygınlaşan üç boşamanın Hz. Peygamber ve Hz. Ebû Bekir dönemlerinde bir boşama olarak yapıldığını bildirmesi yanında, bu naklin, evlilikten sonra cinsel birleşme olmazdan önce yapılan üç boşama ile ilgili olması da muhtemeldir. Durum böyle olunca, konuya başka delillerle açıklık getirmeğe ihtiyaç vardır. Biz aşağıda çoğunluk fakihlerin “bir mecliste üç boşama üç sayılır” derken dayandıkları delilleri topluca vereceğiz.
3) Bir mecliste üç boşamayı üç sayan çoğunluğun dayandığı deliller:
Hanefî, Şafiî, Mâlikî ve Hanbelî mezhepleri bir sözle veya ayrı sözlerle bir mecliste yapılan üç boşamayı üç saymıştır. Delilleri şunlardır:
a) Kitaptan deliller:
Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyurulmaktadır:
“Boşama iki defadır, bundan sonra ya iyilikle tutmak veya güzellikle serbest bırakmak vardır.” (el-Bakara, 2/229.) Bu âyette iki boşamanın ayrı ayrı yapılmasına bir işaret bulunduğu gibi, bunların bir defada yapılmasını yasaklayan bir ifade de yoktur. Belki pişman olan eşlerin birbirine dönmesi için kapı açık tutulmuştur. Barışma olmaz ve koca üçüncü defa boşarsa, artık hulle olmadıkça eşlerin birbirine dönmesinin caiz olmadığı da bir sonraki âyette bildirilmiştir. Ancak bu âyetlerde boşamanın bir veya bir kaç temizlik süresi içinde yapılması arasında bir ayırım yer almamıştır.
“Onları iddete başlayabilecekleri vakitte boşayın.” (et-Talâk, 65/1.) buyurulduktan sonra “Bunlar Allah’ın koymuş olduğu sınırlardır, kim bu sınırlan çiğnerse şüphesiz kendine zulmetmiş olur” denilmiştir. Bu duruma göre meşru boşama, peşinden iddet gelen boşamadır. İddet içinde üç boşama durumunda ise bu anlam gerçekleşmez. Bu da peşinden iddet gelmeyen bazı boşamaların da geçerli olduğunu gösterir. Eğer boşama geçerli sayılmasaydı, kişinin kendine zulmetmiş olmasının bir anlamı kalmazdı. Bu duruma göre iddeti dikkate almadan meselâ üç talakla boşayan da kendine zulmetmiş olur, fakat bununla birlikte boşamalar geçerli bulunur.
“Boşanmış kadınların örfe göre geçimlerini sağlamak, Allah’ın azabından sakınanlar üzerine bir borçtur.” (el-Bakara, 2/241) Bu ve benzeri boşamayı düzenleyen âyetlerin genel anlamı, boşamanın yapılış şeklini serbest bırakmıştır.
Karşı görüşte olanlar yukarıdaki âyetler hakkında şöyle demişlerdir: Bu âyetlerin genel anlamı, birden fazla boşamanın geçerli olmayacağını bildiren delillerle tahsis edilmiş, mutlak anlamlı olanları ise aynı delillerle takyid edilmiştir.
b) Sünnetten deliller:
İbn Ömer hadisi: Hz. Ömer’in oğlu Abdullah (ö. 73/692) karısını hayızlı olduğu günlerde bir talakla boşamıştı. Durum Hz. Peygamber’e iletildiğinde, İbn Ömer’in ailesine dönebileceği, yine boşamak isterse, temizlik (tuhr) günlerinde boşayabileceği bildirilmiştir. Abdullah’ın; “Eğer eşimi üç defa boşasaydım, benim için ona dönme hakkı olur muydu?” sorusuna ise Allah’ın elçisi şöyle cevap vermiştir: “Hayır, eşin kesin boşama ile boş olur ve sen de Allah’a asi olurdun”. Buhârî’nin (ö. 256/869) bu konu ile ilgili rivayeti ise şöyledir: Abdullah b. Ömer’e buna benzer bir mesele sorulunca şöyle cevap vermiştir: “Eşini üç defa boşasaydın, başka bir koca ile evleninceye kadar, o sana haram olurdu” (bk. Buhârî, Talâk, 44; İbn Hacer el-Askalânî, Fethu’l-Bârî bi Şerhı’l-Buhârî, Mısır 1378/1959, IX 398; eş-Şevkânî, Neylü’l-Evtâr, VI, 228; İbn Hazm, el-Muhallâ, X, 169; es-Sâbûnî, a.g.e., I, 233, 234.)
İbn Ömer’in sorusuna Hz. Peygamberin verdiği cevap üç talakla bir değil üç boşama meydana geleceğini gösterir. Aksi halde Allah elçisinin onu uyararak, üç boşamanın bir sayıldığını belirtmesi gerekirdi.
Mahmûd b. Lebîd hadisi: Nesâî’nin Mahmud b. Lebîd’den naklettiğine göre, Rasûlullah (s.a.s)’e; bir adamın karısını üç talakla birden boşadığı haber verildi. Bunun üzerine Allah’ın elçisi öfke ile ayağa kalktı ve “Ben aranızda olduğum halde Allah’ın kitabı ile oynanıyor mu?” buyurdu. Bu arada bir adam ayağa kalkarak; “Ey Allah’ın Rasûlü şu adamı öldürmeyeyim mi?” dedi. (Nesâî, Talâk, 6.)
Eğer bir defada üç boşama geçerli olmasaydı, Hz. Peygamber bunu belirtirdi. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, bir defada üç boşama bid’at olmakla birlikte sonuçlarını doğurur.
Ubâde b. es-Sâmit hadisi: Yukarıda, Abdurrazzâk’tan (ö. 211/826) naklen verdiğimiz bu hadiste, karısını bin talakla boşayan kimse için üç boşamanın meydana geldiği, 997 boşamanın da zulüm ve düşmanlık olarak kaldığı açıkça belirtilmiştir. Başka bir rivayette hadisin sonu şöyledir: “Baban Allah’tan korkmamış ki, Allah ona, sünnete aykırı olarak karısının üç talakla boş düştüğü ve 997 boşamanın da boynunda günah olarak kaldığı bir konuda bir çıkış yolu göstersin.” (eş-Şevkânî, a.g.e., VI, 232.)
Fâtıma binti Kays hadisi: Ebû Hafs el-Mahzûmî, karısı Fâtıma’yı bir defada üç talakla boşamıştı. Hz. Peygamber (s.a.s)’e, Fâtıma için iddet nafakası gerekip gerekmediği sorulduğunda; “nafaka gerekmez, yalnız iddet bekler” buyurmuştur. (Müslim, Talâk, 38.)
Hz. Peygamber üç boşamayı bir saysaydı, iddet nafakası verilmesini bildirirdi. Şâfiîler bu hadise dayanarak, böyle bir kadına “evde oturma (süknâ)” hakkı dışında nafaka gerekmediğini söylerler.
Hanefîlere göre ise üç talakla boşanmış olan kadınlara da iddet nafakası gerekir. Delil; “Mali durumu elverişli olan, nafakayı genişliğine göre versin.” (et-Talâk, 65/7.) âyetinin genel anlamıdır. (es-Sâbûnî, a.g.e., I, 237.)
c) İcma delili:
Çoğunluk müctehitlere göre, bir defada üç boşamanın meydana gelebileceği konusunda, Hz. Ömer döneminde icmâ oluşmuştur. Buna karşı çıkan kimsenin görüşüne itibar edilmez. Çünkü bu karşı görüş ahad habere dayanır. Ahad haber (tek raviden gelen nakil) İcma’nın gücü karşısında duramaz. Bu konudaki icmâ, içinde bulunduğumuz yüzyıla kadar sürmüştür. (es-Sâbûnî, a.g.e., I, 237.)
Hanefî fakihlerinden İbnü’l-Hümâm şöyle der: Sahabenin icmaı açıktır. Çünkü Hz. Ömer üç talakı, üç sayınca ona karşı çıkan olmamıştır. (İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, III, 26.)
Buhârî’yi şerheden İbn Hacer de şöyle demiştir: Hz. Ömer devrinde oluşan görüş birliği nedeniyle, üç boşamanın meydana gelmesi, tercih edilmeye daha uygun bir görüştür. (İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, IX, 299.)
Hanbelî fakihlerinden İbn Kudâme’nin görüşü şöyledir: Bize göre, sahabe asrında onların görüşlerinin aksi geçerli değildir. Bu yüzden görüş birliği oluşmuştur. (İbn Kudâme, el-Muğnî, VIII, 124.)
4) Günümüz İslâm ülkelerinde uygulama:
1917 tarihli Osmanlı Hukuki Aile Kararnamesi 117 nci maddede, kocanın üç boşama hakkı bulunduğu ve üçü de kullanılınca kesin ayrılığın (hulle gerektirir ve beynûnet-i kübrâ denilen ayrılık) meydana geleceği belirtilmiş, ancak boşama hakkının nasıl kullanılacağına yer verilmemiştir.
Mısır’da 1929 yılına kadar talak konusunda, Kadri Paşa’nın hazırladığı kanunun 239 ncu maddesinde yer alan çoğunluğun görüşü uygulanmışken, bu tarihte çıkarılan 25 nolu kanunun üçüncü maddesinde “söz veya işaretle bir sayı gösteren boşamalarla yalnız bir talak meydana gelir” denilerek azınlığın görüşü benimsenmiştir. (es-Sabûnî, a.g.e., I, 260.) Bu konuda Mısır ulemasından fetva da alınmıştır. Mısır Müftîsi Haseneyn Muhammed Mahlûf’un konu ile ilgili fetvası şöyledir:
Soru: Bir adam karısına ilk defa “Sen üç defa boşsun” dese, sonra ona dönse; daha sonra ikinci defa olmak üzere yine “Sen üç defa boşsun” dese ve yine eşine dönse; sonra üçüncü defa yine, “Sen üç talakla boşsun” dese, bundan sonra o kadın bu erkeğe helal olur mu?
Cevap: Mesele, soruda anlatıldığı gibi ise, birinci ve ikinci defa boşama ric’î’dir. Üçüncü defa ki boşama ile kadın kocasından kesin olarak ayrılmış olur. Artık kadın başka bir erkekle evlenip, normal olarak bu ikinci evlilik sona erip kadın iddetini tamamlamadıkça ilk kocasına helal olmaz. Nitekim İbnü’l-Kayyim, İ’lâmü’l-Muvakkıîn’de de böyle zikretmiştir. (el-Askalânî, Bülûğu’l-Merâm, Terc. ve Şerh., A. Dâvudoğlu, III, 360 vd.)
Riyad’ta toplanan fetva komisyonu, bir defada yapılan üç boşamayı üç olarak kabul eden çoğunluğun görüşünü esas almıştır. (bk. Mecelletü’l-Buhûsi’l-İslâmiyye, c. l, Sy, 3. Yıl, 1397, s. 165 vd.)
Sonuç olarak bir defada üç boşamanın sünnete uygun olmadığında şüphe yoktur. Çünkü Allah’ın Rasûlü, bu çeşit boşamayı üç saymış, fakat bu konuda acele davranılmasından hoşnut olmadığını da belirtmiştir. Ancak Allah’ın Rasûlü döneminde seyrek olarak vuku bulan bir defada üç boşama, Hz. Ömer döneminde yaygınlaşınca, Halife Ömer, şartların değişmesi yüzünden artık üç boşamayı üç saymanın gerektiğine karar vermiştir. Ancak eşini üç talakla boşayan kocaya da “ta’zîr” cezası uygulamaya başlamıştır. Dayak ve saçın tıraş edilmesi bu cezalar arasındadır. (es-Sâbûnî, a.g.e., I, 251.) Kanaatımızca bir İslâm toplumunda devlet, eşini boşayanların maksadını araştırarak, bu konuda bir düzenleme yapabilir. Özellikle günümüzde evlenme ve boşanma, çeşitli malî sonuçlar doğuran muamelelerden olduğu için mü’minlerin kendi isteklerine bırakılamaz. Aksi durumda haklar kaybolur ve insanlar haksızlığa uğrayabilir. Ancak İslâm devleti’nin bulunmadığı toplumlarda ise bu konuda ehliyetli ilim adamlarına sorularak problemin çözümü yoluna gidilmelidir.


Etiketler: , ,


Kategori: