Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > ABDULLAH İBN ABBÂS

ABDULLAH İBN ABBÂS
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 511 EKLENME : 27/07/2013 GÜNCELLENME : 25/08/2013 ABDULLAH İBN ABBÂS Facebook'ta paylaş ABDULLAH İBN ABBÂS İçin Yorum Yap

ABDULLAH İBN ABBÂS

Hz. Muhammed (s.a.s.)’in amcası Abbâs (r.a.)’ın oğlu. Kesin olarak ne zaman doğduğu bilinmemekle birlikte
onun Hicret’ten üç yıl kadar önce, Müslümanlar Mekke’de Şi’b-i Ebi Tâlib’te ekonomik ve sosyal kuşatma ve
baskı altındayken doğduğu bilinmektedir. Annesi Ümmü’l-Fadl Lübabe binti el-Haris olup Mü’minlerin annesi
Meymune’nin kız kardeşidir. Ümmü’l-Fadl, kadınlar arasında Hz. Hadîce’den sonra İslâm’a girenlerdendir.
Babası Hz. Abbâs, Abdullah doğar doğmaz onu Hz. Peygambere götürmüş, Rasûlullah (s.a.s.) de onu kucağına
alarak: “Allahım! Onu dinde fakîh kıl. Kitaben açıklamasını ona öğret” diye dua etmişti. İslâm’ın yayıldığı
ve hâkim olduğu Medine toplumunda büyüyen Abdullah tam bir İslâmî terbiye ve bilgi almıştı. Abdest almayı ve
namaz kılmayı bizzat Hz. Peygamberden öğrenmişti. Gençliğinde de Peygamber efendimiz tarafından birkaç kez
başı okşanarak: “Allah’ım! bütün ilim ve hikmeti bu başa ver, ona te’vil ve tefsir’i öğret. Allah’ım!:
İnsanoğluna verdiğin her ilim ve hikmeti bunun göğsünde topla” (Buhâri, Vudû, 10; Müslim, Fadailu’s-Sahâbe,
138). diye dua etmiştir. Abdullah sürekli olarak Rasûlullah’ın yanında bulunmuş ve ondan büyük ölçüde feyz
ve bilgi almıştır.
Hz. Abdullah Hicretin sekizinci yılına kadar ailesiyle birlikte Mekke’de kalmıştı. Mekke fethi gününde,
Huneyn ve Tâif gazvelerinde ve Vedâ Haccı’nda Rasûlullah ile birlikte bulunmuştu. Mekke fethinden sonra o da
ailesiyle birlikte Medine’ye hicret etmişti. Birinci Halîfe Hz. Ebu Bekr’in ve ondan sonra Hz. Ömer’in
sohbetlerinde bulunmuş ve birçok sahâbeden ders ve bilgi almıştı. Üçüncü Halîfe Hz. Osman’ın şahsına çok
bağlı olup onun zamanında devlet kademelerinde görev almış, Abdullah İbn Ebi’s-Serh ile birlikte Afrika
seferine ve daha sonra da doğuda yapılan Taberistan fethine katılmıştı. Hicretin 35. yılında Hacc emirliği
yapmıştı. Hz. Osman’ın şehâdetinden önce evinin etrafında nöbet bekleyen büyük sahâbelerin çocuklarıyla
birlikte bulunmuş ve Halîfe’yi isyancılara karşı korumaya çalışmıştı. Daha sonra Hz. Ali’nin hilâfeti
sırasında da aynı şekilde devlet kademelerinin önemli mevkilerinde bulunmuştu. Cemel ve Sıff’ın savaşlarında
Hz. Ali’nin yanında yer alan İbn Abbas, Hakem Olayı’nda da Ebu Musa el-Eş’arî (r.a.) ile birlikte Hz. Ali’yi
temsil etmişti. Hz. Ali onu birkaç defa elçi olarak görevlendirmiş ve ‘Hakem Olayı’ndan sonra da Basra
Valiliğinde bulunmuştu. Bu sırada bölgede isyan eden Hâricîlerin bu isyanını bastırmış ve asayişi korumuştu.
Basra valiliği sırasında kendisine atılan bir iftiraya dayanamayıp görevinden ayrılarak Mekke’ye gitmiş ve
ömrünün sonuna kadar burada ilimle uğraşmıştır.
Hz. Muaviye’nin vefatından sonra Hz. Ali ve oğlu Hz. Hüseyin’in taraftarları tarafından Kûfe’ye davet
edilince kendi gitmediği gibi, bu davete icabet etmek isteyen Hz. Hüseyin’i de ikaz ederek gitmekten
alıkoymaya çalıştı, fakat bunda bir türlü başarılı olamadı. Hz. Hüseyin’in Kûfe’ye gitmek üzere yola çıkıp
Kerbelâ’da şehid edilmesi Abdullah b. Abbâs’ı bir hayli üzdü ve üzüntüsünden gözlerini kaybetti. Nihayet
68/687 yılında Taif’te yetmiş yaşındayken vefat etti.
Abdullah İbn Abbas (r.a.) İslâm tarihinde siyâsî faaliyetlerinden çok, ilmî ve sağlam şahsiyeti ile tanınır.
Asr-ı Saadette yaşının küçük olmasından dolayı Rasûlullah’ın evine ve özellikle teyzesi olan Hz. Meymune’nin
hücresine rahatça girip çıkar, diğer ashabın bilmediği ve ilk anda öğrenme imkânı bulamadığı konuları
öğrenirdi. Bunun için o naklettiği hadis, tefsir, ve fıkıh ilmine vukufu ile tanınır. Kur’ân, tefsir,
fıkıh’ın yanı sıra Arap edebiyatı sahasında geniş bir bilgiye sahipti. Abdullah İbn Mes’ud, Onun için: “O,
Kur’ân-ı Kerim’in tercümanıdır, müfessirlerin sultanıdır” demiştir. İlminin genişliğinden dolayı zamanında
o, “Ümmetin âlimi, ilim deryası” gibi lâkaplarla anılırdı. Ahmed b. Hanbel’in kaydettiği bir hadiste Hz.
Peygamberin İbn Abbas’ın ilmini övdüğü ifade edilir.
Abdullah İbn Ömer (r.a.) kendisine sorulup da bilemediklerinin İbn Abbas’tan sorulmasını ve cevabın
kendisine de bildirilmesini isterdi. Verdiği fetva ve cevaplarından dolayı onu daima takdir ederdi.
Abdullah İbn Abbas İslâmî anlayış ve edebinden dolayı yaşlı sahâbelerin bulunduğu toplantı yerlerinde onlar
konuşup bir konuda fikir belirtmeden o asla konuşmaz ve söz almayı pek uygun görmezdi. Yaşının küçüklüğünü
ileri sürüp yaşlı sahâbelerle bir arada bulunmasını güzel bir davranış olarak görmeyenlere karşı Hz. Ömer
(r.a.) bir gün onu da çağırmış ve Nasr sûresinin tefsiri konusunda neler düşündüğünü sormuştu. Abdullah’ın
yaşının küçüklüğünden dolayı bu gibi meclislere katılmasını uygun görmeyenlerin Nasr sûresinin tefsiri
konusunda herhangi bir düşünceleri olmayınca Abdullah İbn Abbas bu sûrede Rasûlullah (s.a.s.)’ın ecelinin
yaklaştığını işaret eden ifadelerin olduğunu söylemiş ve Hz. Ömer de onu tasdik etmişti. Ashab yanında
yaşının küçüklüğünden dolayı İbn Abbas’ın konuşmaktan çekindiğini hisseden Hz. Ömer ona şöyle demişti:
“Yaşının küçük oluşu konuşmana engel olmasın, haydi konuş dinleyelim.” Böylece Abdullah İbn Abbas yaşlı ve
ileri gelen sahâbelerle hep bir arada oturup kalkmış ve onlardan çok şey öğrenmişti.
Abdullah İbn Abbas (r.a.) kendisine sorulan sorular için önce Kur’an-ı Kerim’e bakar cevap bulamazsa
Rasûlullah’tan bu konuda bir bilginin olup olmadığını araştırır, sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’in
ictihadlarına ve açıklamalarına bakıp onları esas alır, aksi halde kendi ictihadıyla meseleye çözüm
getirirdi. İbn Abbas Hz. Peygamberden, sahâbeden gelen ve kendi içtihadıyla oluşan tefsir bilgilerini bir
kitap haline getirmiş değildir. Bize kadar intikâl etmiş bulunan ve İbn Abbas’a ait olduğu söylenen
“Tenviru’l-Mikbâs min Tefsîr İbn Abbas” isimli tefsirin ona ait olup olmadığı araştırılması gereken bir
konudur. Abdullah İbn Abbas’ın tefsîr’e dair rivayetleri ilim adamlarımızdan Firûzâbâdî tarafından derlenip
bir araya getirilmiş ve yukarıdaki isimle yayınlanmıştır .
İbn Abbas’ın son derece disiplinli ve muntazam çalışma sistemi vardı. İşlerini titizlikle belli bir plan
dahilinde düzenlerdi. Bu planına önce kendi aynen uyardı. Haftanın belirli günlerinde geniş halk kitlesine
dînî ilimlerle ilgili dersler, dînî ilimler dışında Arap dili, şiiri ve edebiyatı üzerinde etraflı
konuşmalar yapardı.
Hz. Osman devrinde yaptığı ilmî çalışmaların yanında Afrika seferine, İslâm ordusu adına elçilik vazifesiyle
katılmıştır. Afrika’daki Bizans genel valisi Georgios ve adamlarıyla ilmî tartışmalar yapmıştır. Georgios ve
etrafındakiler O’nun akıl, zeka, fikir kuvvetini ve ilim kudretini görerek: “Bu insan Arapların en derin
âlimidir.” sonucuna varmışlardır.
Komutan, elçilik ve valilik gibi devletin üst düzey siyasi görevlerinin yanında ilminin üstünlüğü ve
derinliğiyle Ashab-ı Kiram, Hz. Ömer ve Hz. Osman tarafından çok iltifat gördü. O bu iltifatlar karşısında
daima tevazu gösterdi. Çok övüldüğü zamanlarda alçak gönüllülüğü elden bırakmaz ve: “Bana bu nimeti ihsan
eden Allah’tır. Rasûlullah (s.a.s.) benim için dua ederek ilim ve hikmet niyazında bulunmuşlardır” diye
konuşurdu.
İslâm tarihinde, Garibü’l-Kur’ân (Arap diliyle nazil olan Kur’ân-ı Kerim’deki Arapça olmayan, Araplarca
duyulmamış, bilinmeyen, civar dillerden alınan kelimeler) hakkında açıklamalar, bunlar hakkında en sahih
rivayetler İbn Abbâs’a dayanır. Müşkilü’l-Kur’ân (Kur’ân-ı Kerim’in derinliklerine inme, bulma, çözme ve
güçlükleri giderme) konusunu da ilk ele alan yine İbn Abbâs’tır. Peygamber Efendimiz’den 1660 Hadis-i Şerif
rivayet etmiştir. Fıkıh ilminin temelini oluşturan kişilerdendir; ciltler dolduran fetvaları fıkıh ilminin
en kuvvetli temellerindendir.
Mekke’de yetişen birçok fakîh onun vasıtasıyla yetişmiştir. Bu sebepten “Mekke Tefsir Mektebi”nin kurucusu
İbn Abbas’tır denilir.
Tabiinden Ebû Sâlih (r.a.): “İbn Abbâs’ın ilim meclisi ile bütün Kureyş iftihar etse değer” dediği ve onun
derslerinde tefsir, hadis, fıkıh, lisan, şiir, edebiyat, takrir gibi konularda herkesi doyuracak cevaplar
verildiği kendinden sonra da kabul edilmektedir. Kendi zamanında ünü devlet sınırlarını aşmıştı.
İbn Abbâs’tan ilim öğrenen, Hadîs rivayet eden pekçok âlim yetişmiştir. Başta kendi oğulları, Muhammed İbn
Abdullah, Ali İbn Abdullah, yeğeni Abdullah İbn Ubeydullah ve Abdullah İbn Ma’bed, Abdullah İbn Ömer, Şa’be
İbn Hakem, Merved İbn Mahreme, Ebu’t Tufeyl, Ebû İmâme İbn Sehl, Said İbn el-Müseyyeb vs. Kendisi de yüce
peygamberimizden, Hz. Abbas’tan, annesi Lübâbe’den, Hz. Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali (r.a.)’den, Hazreti
Abdurrahman İbn Avf’den, Hz. Muaz İbn Cebel’den, Hz. Ebû Zerr el-Gifârî’den bizzat işiterek hadis-i şerif
rivayet etmiştir. Rivayetleri; Kütüb-ü Sitte’de yer almaktadır.
Abdullah İbn. Abbas’ın rivayet ettiği bazı hadis-i şerifler:
“Kur’ân-ı Kerim’e saygı göstermek, besmele okuyarak başlamakla olur, Kur’ân-ı Kerim’in anahtarı besmeledir.”
“Öğretiniz, müjdeleyiniz, güçleştirmeyiniz.”
“Allah’u Teâlâ’nın size verdiği sayısız nimetler için O’nu seviniz. Beni de Allah’u Teâlâ’yı sevdiğiniz için
seviniz.”
“Ümmetimden iki sınıf düzgün olursa bütün insanlar düzgün olur. Bunlar bozulursa insanlar da bozulur. Bu iki
sınıf âmirler ve âlimlerdir.”
“Kur’ân-ı Kerim’i kendi arzusuna (görüşüne) göre tefsir eden Cehennem’deki yerine hazırlansın.”
“Tevbe ve istiğfara devam eden kimseye Allah’u Teâlâ her sıkıntıdan bir kurtuluş ve her darlıktan bir
genişlik verir ve ummadığı yerden kendisini rızıklandırır.”
“Sirkenin balı bozduğu gibi kötü ahlâk da ameli bozar.”
“Kızdığın zaman sükût et.”
“İşitmek görmek gibi değildir.”
“Beş şeyden önce beş şeyi fırsat ve ganimet bil. İhtiyarlık gelmeden gençliği, hastalık gelmeden sıhhati,
yokluk gelmeden zenginliği, meşguliyet gelmeden rahatı ve ölüm gelmeden hayatı ganimet bil.”
“Bid’at sahibi bid’at işlemekten vazgeçmedikçe Allah’u Teâlâ onun hiçbir ibadetini kabul etmez.”
“İnsanoğlunun iki vâdi dolusu altını olsa üçüncüsünü ister. Karnını ancak bir avuç toprak doldurur. Allah’u
Teâlâ tevbe edenlerin tevbesini kabul eder.”
“Ölünün mezardaki hâli, imdat diye bağıran denize düşmüş kimseye benzer. Boğulmak üzere olan kimse,
kendisini kurtaracak birini beklediği gibi, meyyit de babasından, anasından, kardeşinden, arkadaşından
gelecek bir duayı gözler. Kendisine bir dua gelince dünyanın hepsi kendisine verilmiş gibi sevinmekten daha
çok sevinir. Allah’u Teâlâ, yaşayanların duaları sebebiyle, ölülere dağlar gibi çok rahmet verir. Dirilerin
de ölülere hediyesi onlar için duâ ve istiğfar etmektir.”
Abdullah İbn Abbâs (r.a.) buyurdular ki:
“Kur’ân okuyan kimse hata etse, “lahin” (telaffuzda yanlışlık) yapsa veya acemi olsa bile, melek o kıraati
indirdiği gibi yazar.”
“Çocuklarınızın ilk sözü “Lâ ilâhe illallah” olsun. Ölümlerinde de “Lâ ilâhe illallah”ı telkin edin. Böyle
olursa bin senede yaşasa Allah ondan bir günah sormaz.”
“Her binanın bir temeli vardır. İslâm binasının temeli de güzel ahlâktır.”
“Gece ile gündüz birer binektir. Ahirete iletme vasıtası olarak bunlara bininiz (ömrünüzden istifade edin).
Zinhar tevbeyi geciktirmekten sakının.”
“Gizli sadaka Rabbin gazabını söndürür. Sıla-i rahim ömrü uzatır. Hayır yapan fena ölümden kurtulur. “Lâ
ilâhe illallah ” sözü doksandokuz belayı defeder ki en aşağısı tasa (gam) ‘dır.
“Kişinin kardeşine söylediği güzel bir söz sadakadır. Keza kişinin bir hususta kardeşine yardımı sadakadır.
İçirdiği bir içim su sadakadır. Yol üzerinde eza verecek bir şeyin giderilmesi de sadakadır.”
“Güzel ahlâk hatâları eritir. Suyun buzu erittiği gibi.”
“İçki bütün fuhuşları doğurur. Günahların en büyüğüdür.”
“Bir kulun cildi, Allah’tan haşyeti dolayısıyla ürperir ve tüyleri diken diken olursa o kulun hataları
kurumuş ağaç yapraklarının dökülmesi gibi, üzerinden dökülür.”
“Siz Cennet bahçelerine rastladığınızda faydalanınız. Dediler ki: “Ya Rasûlullah Cennet bahçeleri nedir?”
Buyurdu ki: “İlim meclisleridir.”
“Sana hakkı getirenden hakkı kabul et. Küçük, büyük veya hoşuna gitmeyen birinden de olsa. Ve bâtılı da
reddet, küçük, büyük veya hoşlandığın bir adamdan da olsa.”
“Allah bir kulu sevdiğinde, mescide kayyum eder. Sevmezse hamama hizmetçi eder.”
“Allah (c.c.) zekâtı, malınızın geri kalanının güzelleşmesi ve temizlenmesi için, farz kıldı. Mirası da
sizden sonrakiler için.”
“Bak sana haber vereyim; en iyi hazine saliha kadındır. Kocası yüzüne bakınca, içi açılır, bir şey emretti
mi yerine getirir ve kocasının gıyabında onun ırzını ve malını korur.”
“Sözün içinde, büyü hükmünde sözler vardır. Şiirlerin içinde de hikmet vardır.”
“Duâ rahmetin anahtarıdır. Abdest namazın anahtarıdır. Namaz da Cennetin anahtarıdır.”
“Allah (c.c.) imânı müsamaha ve hayâ içinde yarattı. Küfrü de hasislik ve amel içinde yarattı.”
“Kendisi doyup da komşusu aç olan kimse mü’min değildir.”
“Ulemâ ile oturmak ibadettir.”
“Bir kimse ümmetime ya bir sünnet ifası veya bid’atın izalesi için bir hadis ulaştırırsa onun makamı
Cennettir.”
“Bir kimse kardeşinin yazısına izinsiz bakarsa sanki ateşe batmış olur.”
“Her hadisi herkese söylemeyin, aklı alacak adama söyleyin.”
Yunus Emre ÖZULU


Etiketler: ,


Kategori: