Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > AKÇA

AKÇA
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 585 EKLENME : 27/07/2013 GÜNCELLENME : 25/08/2013 AKÇA Facebook'ta paylaş AKÇA İçin Yorum Yap

AKÇA

Osmanlılarda ilk defa tedâvül eden gümüş para. Vaktiyle mütedâvil bulunmuş bir küçük gümüş sikke.
Sarrafların para saydıkları kenarlı ve bir tarafı dar ve açık tahta.
“Ak”, Türkçe’de beyaz demek olunca, akça “beyaz sikke” anlamına gelir. Akça adlı para Osmanlılarda ilk
olarak Orhan Gazi tarafından 1327 (H. 727) yılında Bursa’da bastırılmıştır. İlk basılan akçanın ağırlığı
miskalin dörtte biri yani altı kırat ve 1,154 gramdan ibaretti. Ayarı da yüzde doksandı. Gümüşten basılan
Selçuk dirhemleri, bir şer’î dirhem 14 kırat olduğu halde Akça-i Osmanî 6 kırat ağırlığındaydı. Bu vezin en
son basılan gümüş kuruşlukların veznine eşit, ayarı ondan biraz yüksek, çapı da bir parça büyüktü. Mecidiye
kısımlarından olan kuruşların ayarı yüzde 83 olduğu halde, akçanın ayarı yüzde 90 idi.
İlk akçaların üzerinde basım tarihi yoktu. Bir yüzünde kelime-i şehâdet, öbür yüzünde ise “Allah Orhan’ın
saltanatını ebedî kılsın” anlamına gelen Arapça cümle yazılıydı. Akçalara ilk tarih Yıldırım Bayezid
zamanında konulmuştur. Basım yerinin gösterilmesi usûlü ise Yıldırım’ın oğulları devrinde başlamıştır.
Osmanlı sikkelerinde tuğra ilk olarak Bayezid’in büyük oğlu Süleyman Çelebi adına basılan sikkeye konulmuş,
sonra üç asır kadar ara sıra bazı gümüş ve bakır meskûkâtta görülen tuğranın İkinci Mustafa’dan sonra bütün
sikkelere konulması âdet ve teâmül hâlini almıştır.
Osmanlıların son devrine kadar paranın katları ve cüzleri için yapılan taksimlerde, 1 kuruş = 40 para, 1
para = 3 akça ve 1 akça = 3 pul olarak itibarî bir taksîme tabi tutulmuştu. Kuruşun Osmanlı paralarında
kıyâs birimi olmasından önce (II. Süleyman devri), bu vazîfeyi akça görmekte idi.
Çelebi Sultan Mehmet 816/1413’te istiklâlini tam olarak elde edince, sikkelerde o güne kadar lâkaplar yokken
ilk defa “sultan’ ve “han” ünvanlarını yazdırmıştır. Son Osmanlı sikkelerine kadar devam eden “azze nasruhu”
ibâresi de ilk defa bu zamanda kullanılmıştır.
İlk basılan akça yüzyirmi yıl süreyle ayar ve veznini korudu. Fatih Sultan Mehmed tarafından 848/1444’de
babasının sağlığındaki birinci culûsunda bastırılan akçaların vezni 6 kırattan 5 kırata indirildi. Bu
tedbir, askerin tahsisatından bir miktar azaltarak bu yolla hazineye gelir sağlamak için alınmıştı. Ancak
askerin bu uygulamaya tepki göstermesi üzerine ulûfelere yarım akça zam yapılarak, daha önce üç akça olan
yevmiyeler, yeni -sikkelerle üç buçuk akçaya çıkarıldı. ikinci Mehmed’in, babasının vefatiyle ikinci defa
culûsünde, 855/1451’de ve daha sonra 865, 875 ve 886 tarihlerinde kesilen akçaların vezinleri 5; 4,5, hatta
4 kırata kadar indirilmiştir.
İkinci Bayezid zamanında, akçaların vezni 4 kırata hatta 3,5 kırata kadar düşürülürken, o vakte kadar yüzde
90 ayarını koruyan akçaların ayarı yüzde 85’e indirilmiştir. Böylece tağşîşe başka bir yol daha açılmış
oldu.
Yavuz ve Kanûnî devirlerinde basılan akçaların beş tanesi bir dirhem, yani her biri ancak 3,5 kırattı.
Ayarları da %85 idi. Bu dönemde çeşitli İslâm beldelerindeki darphanelerde ayar ve vezinleri farklı akçalar
basılıp, tedavüle sürüldü. İkinci Selim devrinde (974-982) her tarafta basılan akçaların resim ve nakşı aynı
şekle getirilmiş, fakat vezinleri 3,5 kırata indirilmiştir .
Üçüncü Murad devrinde sikkelerin vezin ve ayarı büsbütün bozuldu. Akçaların vezni 3, hatta 2,5 kırata
indirildi. Halep ve Bağdat’ta ilk defa olarak tuğralı dirhemler basıldı. Bu devirde züyuf ve mağşûş akçalar
ticaret hayatına zarar verince, bir dirhem gümüşten sekiz akça kesimine karar verildi ki, bu ilk basılan
akçanın tam yarısı ağırlığında demekti.
Birinci Ahmed devrinde akçaların vezni 1,5, ayarları da %80’e inince züyuf akçalar yaygınlaştı. Devlet
tedâvüldeki eksik vezin ve ayarlı akçaları toplattı, yeni akçalar basıldı. Hatta büyük alış-verişlerde
kullanılmak üzere mevcut akçaların on tanesine denk olarak bir dirhem (onluk Osmanî) sikkeler basıldı.
Akçanın değer kaybetmesi sonraki padişahlar zamanında da devam etmiştir. Bir akça kesesi, asırlara göre şu
miktar akçayı ifade etmiştir: XV. asrın son yarısı içinde 30.000; XVI. asır ortalarında 20.000; XVII. asır
ortalarında 40.000; XVIII. asır başlarında 50.000 akça 1 kese itibar edilmiş ve aynı asır ortalarında 1 kese
80.000 akçaya kadar çıkmıştı. XIX. asır ortalarında 1 kese akça 500 kuruşa alem olmuştur.
1066 yılında akçaların vezni 1 kırata inince, ayar da %50’ye indirildi. Artık akçayı islah imkânı kalmayınca
İkinci Sultan Süleyman devrinde ve 1687 (H. 1099) da Osmanlı meskûkâtı ıslah ve ta’dil olunduğu sırada akça
usulü terk ve yerine “kuruş” üzerine müesses usûl ikâme edildi. Osmanlı meskukatı kuruş usulü esası kabul
olununcaya kadar “akça usulü” esasına dayanıyordu. Bu usûlde kıyas para ölçü birimi “akça-i Osmani” idi.
Bunun küsurâtı bakırdan basılan “mangır”, katları ise “altın” sikkelerdi (M. Zeki Pakalın, Osmanlı Tarih
Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü, Akça mad.; İslâm Ansiklopedisi, Akça mad.; Halil Erdem Meskûkât-ı Osmaniye,
İstanbul 1334, s. 3, vd., İsmail Galip, Takvim-i Meskûkât-ı Osmaniye, İstanbul 1307)
Hamdi DÖNDÜREN


Etiketler:


Kategori: