Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > ABDULLAH B. ÖMER B. EL-HATTÂB

ABDULLAH B. ÖMER B. EL-HATTÂB
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 724 EKLENME : 27/07/2013 GÜNCELLENME : 31/08/2013 ABDULLAH B. ÖMER B. EL-HATTÂB Facebook'ta paylaş ABDULLAH B. ÖMER B. EL-HATTÂB İçin Yorum Yap

ABDULLAH B. ÖMER B. EL-HATTÂB

İkinci halife Hz. Ömer (r.a.)’in oğlu ve mü’minlerin annesi Hz. Hafsa’nın ana-baba bir kardeşi, fâkih ve
muhaddis sahâbî. Ebû Abdurrahman künyesi ile tanınan Abdullah’ın annesi Zeynep bnt. Maz’un el-Cümeyhî’dir.
Abdullah b. Ömer’in, peygamberliğin üçüncü yılında doğduğu kaydedildiği gibi onun nübüvvetten bir yıl önce
dünyaya geldiği söylenmektedir. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-Gâbe, Kahire 1286, 111, 230).
Babasıyla birlikte, küçük yaşta İslâm’a girdi ve yine babası ile birlikte Medine’ye hicret etti. Tamamıyla
İslâm toplumunda ve İslâm terbiyesiyle yetişti. Yaşı küçük olduğu için Bedir ve Uhud gazalarına Hz.
Peygamber (s.a.s.) tarafından katılmasına müsâde verilmedi. (Buhârî, Megâzi, 6). Ancak onsekiz yaşlarında
iken Hendek gazvesine ve daha sonra Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında meydana gelen bütün savaşlara katıldı.
Mekke fethinde, Mûte savaşında, Tebük seferinde ve Vedâ Hacc’ında bulundu.
Abdullah b. Ömer, İslâm devleti bünyesinde meydana gelen anlaşmazlıklarla ortaya çıkan ve birbirleriyle
mücadele eden gruplara karışmadı, tarafsız kaldı ve devlet kadrolarında vazife almadı. Zira oğlunu hilâfete
aday göstermesini tavsiye eden sahâbelere Hz. Ömer: “Bir evden bir kurban yeter” demişti. Babasından sonra
başa geçecek halifeyi seçmeye görevli olan şûrâ’ya sadece müşâvir olarak katıldı. Hz. Ömer oğluna şûrâ’ya
katılmasını ancak aday olmamasını tavsiye etmişti. (İbnü’l-Esîr, el-Kâmilfi’tTarih, 111, 65 vd.)
Hz. Osman (r.a.) zamanında, İbn Ömer, devlet işlerine müdahalede bulunmuyordu. Bir gün Hz. Osman, İbn Ömer’e
kadılık yapmasını, müslümanların arasındaki hukukî anlaşmazlıkları hâlletmesini teklif edince özür dileyerek
kadılık vazifesini kabul etmemiş, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.)’in bir sözünü hatırlatmıştı;
– Hz. Peygamber (s.a.s.) buyurmuşlardır ki: “Kadılar üç çeşittir. Birincisi câhillerdir. Bunların yeri
Cehennemdir. İkinci zümre âlimleridir, fakat dünyaya meyilleri vardır, ilimleri ile amelleri bir değildir,
bunlarda Cehennemliktir. Üçüncü zümre ise hem âlim, hem de dünyaya meyli olmayanlardır.” (Ebû Dâvud, Akdiye,
2).
– Hz. Osman, Hz. İbn Ömer’e dedi ki:
– “Ama, senin baban Hz. Peygamber (s.a.s.) zamanında kaza* işleri ile uğraştı ve kadılık yaptı.”
– “Evet, doğrudur, fakat babam bir mesele ile karşılaşınca Rasûl-i Ekrem’e müracâat eder, müşküllerini
hâlletmede zorluk çekmezdi. Çünkü Rasûl-i Ekrem müşkil* bir mesele ile karşılaşınca onun da müşkilini vahiy
hâllederdi. Şimdi Rasûl-i Ekrem aramızda yok ki problemlerimizi ona götürelim. Allah şimdi bizim yardımcımız
olsun.”
Hz. Osman da bu hususta Hz. İbn Ömer’e fazla ısrarda bulunmadı.
Hz. İbn Ömer, hükümet ve devlet işlerinden uzak kalmasına rağmen hak yolunda cihâd* edip İslâm fetihlerine
katıldı. Nitekim Hicret’in yirmiyedinci yılında Afrika’da Tunus, Cezayir, Merakeş seferine katılmıştı.
İbn Ömer Hicret’in otuzuncu senesinde Horasan ve Taberistan fetihlerinde bulundu ve onun Taberistan fethinde
bir Dihkan’ı öldürdüğü bilinmektedir. Ancak hükümet ve devlet işlerine müdahâle hususunda çok ihtiyatlı
davranıp, daima uzak kalmayı tercih etti.
Hz. Osman’ın şehâdetinden sonra ilmî yüceliği, kahramanlığı ve mücahidliği Hz. Ömer’in oğlu olması sebebiyle
halîfe* olması istendiyse de kabul etmedi. Hz. Ali tarafında yer aldı. Dahilî olaylara karışmadı. Sıffin
olayından sonra da halifelik tekliflerini reddetti. Muâviye zamanında 669 yılında Hz. Peygamber’in güvenini
kazanmış ve bayraktarlığını yapmış olan Halid b. Zeyd Ebu Eyyub el-Ensâri* ile İstanbul surları önlerine
kadar gelip, İstanbul’un ilk muhasarasına katıldı. Onun devlet bünyesinde ve İslâm toplumunda meydana gelen
iç karışıklıklar sırasında temkinli davrandığını görmekteyiz. Fakat Sıffin’de Hz. Ali’ye muhalefet edenlere
ve Abdullah b. Zübeyr’i Kâbe’de muhasara edip şehid edenlere karşı savaşmadığına pişman olduğunu bizzat
kendisi ifâde etmiştir (İbn AbdülBerr, el-İstiâb, II, 345), Haccac’a karşı savaşmadıysa bile onun zulmünden
asla çekinmeden İslâmî ahkâmı çiğnemesine karşı susmayıp onu gerektiğinde sert bir şekilde uyarmıştı. Hattâ
onun bu gibi uyarılarına kızan Haccac b. Yusuf, Abdullah’ı öldürtme yollarını aramıştı.
Nihâyet hicretin yetmişdördüncü yılında Abdullah b Ömer seksendört veyahut seksen beş yaşında iken vefat
ettiği (İbn Sa’d, Tabakat, IV, 187), başka rivâyetlerde de onun seksenaltı yaşında vefat ettiği kaydedilir.
(İbnü ‘l-Esir, Üsd ü ‘l-Câbe, I V, 230-23 1 ) .
Hac mevsiminde adamın biri ucu zehirli bir mızrak ile Abdullah b. Ömer’i ayağından yaraladı. Vücûdu
zehirlendi. Bu zehirlenme vefatına sebep oldu. Bir rivâyete göre yukarıda söylediğimiz gibi bu yaralama
Haccac b. Yusuf’un tertibi idi.
İbnü’l-Esir’in kaydına göre, Haccac b. Yusuf minberde hutbe* okuyordu. Hutbe’de Abdullah İbn Zübeyr’e ağır
sözler söylemiş ve bazı ithamlarda bulunmuş, onun Kur’ân-ı Kerim’i tahrif ettiği iddiasını ortaya atmıştı.
İbn Ömer düşünmeden ve çekinmeden Haccac’a bağırıp: “Yalan söylüyorsun, bunu ne İbn Zübeyr yapardı, ne de
senin bu işe gücün yeter!…” demişti.
İbn Ömer’in halkın toplu bulunduğu bir yerde böyle sert konuşmasından Haccac fena halde bozulmuş, ona kin
besleyip çok kızmıştı. Açıktan açığa ona bir şey yapamayacağından gizlice ve hainlikle intikam almayı
düşünmüştü. (İbn Hallikân, Vefayatü’l Ayan, II, 242). Ancak İbnü’l-Esir Haccac’ın hutbe meselesini başka
türlü anlatmaktadır. Ona göre, Haccac hutbeyi çok uzatmış, o kadar uzatmıştı ki, ikindi namazına vakit
daralmıştı. Bu ara İbn Ömer, “Güneş seni beklemiyor” diye ihtarda bulunmuştu. İkinci bir rivâyete göre, İbn
Ömer’in onu beklemeyip kıymet vermemesine Haccac’ın canı sıkılmış, firavunluğu tutmuştu. Fakat Emevi
hükümdarı Abdülmelik b. Mervan’ın korkusundan İbn Ömer’e karşı gelemiyordu. Bu meselenin iç yüzünün bu
şekilde olduğu anlaşılmaktadır. Yoksa imkân bulduğu takdirde Haccac, İbn Ömer’i bir an evvel ortadan
kaldırmada tereddüt etmezdi. (İbnü’lEsir, Üsdü’l-Gâbe, 111, 230)
Hac mevsiminde halkın kalabalık bulunduğu bir sırada kim vurduya getirmek için Haccac bu hâdiseyi
tertiplemişti. Hattâ İbn Ömer hastalandığı sırada Haccac ziyaretine gitmiş suçlunun yakalanıp
cezalandırılması meselesi söz konusu olmuştu. İbn Ömer o sırada Haccac’a: “Sen silahla Harem-i Şerif’e
girilmesine müsâade ettiğin için bu olay meydana geldi. Harem-i Şerif’e silahlı girmenin doğru olmadığını
biliyordun. Bunun önüne geçmiş olsaydın bu hâdise olmazdı” demiş, o da susmuştu (İbn Sa’d, Tabakat, IV, 187
vd.).
İbn Ömer Medine’de vefat etmeyi arzu ediyordu. Zira son günlerde Mekke’de vaziyetin iyi olmadığını sezmişti.
Cenab-ı Hakk’a dua ediyor: “Allah’ım, beni Mekke’de öldürme!” diye yalvarıyordu. Oğlu Sâlim’e şöyle vasiyet
etmişti: “Ben Mekke’de ölürsem beni Harem hududu civarında defnet, sen de buradan göçüp git!” İbn Ömer bu
vasiyetinden birkaç gün sonra vefat etti.
Vefatını müteakip vasiyeti* gereğince halk toplandı. Haccac da suçluluğunu örtbas etmek için cenaze namazına
katıldı. Hatta namazını Haccac’ın kıldırdığı bilinmektedir. (İbn Sa ‘d, Labakat aynı yer). Vefat ettiğinde
onbiri erkek onbeş çocuğu vardı.
Muhit ve aile olarak tamamen İslâmî terbiye ile yetişmesi ve Rasûlullah’ın sohbetlerinde devamlı bulunması
ona bizzat hizmet etmekle şereflenmesi, fıtraten üstün hâllere sahip olmasından dolayı zamanının bütün
ilimlerinde mâhir ve üstad olmasını sağladı. Her konuda çok dikkatli araştırmayı, incelemeyi severdi. Sahâbe
içinde dünyaya önem vermemesi örnek gösterilirdi. Haram ve şüpheli konularda çok titiz davranırdı.
Kur’ân-ı Kerim’in tefsiri hususunda da sahâbenin ileri gelenlerindendi. Bir gün Hz. Peygamber, ashâb-ı
kirâm’a İbrahim sûresi* Yirmidördüncü âyetinde geçen “ağaç”ın nasıl bir ağaç olduğunu sormuş. Hiç kimse
cevap verememişti. Rasûlullah (s.a.s.) bunun “hurma ağacı” olduğunu açıklayıp da oradakiler dağılınca
Abdullah b. Ömer yolda giderken babasına “Rasûli Ekrem’in, ağacın nasıl bir ağaç olduğunu açıklamasından
önce hurma ağacı olduğu kalbime doğdu” dedi. Babası Ömer, “Peki neden bunu söylemedin?” deyince, Abdullah
“Rasûlullah’ın huzurunda sen ve Ebû Bekir dururken konuşmayı uygun görmedim” demişti (İbn Hâcer, Fethu’l-
Bârî Şerh Sahihi’l-Buhâri, Mısır 1959, IX, 449). Bu da onun Allah’ın âyetlerine vukûfiyetini gösterir.
Abdullah b. Ömer helâl ve harama ait hadisleri en çok bildiren râvidir. Genellikle işittiği hadisleri
yanılgıyı azaltmak, unutkanlığı ortadan kaldırmak için devamlı yazardı. Gerekmedikçe de hadis rivâyet
etmezdi.
İbn Ömer tefsirde olduğu kadar hadis ilminde de ileri gelenlerden de hadis hâfızları arasında ün kazanmış
sahâbîlerdendir. Elimizde mevcut hadis kitaplarında İbn Ömer’den ikibinaltıyüzotuz hadis rivâyet
olunmuştur.
Bunlardan yüzaltmışsekiz tanesi Buhârî* ve Müslim* tarafından müştereken rivâyet edilmiştir. Buhârî’de
seksenbir, Müslim’de de otuzbir; Ahmed b. Hanbel’in Müsned’inde iki binondokuz hadis ayrıca
naklolunmaktadır.
İbn Ömer Rasûl-i Ekrem’in sözlerini, fiillerini şevk ve zevk ile izlerdi. Ekseriya Rasûl-i Ekrem’in
hizmetinde ve huzurunda bulunurdu. Bulunmadığı zaman da Rasûl-i Ekrem’in söz ve fiilini huzurda
bulunanlardan sorar, tetkik ederdi. Bir meselede şüpheye düştüğü, yahut iyi anlamadığı takdirde hemen
Rasûl-i Ekrem’e gidip öğrenirdi. Bu suretle Rasûl-i Ekrem’in söz ve fiillerine ait hadisleri toplamış,
hıfzetmişti .
Hadîs-i Şeriflerin ümmet içinde yayılması ve ümmetin evlatlarına öğretilmesi hususunda İbn Ömer’in büyük
hizmeti olmuştur. Hadisi iyi bilip, iyi tetkik edenlerdendi. Bildiğini öğretmekten büyük zevk duyardı.
Rasûl-i Ekrem’in vefâtından sonra altmış yıl yaşadı. Ömrü boyunca Rasûlullah’ın hadislerini İslâm ümmeti
arasında yaymakla vakit geçirdi. Nitekim elimizde bulunan hadislerin nakil silsilesinin çoğu Abdullah İbn
Ömer’e dayanmaktadır.
İbn Ömer, Medine’de ders halkası oluşturarak hadîs öğretirdi. Bundan başka her zaman hac mevsiminde Mekke’de
İslâm dünyasının dört bir yanından gelen hacılara Rasûlullah’ın hadislerini öğretme konusunda büyük gayret
sarfederdi.
Çok hadîs bilmesine rağmen büyük titizliğinden çok az rivâyette bulunurdu. Abdullah b. Ömer’den Nâfi ve İmam
Mâlik* b. Enes’in rivâyetleriyle gelen hadisler en sağlam rivâyetler olarak değerlendirilmekte ve bu rivâyet
zincirine “Altın Zincir” adı verilmektedir. Abdullah b. Ömer’den hadis öğrenimi görenler arasında başta
Abdullah b. Abbâs olmak üzere Câbir b. Abdullah, Saîd b. el-Müseyyeb, Said b. Cübeyr, Abdullah b. Keysân,
Hasan-ı Basrî, Nâfi, Mücâhid, Tâvûs, Enes b. Şîrin gibi meşhur muhaddisler ve oğullarından Hamza, Bilâl,
Abdullah ve Ubeydullah vardır. İbn Ömer bu hadis ilminden dolayı çok hadis rivâyet eden Muksirûn* sahâbeler
arasında yer almaktadır.
Abdullah’ın, muhaddisliğinin yanı sıra fakîh bir sahâbî olduğu da bilinen bir husustur. İbn Ömer ömrünü
Medine’de geçirmiş ve fıkıh* üzerinde çalışmıştır. Medine’nin fıkıh âlimlerinin birçoğu fetvalarında İbn
Ömer’in bilgisinden faydalanmışlardır. Ehl-i Sünnet’in dört imamından biri olan İmam Mâlik’in fıkhı Abdullah
İbn Ömer’in fetvaları ile doludur. İmam Mâlik’in dediği gibi, Abdullah b. Ömer fıkıh âlimlerinin başında
gelenlerdendi. Eğer İbn Ömer’in fıkıhtaki fetvaları toplansa büyük bir eser meydana gelir. Nitekim, Mısır’lı
âlim M. Revvâs Kal’acı “Mevsû ‘atu Fıkhî Abdullah b. Ömer” (Abdullah b. Ömer’in Fıkhı Ansiklopedisi) adıyla
bir eser vücûda getirmiştir. (Beyrût 1986). İslâm fıkıh ulemâsının en ileri gelenlerinin bildirdiklerine
göre, İslâmî meselelerde İbn Ömer’in sözleri ile amel etmek yeterlidir.
Abdullah b. Ömer uzun bir ömür sürdüğünden peygamberimizden sonra altmış yıl müddetle fetva* vermiştir.
Ancak fetva verme konusunda çok ihtiyatlı hareket ederdi. Şahsiyet olarak; iyilik etmeyi, sadaka vermeyi,
hayır yapmayı, hele köle azad etmeyi çok severdi. Sağlam karakterli, iyi ve güzel huylu olup, kötülüklerden
kaçınırdı. Her yaptığı işi Allah rızası için yapardı. Kendi yüzük taşında: “Allah Teâlâ’ya, Allah için hâlis
ibâdet etti.” ibâresi yazılıydı. Dünya malına, dünya zevklerine hiç gönül vermezdi. Sahâbe’den Câbir b.
Abdullah: “Ömer ve oğlu Abdullah’dan başka içimizde dünyaya meyli olmayan kimse yoktur.” derdi.
İlimde imamlığa yükselen muhaddis ve tâbiînin büyüklerinden olan Nâfi, Abdullah b. Ömer’in azatlısıdır. Nâfi
köle iken İbn Ömer onu onbin dirheme satın alıp, “Seni Allah rızası için azat ettim” diyerek kölelikten
kurtarmıştır. Kölelerinden ibâdet edeni gördükçe hemen onu âzad ederdi. “İbadeti göstermelik yaparak âzad
olmak isteyenler olursa ne yaparsınız?” diye ona sorulduğunda Abdullah’ın “Hayır için aldanmaktan iyi şey
var mıdır?” buyurdukları meşhûrdur. İmam Nâfi, Abdullah için: “Her zaman dualarında belirttiği gibi bin köle
âzad ettikten sonra vefat etti.” demişti. Çoğu zaman sırtındaki kaftanını çıkarıp gördüğü bir fakire
verirdi.
Abdullah b. Ömer’in evinde misafir* eksik olmazdı. Akşam yemeklerini yalnız yediği nadirdir. Mutlaka
misafiri olur, olmazsa arar bulurdu. Kendisi de dostlarının evinde üç günden fazla misafir kalmazdı. Evinde
en zarûrî ihtiyacını karşılayan eşya bulundururdu. Cuma’dan önce mutlaka yıkanır, abdest alır, güzel kokular
sürünürdü. Her namaz için abdest alır, geceleri çok namaz kılardı.
Abdullah’ın oğlu Hâlid’in âzad ettiği Ebû Gâlib şöyle anlatır: “Abdullah b. Ömer Mekke’ye geldiğinde sık sık
bize misâfir olurdu. Geceleri teheccüd namazı kılardı. Bir gece sabah namazı yaklaştığı zaman bana “Kalkıp
namaz kılmayacak mısın? Kur’ân’ın üçte birini de okusan yeter.” dedi. “Sabah yaklaştı, kısa zamanda
Kur’ân’ın üçte birini okuyup yetiştiremem” dedim. Bana dönerek: “İhlâs sûresi Kur’ân’ın üçte birine
eşittir.” dedi.
İmam Nâfi’in naklettiğine göre, Abdullah b. Ömer mûsıkîyi * sevmezdi. Teğanni ve saz seslerine kulaklarını
tıkardı. Bir gün birisi yanına yaklaşarak: “Abdullah, Allah için seni çok seviyorum” dedi. Abdullah da: “Ben
de Allah için seni hiç sevmiyorum. Çünkü sen ezanı teğanni ederek, şarkı söyler gibi okuyorsun” buyurdu.
Allah’tan başka kimseden korkmazdı. Kötülüğe karşı hep iyilikle karşılık verirdi. Zeyd b. Eslem şu olayı
anlatır: “Adamın birisi yolda Abdullah b. Ömer’e sövüp saymaya başladı. Abdullah evinin kapısına varıncaya
kadar onu sabırla dinledikten sonra adam dönerek, “Ben ve kardeşim Âsım kimseye sövmeyiz” dedi.
Çok az yemek yerdi. Hele acıkmayınca hiçbir şey yemezdi. Bir gün dostlarından birisi ona hazım
kolaylaştırıcı bir ilâç hediye etmek istedi. O dostuna şu cevabı verdi: “Ben hiçbir yemekten karnımı
doyururcasına yemedim. Hazım ilâcına ihtiyacım olacağını zannetmiyorum.”
Bu kadar tok gözlü olmakla beraber aynı zamanda son derece müstağni bir kişi idi. Kimseden bir şey
istemezdi. Herkes ona hizmet etmek ister, fakat o asla kabul etmezdi.
Bir ara Abdülaziz b. Hârun ona haber gönderip ihtiyaçlarının ne olduğunu bildirmesini istemiş, İbn Ömer onun
davranışına karşı şu cevabı vermişti: “Siz, geçimleri size ait olanların, geçimlerini üzerinize almış
bulunduğunuz kimselerin ihtiyaçlarını temin ederseniz daha iyi olur ” (İbn Sa’d, Tabakat, IV, 174).
Ancak İbn Ömer bir şey hediye* edildiğinde onu geri çevirmezdi. Nitekim Muhtar mal-ve mülkünün bir çoğunu
İbn Ömer’e hediye etmiş, o da kabul eylemişti. “Bize hediye edilenleri biz de hediye eder, Hak yolunda
dağıtırız.” demişti. Ve bütün hediyeleri ihtiyaç sahiplerine dağıtmıştı.
Bir ara İbn Ömer’in halası Ramle ona ikiyüz dinar altın para göndermişti. Emir Muâviye ise bir aralık onun
ihtiyaçları için yüz bin dinar yollamıştı. Muâviye bu parayı gönderirken İbn Ömer’in Yezîd’e bey’at etmesini
de düşünerek buna başvurmuştu. İbn Ömer bunu kabul etmemiş, “Benim imanım sizin paranızdan daha değerlidir .
” demişti . (İbn Sa ‘d, aynı yerler).
Abdullah b. Ömer’in yaşayışı her türlü gösterişten uzak idi. O bu hususta mükemmel bir örnektir. Bir
oturuşta binlerce dirhem para dağıtmış olan bir zâtın bütün ev eşyası bir halı veya kilim ve bir de yataktan
ibaret idi. Bunların bütün kıymeti yüz dirhem tutmazdı.
Abdullah varlıklı olmakla beraber yaşayışı işte bu kadar sâde idi. Cuma günleri hariç, güzel koku
kullanmazdı. Yalnız cuma günü iyi elbise giyerdi. Bir gün Cuma’dan sonra yolculuğa çıkması gerekti. Güzel
elbiselerini giymişti. Bu elbiseyi eve gönderip değiştirdi ve normal elbiselerini giydi.
İbn Ömer şekil ve şemâli hususunda babası Ömer’e çok benzerdi. Uzun boylu ve esmerdi. Sakalı ağardığı zaman
koyu sarıya boyardı. Zira sakalının rengi de koyu sarıydı.
Ahmed AĞIRAKÇA
Abdullah b. Ömer’in Bizzat Peygamber Efendimiz’den Duyarak Naklettiği Bazı Hadisler
– İnsanoğlu Allah’tan başka hiçbir şeyden korkmazsa Allah’u Teâlâ ona hiçbir şeyi musallat etmez.
– Nasihat olarak ölüm yeter.
– İstediğini ye, istediğini giyin. İnsanları yanlış yola götüren israf ve tekebbürdür.
– Sağlığında hastalığın ve hayatında ölümün için tedbir al.
Abdullah İbn Ömer (r.a.) buyurdu ki:
– Ey insan bedeninle dünyada ol, kalbinle âhireti bul.
– Hikmet ondur; dokuzu sükût, biri de az konuşmaktır.
– Haramdan kaçınmadıkça ibâdetler kabul olunmaz.
Ebû Seleme b. Abdullah şöyle demiştir: “Abdullah İbn Ömer vefat etti. O fazilette babası Ömer’e çok
benzerdi. Hz. Ömer kendisinin benzerlerinin çok olduğu bir zamanda yaşamıştı. Fakat Abdullah İbn Ömer ise
kendisinin bir benzeri bulunmayan bir dönemde yaşamıştı.”


Etiketler: ,


Kategori: