Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > A’RÂF SURESİ

A’RÂF SURESİ
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 645 EKLENME : 27/07/2013 GÜNCELLENME : 25/08/2013 A’RÂF SURESİ Facebook'ta paylaş A’RÂF SURESİ İçin Yorum Yap

A’RÂF SURESİ

Kur’an-ı Kerîm’in yedinci ve Bakara ile Şuâra’dan sonra üçüncü uzun suresidir. İkiyüz altı ayettir. Mekke’de
nazil olmuştur. İbn Abbâs ve Mukatil’den yapılan bir rivayete göre 163-172 ayetleri Medine’de inmiştir.
A’râf suresi, ikiyüzaltı ayet, üçbinüçyüzyirmibeş kelime ondörtbinon harften ibarettir. Fasılaları mim, nûn,
lâm ve dal harfleridir. A’râf suresi, bu adla meşhur olmakla beraber, içine aldığı konular dolayısıyla
Mikât, Misâk, Elif Lâm Mim Sad adlarıyla da bilinir. Ama en meşhur ismi A’râf’tır .
Konusu baştan başa akîdevî olan ve En’âm suresinden sonra gelen bu sure, Mekke-i Mükerreme’de nazil
olmuştur. Akîde konusu bu surede insanlık tarihi ile birlikte başlatılmış, insanları birbiri ardı sıra kuşak
kuşak ele alarak karşılaştırmıştır. Tarihi seyirle izlenen insan kitleleri, Cennet’e lâyık olup Allah
resullerinin izini takip edenler ve Cehennem’e lâyık olup şeytanın adımlarını takip edenler olmak üzere bu
sure içinde sınıflandırılmıştır. Sure, Resulullah’a bir hitapla başlayan ilk ayetlerinde insanı hedef
almaktadır:
“Elif, Lâm, Mim, Sad. Bu, onunla (insanları) uyarman ve müminlere öğüt vermen için sana indirilen bir
kitaptır. Bunları tebliğ ederken kalbine bir sıkıntı gelmesin.”
“Rabbinizden size indirilene uyun. O’ndan başka dostlar (yöneticiler) edinerek onlara uymayın. Ne kadar az
öğüt alıyorsunuz” (1-3).
Daha başlangıçtaki bu birinci ve ikinci ayetlerden de anlaşılacağı gibi, insanlar, ilâhi düşünce sistemine
davet edilmektedir. Bu davet ile Allah’u Teâlâ insanların, içinde yaşadıkları cahiliye hayatının düşünce ve
tasavvurlarını, değer ve ölçülerini, prensip ve kanunlarını adet ve alışkanlıklarını ve ilgilerini inkılâbı
bir tarzla değiştirmeyi öngörmekte; Bu değişikliği yaparken de sıkıntı duymamalarını öğütlemektedir.
Sure’nin ilk ayetlerinde, beşer cinsinin yeryüzüne yerleştirilmesi ile ilgili gaybı bilgiler verilmekte,
daha sonra, dünyadaki durumundan, ölümünden ve diriltilmesinden bahseden ayetler biribirini takip
etmektedir. Sure de kıyamet sahnelerinin en uzunu ile de karşılaşmaktayız. iblis’in aldatması ile Hz. Âdem
(a.s.) ve eşinin Cennet’ten çıkarıldığı hatırlatılmakta ve Allahu Teâlâ Ademoğullarını şeytanın fitnesinden
sakındırarak, onun, atalarını Cennet’ten çıkardığı gibi kendilerini de kötülüğe götürmesinden
korkutmaktadır. Bunun için, şeytana uyup onun izini takip edenler. tekrar Cennet’e dönmekten kendilerini
mahrum etmişlerdir.
Şeytanın atalarını Cennet’ten çıkardığı gibi, onlar da şeytana kanarak cehennemlik olmuşlardır. Öle ise
şeytana muhalefet edenler, Allah’a itaat edip O’na bağlananlar, cennete döndürüleceklerdir. Böylece gurbet
diyarına göç etmiş olanlar tekrar nimet diyarına dönmüş olmaktadırlar. Surede bütün bu münasebetler
anlatılırken hatırlatıcı ve korkutucu hükümler de yer almaktadır:
“Andolsun, biz onlara öyle bir kitap getirdik ki iman edecek herhangi bir topluma hidayet ve rahmet olarak
için onu tam bir ilim üzere uzun uzun açıkladık.” (52).
Öyle ise insanlar, yerin ve göğün, bütünüyle kâinatın yaratıcısı ve hakimi olan Allah’a isyandan uzak
durmalı ve sadece O’nun emirlerine uymalıdırlar. Allah’ın emirlerine itaatle, O’na kulluktan geri
durmamalıdırlar. Bir gün Resulullah (s.a.s.), Mekkelileri Safâ tepesinde toplayıp, onlara ahireti ve
Allah’ın azabını hatırlattı. Toplanma sırasında birisinin: “Bu zat delidir” demesi üzerine 184. ayet nazil
oldu:
“Düşünmediler mi ki arkadaşlarında (Muhammed Aleyhisselâm’da) hiç bir delilik yoktur. O. apaçık bir
uyarıcıdır.” (184).
İnsanların pek çoğu, bazı insanların gaybı bileceklerini zannederler. Mutlak sûrette resullerin gaybe
muttali olduğunu iddia edenler de vardır. Oysa gaybın bilgisi yalnız ve yalnız Allah katındadır.
“De ki: “Ben, Allah’ın dilemesi dışında kendime ne bir fayda, ne de bir zarar verme gücüne sahip değilim.
Eğer gaybı bilseydim elbette çok hayır (mal ve menfaat) elde ederdim. O zaman bana bir kötülük de
dokunmazdı. Ben (gaybı bilmem) yalnız, inanan bir kavim için bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.” (188)
A’râf suresinde belirtilen ve insanların hidayete ermeleri için söz konusu edinilen meseleleri şöyle
sıralayabiliriz:
Hüküm koymak yalnız Allah’a aittir. Öyle ise insanlar kanun koyamaz ve adaleti gerçekleştirmek için Allah’ın
hükmüne razı olmalıdırlar.
Ebedi alemde gerçekleşeceği kesin olan sorular, amel defterlerinin tartılması, amel defterlerinin insana sağ
veya sol tarafından verilmesi, Arş, ahiret yurdu Cennet ve ceza yeri olarak Cehennem haktır. insanların bu
gerçeklere göre davranmaları, inanmaları ve işlerini düzene koymaları gereklidir .
Daha sonra sure, Âdem (a.s.)’ın topraktan yaratıldığına ve insanların da bir tek baba olarak Âdem (a.s)’ın
soyundan geldiklerine insanların, Allah’ın şerefli yaratıkları olduklarına dikkat çeker. Bunu, meleklerin
Hz. Âdem’e secde etmeleri ile ispatlar. Bu sırada İblis’in Allah’ın emrine uymayıp kibirlenerek secdeden
imtina ettiğini hatırlatarak, onun şerrinden, vesvesesinden sakınmayı öğütler. Aksi taktirde şeytana uyan
insanların cezaya çarptırılacaklarını bildirir. Sonra Hz. Âdem’in Cennet’ten çıkışı ve dünyaya indirilişi
anlatılır. Bunu hayırla şer, hak ile batıl arasında devam edecek olan çekişmenin bir misali olarak verir. Bu
yüzden Cenâb-ı Allah, yalnız bu surede görülen “Ey Âdem Oğulları” şeklindeki hitabını dört defa tekrarlar.
Hakk’a uymayan ve öğüt dinlemeyen eski kavimlerden pek çoğu Allah’ın azabını hak etmişlerdir.
İsraf edenler Allah’ın hoşlanmadığı bir iş yapmaktadırlar. Dolayısıyla Allah israf edenleri sevmez.
Her ümmetin ve her kavmin belli bir eceli vardır. Bu süre dolunca, bu ecel bir an bile ertelenmez.
Allah’ın ayetlerini yalan sayanlar, onlarla alay edenler, onları kabul etmeyi gururlarına yediremeyenler
Cennet’e giremeyeceklerdir.
Cennet ehli Cennet’te, Cehennemlikler de Cehennem’de oldukları zaman bu iki sınıf karşılıklı
konuşacaklardır. Cennettekiler, ateştekilere: “Rabbımız’ın söz verdiği nimetleri gerçekleşmiş bulduk. Siz de
Rabbınız’ın söz verdiği azabı gerçekleşmiş buldunuz mu?” şeklinde karşılıklı konuşacaklardır.
A’râf, yüksekçe bir yer anlamındadır. İnsanlar. üç sınıf olarak Cennetlikler, Cehennemlikler, A’râf’takiler
olmak üzere kıyamette taksim olunup herkes yerine çekildikten sonra Cehennemlikler ve A’râftakilerin,
Cennetliklere bakıp imrenmeleri haktır. Cehennemdekileri gördükleri zaman da durumlarından dolayı Allah’a
sığınmaları haktır. Ve ahirette de Allah’a sığınma ve Allah’dan yardım dileme vardır.
Dünyada iken Allah rızası olmadan birbirini sevip, batıl yolla birbirine ve zalimlere destek olanların
ahirette birbirlerini suçlamaları kaçınılmaz olacaktır.
Allah kendilerine kalp verdikten sonra anlamayanların, göz verdikten sonra gerçeği görmeyenlerin; kulakları
bulunup da ibretle dinlemeyenleri durumu hayvanlardan daha aşağıdır.
Daima iyiliği emredip, insanlara af ile yanaşmak gereklidir. Cahillerden daima yüz çevrilmelidir.
A’râf suresinde, diğer Mekki surelerde ele alınan Nûh, Sâlih, Lût, Şuayb, Musa kıssaları genişliğine
anlatılır. Bu peygamberlerin, çektikleri zorluklar, müminlere birer ibret dersi olarak verilir. Nasıl bu
peygamberler ve onlara inananlar sonunda kurtulmuşlarsa, Mekke’deki müminler de bir gün öylece
kurtulacaklar, düşmanları ise zebun olacaklardır. Öyle de olmuştur. Bu hüküm her zaman geçerlidir. Yeter ki
müminler inançlarında sadık olsunlar, elden gelen tedbiri geri bırakmasınlar.
A’râf suresinde çok çarpıcı başka bir misal daha vardır. Bu da Bel’am ibn Bâura’nın şahsında temsil edilen
kötü âlim örneğidir. Allah’ın kendilerine verdiği ilmi dünya malına değişen, ilimlerini insanlığın yararına
değil de şahsi çıkarları için kullanan alimleri Cenâb-ı Allah, durmadan soluyan köpeğe benzetmiştir.
A’râf suresi bu olayları genişliğine anlattıktan sonra tevhid ile başladığı gibi tevhid ile sona erer.
Allah’a ortak olarak ileri sürülen taştan, ağaçtan yapılmış putlardan bir hayır gelmeyeceğini, bunların
kendilerine dahi bir fayda temin edemeyeceklerini tekrar hatırlatıp Allah’ın hâkimiyetine dönülmesinin
gereğini belirtir.
Abdülvehhab ÖZTÜRK


Etiketler: ,


Kategori: