Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > Allah Yolunda Hicret

Allah Yolunda Hicret
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 2123 EKLENME : 02/11/2013 GÜNCELLENME : 01/11/2013 Allah Yolunda Hicret Facebook'ta paylaş Allah Yolunda Hicret İçin Yorum Yap

Allah Yolunda Hicret

Hicret Nedir?

Hicret, lügatta: “Bir şeyi, yeri veya kişiyi terk edip ondan ayrılmak” anlamlarına gelen hecr veya hicran kökünden türemiş bir kelimedir. Bu kavram, “insanın başkalarından kalben uzaklaşmasını ve bedenen ayrılmasını: küfür diyarından çıkıp iman diyarına göçmesini” ifade eder(8). Hicret kavramının genelde iki anlam taşıdığı görülür. Birincisi, Peygamber Aleyhisselamın ve ilk nesil müslümanlarının, Mekke’den Medine’ye göç etmelerini ifade eden tarihsel anlamı. İkincisi de, insanın, kötülüğün ayartısından ve şeytanın egemenlik alanından, Allah’a yönelmesini dile getiren ahlaki anlamı.

Hecr kökü, çeşitli kullanım biçimleriyle Kur’an’da on yedi surede ve otuzu aşkın ayette geçer(9). Bu ayetlerde, hicret kelimesinin belirtilen anlamlarda kullanıldığı görülür(10).

Kutlu Yolculuğun İlk Adımı

Kur’an’ın iniş sırası itibariyle hecr kökünün ilk geçtiği ayetlerden, insanın Allah tarafından fikren, kalben ve fiilen hicrete hazırlandığı anlaşılmaktadır. Nitekim Yüce Allah, Elçisine ve onun şahsında insanların hepsine şöyle buyurmaktadır: “Onların söylediklerine sabret ve onlardan güzelce ayrıl”.(11) Bu ilahi sözdeki hecr-i cemil terkibi,” insanın kalben ve fikren kötülerden, kötülüklerden uzak durması, iyi ahlakla donanıp kötülüklere karşı güzel ve etkili bir muhalefet ortaya koyması” anlamına gelmektedir.(12) Görüldüğü gibi kutlu yolculuğun ilk adımını, Kur’an’ın doğruluğundan ve dinamizminden güç alabilen iman sahipleri atabilmektedir. Bunun ilk ve en güzel örneğini ise, Peygamber Aleyhisselamın şahsiyeti ve onu izleyen sahabe nesli ortaya koymuştur.

Kurtuluş Atılımı

Hicret kavramı, öncelikle Hz. Muhammed (s.a.)’in ve mü’minlerin, şirk sisteminin baskıları yüzünden Mekke’den Medine’ye göç etmelerini ifade eder. Medine’ye hicretten önce müslümanlar, büyük baskı ve işkencelere maruz kalmışlar, bu yüzden de büyük acılar tadıp sıkıntılar çekmişlerdi. Nihayet miladi 622 yılının Muharrem Ayında, Peygamber Aleyhisselam ve ashabı Mekke’den Medine’ye hicret edip orada yepyeni bir toplum ve devlet oluşturdular. İşte bu andan itibaren, küfür ve şirkin hakim olduğu yerden Medine’ye hicret farz oldu. Çünkü putperest zulümden azad olmak için yapılan bu soylu kurtuluş atılımı, mü’minleri öyle bir olgunluğa erdirdi ki, artık Allah yolunda yerlerini yurtlarını bırakıp canlarını feda etmek ve şehit olmak onlar için en kutlu bir iş haline geldi… İlahi kaynaktan gelen hicret emri, onlara yücelerden inen bir gök azığı oldu. İşte bu kutlu azıkla beslenen erdemli mü’minler, kurtuluş atılımını ilk gerçekleştiren kişiler olmuşlardır.

Hicretle ilgili Genel Tesbitler

Hicretle ilgili ayetlerin ışığı altında şu genel tesbitler yapılabilir:

a) – Enfal Suresinin 72’nci ayetiyle farz kılınan hicret, müşriklerin elinde bulunan Mekke’den Medine’ye hicrettir.

b) – Mekke fethedilip İslam yurdu olduktan sonra, Mekke’den Medine’ye göç anlamındaki hicret kalkmıştır. Peygamberimiz:

“Fetihten sonra hicret yoktur; ancak cihad ve niyet vardır.” buyurarak(13) değinilen gerçeği açıklamıştır.

c) – Tarihsel anlamda hicret son bulmuş olmakla beraber, ahlaki anlamda hicret devam etmektedir. Çünkü müslümanlar, her zaman günah ortamından ve şeytanın egemenlik alanından İslamın egemenlik alanına göç etmekle yükümlüdürler. Bunun için kötülük ortamından ve küfür diyarından İslam yurduna hicret, kıyamete kadar geçerlidir.(14)

d) – Hicret gerekli, imkanlarda yeterli iken küfür yurdunda oturmak, hem büyük bir günah, hem de nefse zulümdür. Çünkü mazeretsiz olarak hicreti terkedenlerin varacağı yer, cehennem olacaktır. (15)

e) – Allah yolunda hicret edenler, dünyada güzel mekan ve bol imkanlara kavuşur, ahirette de en yüksek onur payesini ve Allah’ın rızasını kazanırlar.(16)

f) – Gerçekten aciz olup hicret etmeye güç yetiremeyenler bağışlanır, hicrete teşebbüs edip de yolda ölenler ise, Allah tarafından ödüllendirilir.(17)

g) – Hicret, insanın dindeki samimiyetinin ve sadakatinin göstergesidir.(18) Bunun için, iman ile inkar arasında bocalayıp şeytanın egemenlik alanını terk edememiş olanlar, Kur’an tarafından iman dostluğuna ehil görülmemişlerdir.(19)

h) – Hicret, bir takvim başı olmaktan öte bir inanç ve dava göçüdür. İslamın kendine özgü dünyasına ulaşmak için atılmış kararlı bir adımdır. Diğer bir ifadeyle hicret, insanın kendini Allah’a götüren yolu, iman bilinciyle katetmesidir. (20)

ı) – Hicret, hedefine ulaşan İslamî hareketin en önemli adımı ve atılımıdır. İslamı yaşamak ve yaşatmak için dahildeki bütün çarelere başvurduktan sonra İslamî mücadeleyi dışarda devam ettirmek amacıyla oturulan yeri terketmektir. O, İslami boğmaya azmetmiş zulüm ve baskıya rağmen, dini asli şekliyle yaşama gayretidir.(21)

i) – Muhacirler, kavramı, Peygamber Aleyhisselamın teklifi üzerine, özgürlük içinde ve İslam’ın gereklerine uygun biçimde yaşayabilmek için Medine’ye hicret etmiş olan Mekkeli müslümanları; Ensar kavramı ise, zulmün ve kötülüğün egemen olduğu yerden göçenlere yardım edip dine ve müslümanlara sahip çıkan Medineli mü’minleri ifade eder. Ancak Kur’an ve Sünnet, bu kavramlara tarihi çağrışımlarını aşan daha genel ve kuşatıcı bir anlam yüklemiştir. Nitekim Peygamberimiz, gerçek muhaciri: “Allah’ın yasakladığı şeyleri terkeden kimsedir.” diye tanımlamıştır.(22)

Sonuç olarak diyebiliriz ki hicret, zulüm sistemlerinin, her türlü baskısına rağmen inancına şirk karıştırmayan tevhid mensuplarının şanlı eylemidir. Kur’an, insanın bilinç ve ruh dünyasına sunduğu hicret kavramıyla, şirke bağlı değerlerin ve sistemlerin çağlar süren saltanatını yıkmış, onun yerine yeni bir İslam sistemi ve kardeşlik idealini getirmiştir. Kur’an, İslam sistemini ve onun sunduğu kardeşlik idealini, gerçekleştirmek için çalışanları, hakiki mü’min tanımının içine yerleştirir ve onlara şu müjdeyi verir: “iman değerine erip kötülüğün hüküm sürdüğü diyardan göç edenler, Allah yolunda her türlü çabayı gösterenler, onlara kol kanat gerip yardım edenler var ya, gerçek mü’minler işte onlardır. Onlar için , tam bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.(23) Rabbim, İslamı yaşama iradesi ve gayreti içinde olanlara yardım etsin. Kutlu yolun yolcularına selam olsun.

Dipnotlar: 1. Maide, 3, 2. Secde, 2; Vakıa, 77-80 vb., 3. Kasas, 85, 4. Bakara, 208; Enfal, 61 vb., 5. Bakara, 190-193; Nisa, 79; Enfal, 39; Tevbe, 12, 29, 36, 123 vb., 6. Bakara, 154, 261, 273; Enfal, 60 vb., 7. Enfal, 74; Bakara, 190, 195, 218 vb., 8. M. İsmail İbrahim, Mu cemu’l Elfazi ve’l A’lami’l Kur’aniyye, s, 550-551 Rağıb el-İsfahani, Müfredatu Elfazi’l Kur’an, sy, 833-834, 9. Müzzemmil, 10; Müddessir, 5; Furkan, 30; Meryem, 46; Nahl, 41, 110; Mü’minun, 67 Ankebut, 26; Bakara, 218; Enfal, 72, 74, 75; Al-i imran, 195; Ahzab, 6, 50; Mümtehine, 10; Nisa, 34, 89, 97-100; Haşr, 8-9; Nur, 22; Hac, 58; Tevbe, 20, 100, 117., 10. Nahl, 41, 100; Ankebut, 26; Enfal, 72; Tevbe, 100 vb., 11. Müzzemmil, 10, 12. Zemahşeri, Keşşaf, IV, 177, 13. Bezlu’l Mechud, XI, 374, 14. Bezlu’l Mechud, XI, 373, 15. Nisa, 97, 16. Nisa, 100; Hac, 58; Tevbe, 20, 100 vb., 17. Nisa, 98-100, 18. Enfal, 74, 19. Nisa, 89; Ahzab, 50; Mümtehine, 10 vb., 20. Ankebut, 26, 21. Nahl, 110, 22. Tecrid-i Sarih Tercemesi, l, 29, 23. Enfal, 74


Etiketler:


Kategori: