Anasayfa > DİNİ KİTAPLAR > ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB

ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB
PUAN : 1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars
Loading ... Loading ...
OKUNMA : 434 EKLENME : 27/07/2013 GÜNCELLENME : 25/08/2013 ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB Facebook'ta paylaş ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB İçin Yorum Yap

ABBÂS İBN ABDULMUTTALİB

Hz. Peygamber’in amcası. Künyesi Ebu’l-Fazl. Babası Abdulmuttalib, annesi Nuteyle’dir. Abbas Rasûlullah’tan
bir iki yaş büyüktü.
Abbas, çocukluğunda kaybolmuştu. Annesi onu bulunca Kâbe’nin örtülerini ipeklilerle yenilemişti. Rasûlullah
çocukken annesi ölünce dedesi Abdulmuttalib’in himayesine geçtikten sonra Abbas’la çocuklukları beraber
geçti. Gençliğinde Hz. Abbas ticaretle uğraşıp, zengin oldu. Araplar arasında Kâbe’ye hizmet büyük bir şeref
sayılırdı. Kâbe hizmetleri Kureyş’in ileri gelenleri arasında bölüşülmüştü. Hz. Abbas da sikâye* görevini
yapıyordu. Hac günlerinde Abbas ile kardeşleri Zemzem kuyusundan su çekerek hacılara dağıtırlardı. Hz. Abbas
su dağıtma görevini İslâm’dan sonra da sürdürdü. Peygamberimiz Veda Haccı’nda Zemzem kuyusunun başına gelip
Hz. Abbas’tan su istemiştir.
Hz. Abbas, Peygamberimiz (s.a.s.) İslâm’ı yaymaya başladığında tarafsız bir tavır takınmıştı. Ne iman etmiş,
ne de karşı koymuştu. Hatta kabul etmemesine rağmen İslâm davetinde Hz. Peygamber’e yardımcı olmuştur.
Medineliler Akabe’de Hz. Peygamber’e bey’at ettiklerinde Hz. Abbas da orada bulunmuştu. Bey’at sırasında
Rasûlullah’ın elini tutmuş, Medinelilerle bey’atin gerçekleşmesinde önemli bir rol oynamıştır. Hz. Abbas,
müslüman görünmese de, ticârî ve idârî nüfûzundan Hz. Peygamber’i yararlandırmıştır. Öte yandan hanımı
Ümmü’l Fazl ise, ilk müslümanlardandır. Müşrikler Bedir’e giderken zorla Hz. Abbas’ı da götürdüler. Hz.
Abbas’ın kerhen müşriklerle Bedir savaşına katılması üzerine Rasûlullah şöyle dedi:
“Abbas’a her kim rastgelirse sakın öldürmesin. O, müşriklerin zoru ile yurdundan gönülsüz çıkmıştır.” Fakat
Hz. Abbas, Bedir’de esir düştü ve Rasûlullah’ın huzuruna çıkarıldı. Rasûlullah ona kendisi, kardeşleri ve
müttefiki olan Utbe b. Amr için fidye vermesini söyledi. O ise yalnız kendisi için yüz, Akil için seksen
ukiyye -takriben yedi bin dirhem-altın vermekle yetindi. Ötekiler kendi mallarından fidye verip kurtuldular.
Abbas, fidyeleri verdikten sonra Rasûlullah’a şöyle dedi: “Beni Kureyş’in fakiri dedirtecek hâle koydun.
Hayatım boyunca ötekine berikine avuç açacak hâle getirdin.” Rasûlullah da cevaben: “Peki Ümmü’l-Fazl’e
emanet ettiğin mallar ne oldu? Buraya gelirken, ‘Şayet kazaya uğrarsam işte bunları oğullarım Fazl, Abdullah
ve Kusem için sakla, seni kendimden sonra zengin bırakıyorum’ diyerek gösterip gömdüğün altınlar ne oldu?”
buyurdu. Abbas şaşırdı ve “Vallahi senin Rasûlullah olduğuna şehadet ederim. Bunu benden, bir de Ümmü’l-
Fazl’dan başka hiçbir kimse bilmiyordu.” dedi ve o anda hemen iman etti. Daha sonra Hz. Abbas Mekke’ye
döndü. Müslümanlığını gizledi ve Mekke’deki müslümanları korudu; Mekke ve müşriklerle ilgili Peygamberimize
haberler yolluyordu. Hz. Abbas, Mekke’nin fethinden kısa bir süre önce Medine’ye hicret etti. Hatta yolda
Mekke’yi fethe gelmekte olan Hz. Peygamber ile karşılaştığında Rasûlullah ona, “Ben peygamberlerin
sonuncusu, sen de muhacirlerin sonuncususun” demiştir. Abbas Mekke’nin fethinden sonra Peygamber’in yanında
yer aldı; Huneyn’de İslâm ordusu dağılıp çok az kişi kalmışken Abbas, Peygamberimizin atının dizginlerini
tutmuş ve çağrısıyla müslümanları çözülmekten kurtararak tekrar toplanmalarını sağlamış ve savaşın
kazanılmasına sebep olmuştur. Böylelikle onun gür sesi sayesinde büyük bir bozgun önlenmiş oldu .
Hz. Peygamber, Vedâ Hutbesi’nde, “fâizin her türlüsünün ayağı altında olduğunu ve ilk kaldırdığı fâizin
amcası Abbas’a ait olan fâiz borçları olduğunu” söylemiştir. Hz. Abbas çok zengindi ve faizle borç para
veriyor, yani tefecilik yapıyordu; ancak fâizin kaldırılmasından sonra bir daha fâiz alış-verişiyle
uğraşmamıştır. Bizans seferlerinde müslüman orduların silah ve teçhizatının malı kaynağını da Hz. Abbas
karşılamıştır.
Hz. Abbas’ı, Rasûlullah’ın vefatı sırasında hilâfet meselesiyle uğraşırken bulmanın anlamı, onun,
halifeliğin Hâşimoğullarında kalmasını istediği şeklinde yorumlanabilir. Hz. Peygamber rahatsızlanınca Hz.
Abbas, Hz. Ali’ye, “Görmüyor musun? Rasûlullah vefât etmek üzeredir. Ben Abdulmuttalib oğullarının
ölecekleri sırada yüzlerinin ne hâle geldiğini bilirim. Haydi Allah Rasûlü’nün yanına gidelim de halifeliği
kime bırakacağını soralım. Bize bırakırsa bunu bilelim. Bizden başkasına bırakıyorsa kendisiyle konuşalım,
bize gerekli tavsiyelerde bulunsun” dedi. Hz. Ali bu teklifi reddederek, “Allah’ın elçisinden bunu sorar da,
o başkanlığın bize ait olmadığını söylerse millet bizi hiçbir zaman başkan yapmaz, onun için ben bunu
soramam” dedi.
Hz. Âişe’den rivâyete göre, Rasûlullah hastalandığında burnuna burun otu damlatıldı. Hz. Peygamber
ayıldıktan sonra şöyle dedi: “Abbas’tan başka her birinizin burnuna bu ilaç damlatılacaktır.” Çünkü Abbas
ilaç damlatılırken hazır değildi.” Başka bir rivâyete göre, Hz. Abbas, Rasûlullah’ın burnuna ilaç damlatmış,
Peygamberimiz ayıldığında “İlacı kim damlattı?” demiş; Abbas’ın damlattığı söylendiğinde Rasûlullah (s.a.s.)
Habeşistan’ı işaret ederek, “Bu ilacı kadınlar işte şu memleket tarafından getirdiler. Niçin bu ilacı
damlattınız?” diye sormuştur. Abbas da “Biz senin zatülcenb hastalığına tutulmandan korktuk” demiş.
Rasûlullah da şu cevabı vermiş: “Allah beni bu hastalıkla cezalandırmaz. Amcam hariç olmak üzere evde
bulunanların hepsinin burnuna bu ilaç damlatılacaktır.”
Hz. Abbas üç halife zamanında da yaşadı. Hicretin otuziki’nci yılında Medine’de seksen sekiz yaşında vefat
etti. Cenâze namazını Hz. Osman kıldırdı. 653 yılında öldüğünde arkasında on erkek çocuk ile bir çok kız
çocuğu bırakmıştır. Hudeybiye barışı sırasında Hz. Abbas’la görüşen Hz. Peygamber onun baldızı Meymûne ile
evlenmişti. Hz. Abbas’ın soyundan gelenler sonradan Abbâsîler devletini kurdular.
Rasûlullah, amcası Hz. Abbas’a saygı gösterir, onu övücü sözler söylerdi. “Abbas bendendir, ben de ondanım.”
Bir gün sarhoşun biri yakalanmış götürülürken Abbas’ın evine kaçmıştı. Tekrar yakalandıktan sonra olay
Rasûlullah’a anlatılınca o gülümsemiş ve bir şey söylememişti. Rasûlullah, “Abdulmuttalib oğlu Abbas, bu
Kureyş’in en cömerdi ve akrabalık bağlarına en saygılısı” demişti. Hz. Abbas köle azâd etmeyi çok severdi.
Devlet işlerinde halifeler onun fikrini alırlardı. Hz. Ömer onu yağmur dualarına alır götürürdü. Dürüst,
geniş düşünceli, cömert, yardımsever bir sahabeydi. Nesli alabildiğine çoğalmıştır. Buhârî ve Müslim’de
ondan otuzbeş hadis rivayet edilmektedir. Hz. Abbas Medine’de el-Bakî’* kabristanında medfundur.
Akif KÖTEN


Etiketler: ,


Kategori: