Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > ANNE SÜTÜ BANKASI VE İSLÂMİ AÇIDAN KRİTİĞİ

ANNE SÜTÜ BANKASI VE İSLÂMİ AÇIDAN KRİTİĞİ
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 832 EKLENME : 16/08/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 ANNE SÜTÜ BANKASI VE İSLÂMİ AÇIDAN KRİTİĞİ Facebook'ta paylaş ANNE SÜTÜ BANKASI VE İSLÂMİ AÇIDAN KRİTİĞİ İçin Yorum Yap

ANNE SÜTÜ BANKASI VE İSLÂMİ AÇIDAN KRİTİĞİ

  Anne sütünün önemini anlayan kimi ülkeler erken doğmuş veya yeni doğup da öz annesinin sütünü çeşitli nedenlerle alamayan bebeklere taze anne sütü sağlamak gayesiyle “anne sütü bankası” adı ile “kan merkezi” benzeri müesseseler kurmuşlardır. Örneğin Finlandiya’da 1937’den bu yana kurulmuş ve geliştirilmiş olan anne sütü bankaları vardır. Türkiye’de de Haccettepe Çocuk Hastanesinde 1982 yılında, taze anne sütünün üstünlüğüne dayanan bir süt bankası kurulmuştur.
Şinasi Özsoylu, anne sütü bankasında sütün toplanıp korunması ile ilgili olarak şöyle demektedir: “Anne emziremiyorsa, sütünün toplanıp pastörize edilmesi veya kaynatılması ile pek çok özelliğin kaybolacağı hatırdan çıkarılmamalıdır. Dondurulması ile en az değişiklik olacağı (hücreler yönünden) bilinmekte ise de, en iyisi toplanıp taze, bu mümkün değilse bir kaç saat buz dolabında tutulduktan sonra verilmesidir. Türkiye’de uygulanan yöntem budur. Süt bankalarında pastörizasyon ve kaynatma, yağların emiliminde rolü olan lipazin (yağ sindirimine yardımcı olan mad.) kaybolmasına, ayrıca hücre ve enzimlerin yıkılmasına da neden olduğundan alınır alınmaz eksi 800 C° de dondurulmasının uygun olacağı düşünülebilir. Bu durumda sütte bulunan lökositlerin tahribi söz konusu olacaktır.” (Özsoylu, a.g.e., s: 31)
Anne sütü bankasının İslâmî açıdan kritiği:
İslâm, öz anne yanında alternatif olarak süt anne üzerinde özellikle durmuştur. Herhangi bir nedenle öz anne emziremezse, süt anne devreye sokulacaktır. Süt anne emzirmeyi ücretsiz yapmaya zorlanamayacağı için emzirme bir ücret karşılığında olabilecektir. Geçmiş semavî din toplumlarında da anne sütü aynı öneme sahiptir. Kur’an’da bildirildiğine göre, öldürülme korkusu ile annesi tarafından bir sepetle Nil Nehrine bırakılan Hz. Musa, Firavun’un sarayına getirilmiş ve yiyeceklerle beslenmesi yerine kendisine emebileceği süt anne araştırılmıştır. Hz. Musa yabancı kadınların sütünü emmeyince de sonunda öz annesi ile buluşma gerçekleşmiştir. (bk. el-Kasas, 28/7,12.)
Gerçekten erken doğum veya yeni doğum durumunda, ya da daha sonraki günlerde öz anne çocuğuna süt veremiyorsa, bebeğin anne sütü ile beslenmesi nasıl sağlanacaktır? Kanaatımızca, kan vermelerde olduğu gibi, çocuk hastanesi ya da doğum evi yönetimi, kendi çevresinde gerektiğinde süte ihtiyacı olan çocuğu emzirmek üzere “süt anne” dosyası oluşturabilir. Üstelik çocuğunu kaybeden ya da çocuk sevgi ve özlemi içinde nice varlıklı hanımlardan severek çocuk emzirenler çıkabileceği gibi, fakir olup, kendi bebeğinin ve ailesinin masraflarına katkıda bulunmak üzere bunu bir ücret karşılığında yapan hanımlar da olacaktır. Süt emzirme karşılığında ücret alınabileceğinde şüphe yoktur. (bk. et-Talâk, 65/6.) Ancak gerek hastanede ve gerekse evde emziren süt annenin kim olduğunu ve süt anne de emzirdiği çocuğun kimliğini bilmeli ve bunu kaybolmayacak bir yere yazıp aile fertlerine bildirmelidir. Taze ve sürekli süt temini için en sağlıklı yol bu olsa gerektir.
Anne sütü bankasına gelince; anneyi hazır bulundurmak yerine bu anneden alınan sütü koruma altına alarak çocuğa içirmek de süt hısımlığı doğurur. Bu yüzden, kan naklinde olduğu gibi, verilen sütün kimden alındığı bilinir ve daha sonra sütü veren kadına da sütünün kime içirildiği bildirilirse, böyle bir organizenin yapılmasında İslâmî açıdan bir sakınca kalmaz. Burada önemli olan süt hısımlığının meydana getirdiği özellikle evlenme yasaklarının daha sonraki yıllarda gözetilmesi ve süt hısımlarının evlenmesine engel olunmasıdır.
İslâm kan nakli, kalb, karaciğer, göz ve böbrek nakli gibi organ nakillerinde organ sahibi ile nakledilen arasında bir hısımlığın oluşmasını öngörmezken, süt emme yoluyla nesep hısımlığına benzer evlenme engellerinin doğuşunu niçin öngörmektedir? Yukarıda sütün niteliklerini açıklarken de görüldüğü gibi, anne sütü gerçekten üstün ve kalıcı nitelikler taşıyor. Bu konuda bilinenler kadar, henüz bilinmeyen ve isbatlanamayan yönlerin bulunduğunu da tıp otoriteleri ifade ediyor. Acaba anne sütünün “genler” üzerinde bir etkisi var mıdır? Kişiliğin oluşmasında, süt emziren annenin irsiyetle kendi nesline geçebilen unsurdan süt çocuğuna geçen unsur var mıdır? Tıp bilimi bu sorulara da cevap bulduğu zaman süt hısımlığının perde arkası daha iyi aydınlanacaktır.
Diğer yandan sütün belli yaşa kadar alınması da önemlidir.
Çoğunluğa göre, hısımlık doğuran sütün ilk iki yaş içinde emilmesi gerekir. Çünkü âyette “Anneler, çocuklarını iki bütün yıl emzirirler” buyurulmuştur. Nesep hısımı olan çocuklarla ilgili olan bu hüküm, süt emen diğer çocukları da kapsar. Hadiste “Süt hısımlığı ancak iki yaş içinde emzirilen sütle oluşur” (Buhârî, Nikâh, 21.) buyurulur.
Ebû Hanife’ye göre ise emme süresi 30 aydır. Delil şu âyettir: “Çocuğun ana karnında taşınması ile sütten ayrılmasının süresi otuz aydır.” (el-Ahkâf, 46/15.) Burada 30 ay, hem gebeliğin, hem de sütten ayrılmanın ayrı ayrı süresidir.
Çoğunluk fakihlere göre ise, iki yıl emme süresi ile gebeliğin en kısa süresi olan altı ayın toplamı verilmiştir. Nitekim sütten ayrılmanın iki yıl olduğunu belirleyen başka deliller de vardır. Başka bir âyette şöyle buyurulur: “Biz insana ana-babasına itaat etmesini bildirdik. O’nun anası kendisini zahmet üstüne zahmetle taşımıştır. Sütten ayrılması da iki yıl sürmüştür.” (Lukmân, 31/21.)


Etiketler: , ,


Kategori: